BABA TAYYİP MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ?

BABA TAYYİP MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ?

İSTİŞARE TOPLANTISI VESİLESİ İLE

25 Mayıs 2014 tarihli ADIMLAR Dergisi’nin düzenlemiş olduğu istişare toplantısındaki, mevzulardan bir tanesi de;  “İktidara talip bir hareketin bazı mensuplarının, iktidarı, tam mânâsıyla neden düşman olarak göremediği, kabul edemediği veya algılayamadığı” realitesiydi.

Gerek gönüldaş çevremiz hasebiyle, gerekse kendi açımızdan bizim için böyle bir durum söz konusu olmadığından,  doğruyu söylemek gerekirse,  bir takım değerlendirmelerimiz olmakla birlikte, uzun uzadıya düşündüğümüz ve kritik ettiğimiz bir mesele değildi bu.

İstişare toplantılarının bu mânâda ne kadar ufuk açıcı olduğunu bir kez daha müşahede ettik ve mesele etrafında düşünmeye başladık.

Bizim kendi gönüldaş çevremizin dışında, değişik çevrelerden de İBDA bağlısı kişilerle temas halinde olduğunu tahmin ettiğim birkaç arkadaş durum tesbitlerini ;

“İktidarın tam olarak düşman görülememesinin sebeplerinden birisinin, onların her ne olursa olsun “kardeş” olarak kabul edilmesi” şeklinde belirlediler.

Bu tespit, durum değerlendirmesi olarak baktığımızda, üzerinde çok konuşulması ve tartışılması gereken, tespitlerden bir tespit olarak doğru olabilir.

Fakat bizim için çok daha önemli bir tespit var ki, o da, bu yazının içeriğini oluşturacaktır.

Bu tespiti yazımızın başında birkaç cümleyle vermek yerine, önce hayatımızı bir film şeridi gibi gözden geçirmenin gerekli olduğu kanaatindeyiz. Bu vesile ile herkes hayatını bir-iki dakika gözden geçirsin isteriz.

“Mücadele tarihi”  içerisinde yaşadığımız hayat nasıl bir hayattı?

Bu soru bize, bütün oluş ve olamayışlarımızla birlikte, her şeyin cevabını verecek en elzem sorudur.

Aslına bakarsanız, şuurlu olarak mücadele tarihine kendimizi dahil hissetmeye başladığımız ânın da öncesine gitmekte fayda var. Örneğin;

Yapı itibâri ile nasıl bir çocuktuk?

Anne ve babalarımız bizleri hangi kriterlerle yetiştirdiler ve buna mukabil biz nasıl ve ne yönde şekillendik?

Çocukluğumuzdan itibaren kendimize düstur edindiğimiz şeyler nelerdi?

Çevre bizi, hangi dönemlerimizde, ne şekilde etkiledi?

Netice olarak, sorulması gereken elzem sorulardan bir tanesi de şudur;

Sağlam ve oturmuş bir karaktere sahip olabildik mi?

Kendimizi ne kadar kritik edebiliyor, yanlışlarımızı ne derece önemsiyor ve bunları düzeltmek için ne kadar çaba harcıyoruz?

“Marazın tespiti için hastanın hastalığını kabul etmesi” şartını ne kadar gerçekleştirebiliyoruz?

Kısacası;

Nasıl bir hayat yaşadık ve yaşıyoruz???

“Yaşadığınız gibi ölürsünüz” ölçüsü bizim için ne ifade ediyor?

Hâkezâ;

“İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” hadis-i şerifi…

İktidara talip devrimci bir hareketin mensuplarının –mensupluk iddiasında bulunanların- iktidarı bir türlü, neden?  düşman algısına sokamamalarındaki tespitimizi yapabilmek için, biz de bu hissiyata bile düşman olanlar olarak, kendi hayatımızı gözden geçirdik. Aslına bakarsanız soruyu tersinden sorduk.

“Bu şekilde hisseden, düşünen kişilere nisbetle, biz neden iktidara kelimelerin dahi kifayetsiz kaldığı bir DÜŞMANLIK HİSSİYLE DOLUYUZ?

Hani, “ Kanını içsem, kanmam” diye bir tabir vardır ya, işte böylesi bir düşmanlık…

Neticede;

“Teori ile pratik”in iç içe olması gereken bir zaruret olduğunu bir kez daha idrak ettik.

Allah ve Rasulü’nün ölçülerini, kendisine ölçü tayin etmiş,

Allah ve Rasulü’nün davasını davası bilmiş,

Allah ve Rasulü’nün davasını hayata tatbik meselesini kendisine dert edinmiş, tek düstur olarak almış,  Ve

“Anam babam sana fedâ olsun Ya Rasulallah” diyen Ashabı, biricik örnek kabul etmiş, yalnızca bilmekle, kabul etmekle kalmamış, aksiyon planında da yansıtmış, göstermiş olmanın neticesidir, bu düşmanlık tavrı.

Tok açın halinden ne anlar?

Aç insana:

“Yazık yahu! Bir deri, bir kemik kalmış” demek başka; açlıktan bir deri, bir kemik haline gelmek başka…

Yukarıda zikrettiğimiz uğurda yaşayanları seyretmek başka; yaşayarak hissetmek başka…

Babası cezaevinde olan çocuğun haline üzülmek başka; çocuğunu bu durumda görebilmek başka…

Kendisini o babanın yerine koyabildiğince koymak başka; o baba olabilmek başka…

Yavrusuna tesellî veren anneyi seyretmek başka; o anne gibi maddî-manevî dimdik ayakta durabilmeyi başarabilmek başka…

Direk mücadelenin içerisinde yoğrulmak; zorlukları, sıçrama ve oluş tahtası kabul eden bir şuurla göğüslemek başka; SEYRETMEK başka…

Dememiz o ki; anlayabilmek, hissedebilmek için, işin ZÜLF-Ü YÂRE dokunması lâzım…

Yazımızın başlarında, çocukluk yıllarımıza dönüş yapmıştık. Şimdi ise bizler, anne-baba, hatta anneanne-babaanne-dede olduk.

Bizlerin 25 yaşındaki çocukları da, 5 yaşındaki çocuklar da iktidar düşmanı.

Anne, babam neden cezaevinde?

-Müslüman oldukları için yavrum.

-Müslüman olmak kötü bir şey mi?

-Müslüman olmak, en güzel şey bitanem.

-Başımızdakiler Müslüman değiller mi?

-Öyle olduklarını söylüyorlar.

-Nasıl yâni???

– …

-Babama işkence yapan, hapse atanlar nasıl Müslüman olabilir???

————–

-Bolu’da polisler bize niye gaz sıkıp, dövdüler baba?

-Biz Kumandanımız’ı bırakın dediğimiz için kızım.

-Neden orada yatıyor?

-Allah için, bütün insanlığın kurtuluşu için.

-Tayyip Erdoğan Müslüman değil mi baba? Neden O’nu hapsediyor ve telegram uyguluyor?

-Öyleymiş gibi görünüyor kızım.

-???

—————–

Çocuklarımız, mücadelenin bizzat içinde, görerek, yaşayarak anlıyorlar kim dost, kim düşman…

Kim gerçek, kim sahte Müslüman…

Bizzat eylemle, aksiyonda müşahede ediyorlar gerçeği… Ve böyle gelişiyor diyalektikleri, şuur süzgeçleri…

Bizler, her ne yaparsak yapalım, kitap okurken de, mevzu konuşurken de, tartışırken de, kavga ederken de, onlar hep yanımızdaydılar. Çocuklarımızı bütün bu işleri yaparken, hiçbir zaman engel olarak görmedik. Tam tersine “iş içerisinde eğitim şuuruyla” yanaştık meseleye.

Yağmur, çamur, kar, fırtına, tipi, beyne işleyen güneş demeden;

Hastalanır, sakat kalır, psikolojisi bozulur endişesi taşımadan;

Kavganın içerisinde büyüttük onları…

Algılarımızla nasıl oynandığını, yalancının, ahlaksızın hangi yollara başvurarak kendisini “iyiymiş” gibi gösterebildiğini öğrettik.

Allah düşmanlarından korkmamayı, Allah (C.C)’ın yardımcımız ve tek “Mutlak Güç” olduğunu öğrettik.

Şartlar gereği, belki akademik mânâda bir eser veremedik ama, ALLAH YOLUNDA, KUMANDANIMIZ’A CANINI VERECEK bir nesil yetiştirdik.

Bizlerin en büyük eseri budur.

Minicik kalplerinde KUMANDANIMIZ’ın sevgisini taşıyan, yumuk elleriyle İBDA işareti yapıp; “KUMANDAN NEREDE BİZ ORADAYIZ” sloganını, ciğerleri parçalanırcasına atan bu ESER için, ALLAH’a ne kadar şükretsek azdır.

(27.05.2014/SALI)

EMEL ZOR

ADIMLAR DERGİSİ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: