AYI İLE YATAĞA GİRMEK

AYI İLE YATAĞA GİRMEK

.

AYI İLE YATAĞA GİRMEK

 

.Hükümete oynamak, hükümet üzerinden bazı hesaplar yapmak doğruluğu yanlışlığı tartışmaya açık olmakla birlikte farklı bir olaydır. Biz ADIMLAR platformu olarak kendi gündemimizi hükümet platformlarında onlara uygun bir dille telkin etmeye çalışanlardan rahatsız olmayız. Şahsiyetini muhafaza eden bir ihtilâlci, kendi sesini davası adına fayda umduğu her yere ulaştırmaya çalışır.

Nitekim ADIMLAR platformu olarak Carlos’un gündemle ilgili konuşmalarına zevkle sayfalarımızı açıyoruz. Çünkü biliyor ve görüyoruz ki, Carlos ihtilâlci düşüncenin propagandasını AKP çevrelerine yapıyor, onlara ulaşmaya çalışıyor. Sözlerinin muhatabı onlar. AKP hükümetinin içimizden devşirdiği bir takım tipler gibi hükümetin dilini ihtilâlci harekete dayatmıyor. Başbakanın ağzıyla İbdacılara yol göstermiyor; devrimci İslâm şuuruyla hükümete yol gösteriyor. Bu politik bir tutumdur. Netice alma şansı tartışılır ama bizi rahatsız etmez.

Dünya üzerinde savaş üzerine yazılan en mühim eser Carl von Clausewitz’in HARBE DAİR adlı kitabıdır. Bu eserde yer alan meşhur bir tespit; “savaş politikanın farklı bir alanda devamıdır; politika da savaşın farklı bir alanda devamı…”

Ve yine dünyada muvaffak olmuş hiçbir hareket yoktur ki, baştan sona hep aynı tekdüze renge bürünsün. Bir generalin üslubuyla hariciye nazırı aynı üslubu kullandığı gün savaş kaybedilmiştir. Burada kritik nokta şu: Dildeki farklılığa rağmen HEDEFTEN SAPMA VAR MI? Eğer HEDEF aynı HEDEFSE diplomatın daha yumuşak bir dil kullanması orduya hareket alanı sağlar. Ve kimse o esnek dilden dolayı hariciye nazırını revizyonizmle suçlayamaz. Ama HEDEF yitirildiyse istediğin kadar keskin ol; eksen kayması seni yoldan çıkarmıştır.

Nitekim bir mahkemede devrimci bir tutsağın üslubu ile onu müdafaa eden avukatın kullandığı dil aynı olmaz. Müzakere süreçlerinde de böyledir. Hani “aman konuşmayın, sövmeyin, sesinizi yükseltmeyin; çözüm süreci baltalanmasın” serzenişleri var ya… Savaşlar tarihi bu tip “panik atak” reflekslere çözüm süreci adını vermez; çözülüş süreci olarak vasıflandırır.

Aynı kelimelerle farklı şeyler anlatmak mümkün olduğu gibi farklı kelimelerle aynı dili konuşmakta mümkündür. Yeter ki, söylediğinin altını doldursun. Herkesin barışçıl bir dil kullanması kadar herkesin tekdüze savaş çığlığı atması da aynı kapıya çıkar ve uzun vadede zarar verir. Önemli olan durduğumuz yerin altını doldurabilmek… Farklılık içinde ayniyet…

Siz sanıyor musunuz ki, PKK ile AKP arasında “çözüm süreci” adı altında ilerleyen ilişkiler nedeniyle PKK yanlısı yayınlar; “aman, klavyenize sahip olun, reise laf söylemeyin, sürece zarar vermeyin” yollu bayağı nasihatler döşeniyor. Adamlar her şartta çıkıyor ve çatır çatır eleştirisini yapıyor; husumetini belli ediyor ama müzakeresini de pekala yürütüyor. Bir tarafın yavşamasına bağlı olan süreç çözüm değil, çözülüştür.

Yürüyen bir hareket şartlara göre her kesimle temas edebilir, ortak mücadele noktaları arayabilir. Mesela Doğu Türkistan meselesi bir Turancıyla benim aramda ortak eylem alanıdır. Veya “antiemperyalist mücadelenin bir parçası” olan “işkence ve işkenceciyle mücadele” hususunda solcularla aynı çizgide görünüyor olmayı yadırgamam. Çünkü ben aslında hep aynı yerdeyimdir. Bende bir değişme söz konusu değildir. Değişen mevzudur.

Üstad, Menderes’le ilgilendi. Ama Müslümanları Menderes’e itaate davet etmedi. Türkiye’deki Müslüman sayısını Menderes’e verilen oyla ölçmeye kalkmadı. Kendi düşüncelerinin propagandasını Demokrat Parti’nin en tepe noktasındaki isimlere yaptı. Aynı şekilde, kendi etrafındaki gençliğe Türkeş’in propagandasını yapmadı; ama Büyük Doğu idealini Ülkücü gençliğe işlemek için çok emek harcadı.

Üstad, orduya da seslendi. Süleymanname şiiri başta olmak üzere, çok defa yerden yere vurduğu Demirel’in dahi üstüne düştüğü dönemler oldu. Özal’ın partisi kurulurken ona yazdığı mektubu da biliyoruz. Paşa başlıklı bir manzumesi vardır ki, muhatabı Kenan Evren’dir. Neler ve neleri yapmakla mükellef olduğuna dairdir. Fakat dönüp Müslüman halka onun reklamını yapmadı; Müslümanları cuntaya itaate davet etmedi. Ne yaptı? “Bu vatanın evladıysan şunları ve şunları yapmakla mükellefsin” dedi. Hani, belli çevrelerin kullanmayı sevdiği jargonla, “zalim Emire Hakkı tebliğ etti.”

Bütün bunlar olurken Kumandan Mirzabeyoğlu’nun tavrı da çok mühimdir. O, kendi örgütünü kurmaya, oluşunu tamamlamaya bakmış, işine (İdeolocya ve İhtilâl gayesi) odaklanmıştır.

Adam hükümete yaklaşmaya kalkıyor. Güya Üstad’ın Menderes veya Demirel üstündeki hesaplarıyla… Bakıyorsun, iki gün sonra hükümetin resmi sözcüsü gibi bana dönüyor ve başlıyor hakarete. Niye bana hakaret ediyorsun? “Çünkü sen hükümetin ince stratejisini anlamıyorsun, sen başbakanı anlamıyorsun, sen reise tu kaka diyorsun.” Bunun tasası benim gönüldaş bildiğime düşüyor; iyi mi? Bu hükümete oynamak değil; hükümetin bize oynamasıdır. Reisinizin kelimeleriyle: “hiç kusura bakmayın, biz bu oyuna gelmeyiz.”

Yahu sen şimdi bu durumda hükümete oynamış değilsin ki; hükümet bana, benim hareketime oynamış ve teslim almış. Tersi olsaydı bizim doğrularımızı onlara anlatmak için yırtınırlardı, hükümetin doğrularını(!) bize anlatmak için değil.

Tekrarda fayda var: Biz belli başlı mücadele adamlarının şahsiyetini muhafaza kaydıyla hükümetin belli kesimleriyle temasından rahatsız olmayız. Kendine güvenen delikanlı herkesle yatağa girer. Ama kim aktif olacak, kim pasif… İşte sıkıntı burada başlıyor. Tabii yatağa girdiysen karşısını da mutlu edeceksin; ama edilgen olarak değil; fiili icra eden olarak…

İsmet İnönü, 1960’lı yıllarda, ABD ile aramız açılınca; “Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer” demişti. Şahıs veya grup zaviyesinden bakınca bu meşhur sözü şu şekilde tercüme edebiliriz: “İktidarla ilişki kurmak ayı ile yatağa girmeye benzer.”

 

Ayı ile yatağa girilir mi? Şeyine güvenen girer. Ama baştan söyleyelim ki, adı üstünde ayı bu. Sağı solu belli olmaz. Sonra feryat figan edilmesin.

 

Gökhan YAMANGÜL

ADIMLAR Dergisi 30 MAYIS 2014

 

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: