HÜDA PAR SÖZCÜSÜ SAİT ŞAHİN: PKK, ULUSLARARASI OPERASYONLARIN ÖNCÜ GÜCÜ…

HÜDA PAR SÖZCÜSÜ SAİT ŞAHİN: PKK, ULUSLARARASI OPERASYONLARIN ÖNCÜ GÜCÜ…

HÜDA-PAR SÖZCÜSÜ SAİT ŞAHİN İLE RÖPORTAJ – 1. Bölüm

Hüda-Par (Hür Dava Partisi) Sözcüsü Sayın Sait Şahin ile gündeme dair gerçekleştirdiğimiz röportajı iki bölüm hâlinde yayınlıyoruz. Röportajın aşağıda okuyacağınız birinci bölümünün ardından, ikinci bölümünü yarın sitemizde okuyabilirsiniz.

ADIMLAR Dergisi

 

HÜDA PAR SÖZCÜSÜ SAİT ŞAHİN:

PKK, ULUSLARARASI OPERASYONLARIN ÖNCÜ GÜCÜ…

 

AdımlarDergisi.com: Öncelikle size ve şahsınızda şehid olan bütün gönüldaşlarımızın yakınlarına başsağlığı dileklerimizi iletelim. Allah şehâdetlerini kabul etsin kardeşlerimizin!.. Bu vesile ile İBDA’ya gönül vermiş “Adımlar”ın ve bizim gibi düşünenlerin, Hüda Par’ın hemen yanında durduğunu da kaydetmiş olalım.

Hüda-Par Sözcüsü Sait Şahin: Allah razı olsun!

 

Sayın Şahin, Kürt Şövenizmi yapan hareket, son aylarda Batı ile işbirliğini deklere ederek İslâm düşmanlığını açık bir şekilde ortaya koydu ve doğuda Müslüman Kürde saldırdı; bütün kamuoyu bunu bu şekilde görüyor zaten. Konu hakkında genel olarak söylemek istediklerinizle beraber, yaşanan son gelişmeleri aktarır mısınız?..

Son gelişmeler biraz daha tabloyu-resmi netleştirdi. Fakat resimde görünen manzaralar öncesinde de yaşanan, bundan önceki süreçlerde de çok defalar tekerrür eden olaylardı. Yani, PKK gerçek yüzünü son gelişmelerle biraz daha netleştirmiş olsa da, bilinen bir harekettir, ideolojisi bellidir, kimlerle iş tuttuğu bellidir. Buralarda ne tür uluslararası operasyonların öncü gücü olduğu, kuvveti olduğu bellidir ve bugüne kadarki görevini yerine getirmiştir. Asıl hedeflerinde de İslâmî yapılar vardır. İslâm vardır, müslümanlar vardır. Alan hâkimiyeti kurmak istediği, bu çerçevede tasfiyeleri zaman zaman bütün örgütler üzerinde uygulamıştır. Son tahlilde bu bölgede özellikle güçlü olarak gördüğü; hem siyasî alanda, hem kültürel, hem sosyal alanda ve hem de Kürtlerin haklarını sahiplenip onların temsilcisi olabilecek potansiyele sahip olma yönüyle… Bir taraftan siyasî alandaki rakibi olarak, gelecekte çok güçlü bir rakib olarak gördüğü Hüda Par’ı hedefine koydu. Bir taraftan da Mustazaflar Cemiyeti’ne bağlı, Peygamber Sevdalıları Platformu üyesi olan, bölgede son zamanlarda çok ciddi İslâmî etkilikler yapan, faaliyetlerde bulunan İslâmî sivil toplum kuruluşları ve bununla birlikte İslâm düşmanlığına bağlı olarak, aslında bütün İslâmî kesim olarak gördüğü kurumlara, kuruluşlara, şahsiyetlere yönelik saldırıya geçti. Dikkat ederseniz, bizim kardeşlerimiz içinde, PKK’nin son saldırılarında şehid olan kardeşlerimiz var, Rabbim Rahmet eylesin! Kanlarını İnşallah kabul etsin, İslâm’ın aydınlığı ve izzeti için bereketlendirsin!

 

Amin!

Bizim dışımızda da, özellikle Kobani üzerinden aylardır yürütmüş olduğu kirli propagandanın tabanında oluşturduğu algı meselesini bütün müslümanlara teşmil etti. Yani sakallı olarak gördüğü, örtülü olarak gördüğü bayan ve erkeklere çok ciddi saldırılar gerçekleştirdi. Bazılarını şehid etti ki, bu kardeşlerimiz, bizim kurum ve kuruluşlarımızla herhangi bir ilişkisi olmayan, yani kendi hâlinde; daha doğrusu hiçbir siyasî ilişkileri olmayan, İslâmî görüntüsü, kisvesi, yaşantısından dolayı PKK’nin saldırılarında şehid olan insanlar var.

 

PKK’YI, İSLÂM’A SALDIRTAN EMPERYALİST CEPHE…

Sadece müslüman oldukları için.

Evet, sadece müslüman oldukları için. PKK sadece HüdaPar’ı tehdit eden bir düşman değil. PKK sadece bölgedeki İslâmî sivil toplum kuruluşlarını tehdid eden bir unsur değil. PKK, bölgenin bütün İslâm kutsallarına, İslâm’ın varlığına kasteden bir tehdiddir. Yani bırakın bölgenin, Türkiye’nin geneline yönelik olarak bu tehdidi kendisinde barındıran bir unsurdur.

 

Dediğiniz çerçevede şunu sorayım; bu İslâm Düşmanı yapı, İslâm ile ilgili bütün kesimlere saldırmakta sizin de söylediğiniz gibi. Cemaatlere, Ülkücülere, Alperenlere, Saadet Partililere, dernek ve vakıflara… Şöyle sorayım; Hüda Par’ın bölgede tavrı ne olacak? Bununla beraber, İslâm Düşmanı ve Batı’nın maşası olan bu harekete karşı Anadolu’nun Batısında yer alan müslümanlardan beklentiniz nedir?

Açıkcası 2000’li yıllar öncesinde yaşanmış olan, PKK etrafında İslâm düşmanlığından kaynaklanan bir çatışma vardı 90’lı yıllar boyunca; onu geride bıraktık. Özellikle 2004’ten sonra, İslâmî çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının etkin bir şekilde tekrardan faaliyetlere başlamasından sonra, PKK tekrardan saldırılarını hızlandırdı. Aslında PKK’yi İslâmî yapı ve oluşumların üzerine salan arkasındaki emperyalist cepheydi. Yani bu coğrafyada İslâm’ın kuvvetlenmesi istenmiyorlar. İslâm en doğal yollarla güçlense ve idarenin başına gelse, Mısır’da olduğu gibi darbe yaptırmak suretiyle de olsa, dünyanın gözünde İslâm’ı sürekli mahkûm görmek istiyorlar, sürekli sinmiş görmek istiyorlar. Toplum içerisinde etkisi olmayan, idarede etkisi olmayan bir pozisyonda görmek istiyorlar. Şimdi, 2004 sonrası İslâmî yapılar tekrar Türkiye Kürdistan’ında, Kürt illerinde güçlenmeye başlayınca, yapılan çalışmalar esaslı, çok ciddi olarak tekrar saldırılar başladı. İşte Hüda Par kurulmadan önce Mustazaflara yönelik. Bunun bir ara çetelesini çıkardık, dökümanını çıkarttık ve paylaştık. Bu son saldırılarla birlikte 300’ü aştı. Çok ciddi öldürmeye kastı olan; insanlar evlerinde uyudukları sırada, gece yarısı evlerini ateşe verip, uzun namlulu silahlarla tarar şekilde, birebir işyerlerini molotoflar şekilde, türlü türlü saldırılar gerçekleştirdiler. Bunların bazılarında, işte Yüksekova’da olduğu gibi, Dargeçit’e olduğu gibi, Lice’de olduğu gibi bazı kardeşlerimiz şehid oldu, çok ciddi yaralanmalar oldu. Yani, bu süreçte bizler sürekli tekrardan bir çatışma oluşmaması için, hele hele “çözüm süreci” zarar görmemesi adına; yani Kürtler arasında veya bu ülkede tekrardan silahların konuşmaması adına, silahların susması adına çok ciddi gayretler sergiledik. Bununla alâkalı olarak hem PKK’nin türevleri olan siyasî legal ve illegal yapılarının hemen hepsinin kapılarını araladık. Bunların yaşanmaması adına üzerimize düşeni yaptık. Bununla birlikte arabulucu olabilecek kimseleri, hakezâ, hem onların duyarlılıklarından kaynaklı attıkları adımlara destek verdik, hem de çok da ciddi olarak bizler de onları harekete geçirmeye çalıştık. Devletin, “Devlet olma”nın gereği olarak üstlenmesi gereken sorumlulukları hatırlattık, bu son olaylarda da görüldüğü gibi. Ve “çözüm süreci”nin yanlışlarından en önemli olarak gördüğümüz ve bu olaylara sebebiyet veren, yani “çözüm süreci”nin zarar görmemesi adına, tamamen askerin kışlasına çekildiği, jandarma’nın karakollarına çekildiği, polisin etkisiz ve yetkisiz bırakıldığı; PKK militanlarının ellerinde silah köylerde, ilçe merkezlerinde cirit attıkları ve mahkemeler kurdukları, insanları haraca bağladıkları; bundan kaynaklı güçlenen bir PKK’nin Devlet boşluğundan faydalanarak bugünkü olayları yaşattığını biz de müşahade ettik ve söyledik. Devlet maalesef aciz kaldı. Son açıklamalarıyla birlikte itirafın eşiğine gelmiş. Yani, yapılan hatalardan kaynaklanan bir süreç yaşandı. Bunu biz defalarca ilgililere ilettik. Yani, Devlet bu bölgede, geçmişin zalim ve derin devleti olarak değil; zulmeden, baskı kuran, tehdid eden, adam kaçıran ve hakikaten terör estiren devletiyle değil, adaletiyle, vatandaşının can güvenliğini sağlayacak bir şekilde Devlet’in olması lazım. Devlet boşluğu terörizmdir. Devlet boşluğu kargaşadır… Bunları söyledik. Maalesef Devlet bu konuda çok ciddi mânâda yetersiz kaldı. Bundan dolayı da bizler, bu süreç içerisinde inisiyatif alması gereken, sorumluluk alması gereken, söz sahibi olan, sözünün etkisi olan herkesi bunların yaşanmaması adına 10 yıldır kapıları çalıyoruz. Herkesi davet ediyoruz. Ama bir türlü, maalesef bu olayların önü alınmadı, bu saldırılar kesilmedi ve bizim gayretlerimiz bir netice vermedi…

 

SALDIRIYA UĞRAYAN, MEŞRU MÜDAFAASINI YAPIYOR

Ancak gelinen son noktada öyle bir saldırıya uğradık ki, bunların ancak bazıları medyaya düştü. Ancak medyada yer almayan, kendi içimizde yaşadığımız, korkunç bir şekilde topyekûn evlerimizin etrafının sarıldığı, işyerlerimizin ateşe verildiği, evlerimize uzun namlulu silahlarla ateş açıldığı ve hakkaten sokağa çıkmanın “ölüm” olduğu, saldırı olduğu, köylerden ilçelere, her tarafta topyekûn bir muhasara yaşadık, katliama uğrar derecede saldırılar yaşadık… Dolayısıyla öyle bir hâl aldı ki, Devletin de bu noktada çaresiz kaldı veyahut bir yönüyle yetersiz, bir yönüyle ilgisiz kaldı. Tabiî bunda da farklı hesaplar var; iktidar kavgası veren bazı güç odaklarının devlet içerisinde yerleşik, emniyette yerleşik bu güç odaklarının yaşanan bu ortamı ağzının suyu akarak, pusuda beklemesi ve nasıl kızıştırırım şeklinde, hem ilgisizliğini ve hem de dahlini gördük… Bunlar yaşanırken, elbette biz kardeşlerimize şunu söyleyemezdik; “evinize, işyerlerinize, faaliyet gösterdiğiniz siyasî yapılara, insanî kuruluşlara, İslâmî kuruluşlara saldırılar gerçekleştirilirken, siz, öldürülmek kastıyla size saldırılırken, sizilmiş koyunlar gibi öldürülmeyi bekleyin” diyemezdik. Bizler de bir çağrıda bulunduk, bugüne kadar bu olaylar olmaması adına attığımız bütün adımlar akamete uğrayınca, kardeşlerimize kendilerini öldürtmemek adına gerekli meşru müdaffaayı yapmak konusunda ne tedbir gerekiyorsa, tedbirizi alın dedik. Buda tabiî tehlikeli bir noktaya götürür, ister istemez, size saldırana siz karşılık verdiğiniz zaman adamlar yığınlarla, molotof ve bombalarla, ateşli silahlarla size saldırıyorlarsa, siz de elbette ki püskürtmek için bir karşılık vermek zorundasınız. Medyanın diliyle bunun adı da “çatışma” oluyor. Halbu ki “saldıran” var, “saldırıya uğrayan” var. Saldırıya uğrayan meşru müdafaasını yapıyor. Ve kardeşlerimize şunu kesin bir dille ifâde ettik, hiçbir şekilde saldıran taraf siz olmayacaksınız. Yani bugün bu yaşandı. Yarın Devlet, “devlet” oluşunun gereğini yerine getirmezse, PKK üzerinde etkili olan, HDP üzerinde etkili olanlar devrede olmazsa PKK, HDP saldırılarını kesmezse, yani günü kurtarmak adına “şartlar oluştu saldırdım, şartlar oluştu durdum. Şartlar tekrar oluşursa saldırırım”, bu süreç böyle gitmez artık. Yani gösterdiğimiz tehlikelerin tekrar yaşanma ihtimâli çok ciddi mânâda bugün önümüzde duruyor. Bunlardan herkesin ders çıkarması lâzım. PKK’nin kesinlikle saldırılarını bırakması lazım. Saldırılar karşısında birileri “bıçak kemiğe dayandı!” diyebilir. Biz meşru müdafaa yolunu gösteririz, ama saldırılar karşısında birileri “bıçak kemiğe dayandı” deyip karşılık verme hakkını kullanabilir. Bu da gerçekten çok tehlikeli bir süreç olur. Yaşanmasını istemediğimiz.

 

2. Bölüm Yarın

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: