KEMİK KARDEŞLİĞİ

Ciltler dolusu Büyük Doğu-İBDA külliyatının bize öğrettiği inceliklerden birisi, büyük velilerin “terk, terk ve nihayet terki de terk” makamına erdikleridir. Onlar bu tekâmül sürecinde ilahi hikmet okyanusundan derledikleri incilerin ışığı ile yeryüzünü aydınlatmanın  misâlini gösterir; toprak seviyeli meselelere de işaret levhası çizer. Bu sebeple Büyük Doğu – İBDA düşüncesi Allah dostlarının söz ve davranışlarına hikmet gözüyle bakmanın; insan ve toplum meselelerini onların projektörüyle aydınlatmanın destanlık örneğidir.

Bu büyüklerden birisi de Hazret-i Mevlana’dır. Bazı nasipsizler son zamanlarda ona saldırmayı alışkanlık haline getirip, TDK sözlüğü ile onun eserine bakarak; kaba izah ve tevillerle büyük veliye diş geçirme uğraşında olsa da; o da tıpkı diğer büyük veliler gibi “halk içinde yaşayan, halkla alış veriş eden ama bir an bile Hakk’tan gafil olmayan” mana kahramanlarındandır.

Ülkemizde son birkaç aya damga vuran cemaat – hükümet cedelleşmesinin izahını hangi sosyal bilimci, filozof, siyaset uzmanı anlatacağımız şu menkîbe çapında misallendirebilir?

Hikaye şu:

Mevlana hazretleri, müridleriyle birlikte yürürken; bir köşede sevimli köpek yavruları kendi arasında oynaşmakta, kuyruk sallayıp eğlenmekte, birbirlerini yalamaktadır. Müridlerden birisi bu dostluk tablosuna gıptayla bakar ve  iç geçirerek şöyle der:

-Ne güzel bir manzara? Keşke insanlar şu kardeşliği görüp ibret alsa…

Mevlana hazretleri, imtihandan geçmeyen dostluğa dair hüküm verilemeyeceğinin sırlarıyla dolu olarak, cevabı yapıştırır:

-Sen onların arasına önce bir kemik at; sonra seyret dostluklarını!

Hiçbir edebiyatçı, bilim adamı, sosyolog meseleyi bütün istikametleriyle bu kadar kısa ve net çerçeveleyemez.

Kemiği bölüşemediler. Birbirlerine ne kadar acımasız ve ahlâksızca saldırıyorlar? Bir anda nasıl bel altı vurmaya başladılar? Görüyorsunuz işte olup bitenleri. Yaşadığımız günler…

SANDIK SENİ AK’LAR MI?

Başbakan ne zaman sıkışsa, bir hırsızlığı ve yolsuzluğu ifşa olsa; yediği kılçıklardan birisi boğazına düğümlense hemen sandığın arkasına saklanıyor. Oysa bazı suçlar vardır ki, değil yüzde elli; yüzde doksan oy alsan seni kurtarmaz.

Sandık hırsızlığı aklamaz.

Sandık yolsuzluğu temizlemez.

Sandık rüşveti meşrulaştırmaz.

İşkence, yargısız infaz, çocukların öldürülmesi için emir vermek gibi durumlar sandık meselesi değil; hukuki mesuliyeti olan fiillerdir.

Sandık; hırsızlığın, cinayetin temizleneceği, yıkanacağı yer değildir. Onun yeri mahkemelerdir.

Peki, sen hukuku da hiçe sayıp, boyuna meydanlara topladığın kalabalıklara vurgu yaparak sağına soluna bakmadan bodoslama devam edersen ne olur?

Dün onun İzmir mitingini görünce aklıma Adnan Menderes’in İzmir mitingi geldi.

Merhum Menderes’in İzmir’de 350 bin kişiye karşı yaptığı meşhur mitingden hemen sonra Ord.Prof. Ali Fuat Başgil hoca onun yanına koşuyor ve “bu gidişin sonu iyi değil, istifa et başka türlü gidişata engel olamazsın” diyor. Menderes bilindik kibarlığından zerre ödün vermeden “hocam nasıl olur, daha dün İzmir’de 350 bin kişiye konuştum; üç beş aykırı ses öyle istiyor diye istifa mı edilir ” deyince Ali Fuad hoca meşhur cevabını yapıştırıyor;

-Muhterem başvekilim; KALABALIKLARA GÜVENEREK SİYASETTE YOL ALMAYA ÇALIŞMAK, HER YANINA BAL ÇALIP KARINCA YUVASINA DALMAYA BENZER.

Yorumsuz!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: