AKP NEREYE?

AKP NEREYE?

7 Haziran seçimleri, kimilerinin iddia ettiği gibi AKP için her şeye rağmen bir zaferse de, bu bir Pirus zaferi olarak kabul edilebilir ancak. On puanlık oy kaybıyla çıkılan seçim neticesine bakıldığında, –seçime iştirak etmeyen kitle de göz önüne alındığında– AKP, seçmenlerin ancak yüzde 35’inin oyunu alabilmiş durumda. Ve tek başına iktidar olmaya yetmeyecek bir temsil çoğunluğu…

Bu durum AKP için zafer değil. Çünkü AKP, misyonu olduğu iddia edilen bir parti ve bizce de bu iddiayı ifâde edenlerin tam tersi istikamette bir misyona sahip olmakla birlikte, iddialarına nisbetle mevcut durum başarısızlık. Aldıkları bu yüzde bilmem kaçlık oy oranının, diğer partilere göre fazla oluşundan yola çıkarak başarılı olduklarını söylüyorlarsa, o zaman da kendi iddia ettikleri misyona ters ve bu misyonu inkâr edici bir noktaya gelmişler demektir. Daha doğrusu, bizim ifâde ettiğimiz çerçevede bir misyonları olduğunu zımnen kabul ediyorlar demektir.

7 Haziran’da bu neticenin alınacağının ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte AKP içinde –Mart ayından itibaren– ciddi krizler de yaşanmaya başlandı. İlk olarak Erdoğan, 28 Şubat’ta gerçekleştirilen Dolmabahçe Toplantısı’nda ortaya çıkan manzara karşısında beklenmedik bir tepki gösterdi ve -Hakan Albayrak’ın ifâdesiyle- AKP’ye karşı muhalefet etmeye başladı.

Hakan Albayrak, son günlerde yazdığı yazılarla gündeme geldi ama, asıl seçim sonrası yaşanan o günlerden şiddetli bir RTE eleştirisine de girmişti. AKP’nin geldiği 13 yıl sonunda bu eleştirilere, “bir şeyin butlanı müntehasında ortaya çıkar!” hükmüne mutabık olarak, girdikleri yolun çıkmaz sokak olduğunu, çıkmaz sokakta senelerce yol almaya çalıştıklarını gözleri ile görmeleriyle başladıları şeklindeki beyanları; bizim yıllardır söylediklerimiz ve İBDA’nın tersinden doğrulayıcılığı ve isbatı olarak mühim.

Onların kendi aralarındaki bu tartışmaları, “o ona onu dedi, bu buna bunu dedi” şeklinde basit bir itiş kakışın unsuru olmayıp, doğrudan doğruya “varoluş” meselemizin halledilemeyişine ve bu kafayla da aynı yolda değil 13 yıl, 1300 yıl daha yol alsalar da çözülemeyecek oluşuna delil olarak alıyoruz. Bu “tartışmalar” vesilesiyle İBDA hükümlerinin bir kez daha açık olmasını mühimsiyor, bu tartışmalardaki asıl kazancı bu noktada görüyoruz.

Bu çerçevede de bu yazı, bir seri yazının ilk yazısı olarak AKP’nin tersinden gerçekleştiricilik misyonu çerçevesinde, Hakan Albayrak ve gibilerinin AKP’yi eleştirirken aslı gözden kaçırdıkları yanlışlarının da ortaya konulması ve son günlerdeki İslâmcılık tartışmalarının da aslına irca edici bir giriş mahiyetinde.

Her şeyden önce anlaşılması gereken şey, AKP, bu gün İslâmcı mücadelenin kemmiyet olarak temsil makâmı gibi gözüküyor olsa da, AKP’de kümelenmiş bu kalabalık, keyfiyet aleyhine, keyfiyeti ezici bir durum ortaya çıkardı. Dolayısıyla bu durum asıl ıskalanmaması gereken keyfiyet davasının ıskalanmasına ve AKP’nin yığınların gözünde merkez olarak algılanmasına yol açtı. Evet, kemmiyetlerin de bir keyfiyeti vardır, bunun yanında hakkı verilmemiş kemmiyetler, keyfiyet aleyhine bir durum ortaya çıkmasına yol açarlar. Ol sebeple, dış oluşun iç oluşta takibi gerekir ki, iç oluşun fevkinde bir kemmiyet görüntüsü, fayda vermek yerine, bizzat oluş yolunun tıkayıcısı olur. O kemmiyet, gün gelir her şeyi yönetmeye başlar ki, AKP içinden AKP’ye yönetilen eleştirilerden biri de bu noktada. Meselâ Ayşe Böhürler, El Cezire’ye verdiği mülâkatta bu duruma birçok noktada atıf yapıyor.

Keyfiyeti ezici kemmiyet davası…

Bu durum, 1991’deki genel seçimlere o zaman ittifak hâlinde giren MÇP, RP ve IDP şahsında Kumandan’ın yapmış olduğu bir tesbitti ki, Kumandan Mirzabeyoğlu, İslamî potansiyelin gözükmesi açısından ittifakın belli bir oy almasının iyi olacağını ama bu “oy”un keyfiyet aleyhine bir durum oluşturmayacak seviyede kalması gerektiğini vurgulamıştı. Ve o ittifaka bizlerin desteğinin de, “Oy ittifaka, yol inkılâba!” sloganıyla ifâde edildiği üzere, inkılâp gayesine matuf olduğunu hatırlatalım.

Yani, keyfiyet bağı koparılan kemmiyetin inkılâba çıkmayacak yönelişleri, İslâmcı-İslâmî bir gaye taşımaz.

İşte, bu günün temel meselelerinden biri de bu; fikirde ve aksiyonda hakkı verilmemiş kalabalıkların teveccühü karşısında, o kalabalıkların gayeleştirilmesi ve sonrasında da o kalabalıkları yönlendireceği yerde, kalabalıkların yönlendirmesine mevzu olma tuzağına düşme felâketi… Bu durum, belli bir gayeyi gerçekleştirmenin alet-manivelası olan parti değil de, kalabalıkların hevâi arzularını oy hesapları ile tatmine yönelen bir anlayışa istenmese de vücut veriyor. Çünkü kalabalıklara kendisinin verebileceği bir ruh, fikir ve anlayış yok. İnsan, başkasına kendisinde olanı verebilir ancak. (Burada, parti yöneticilerinin şahsî ihtirasları ve yetersizliklerine hiç girmiyorum bile!)

Karşımızda, yolun sonuna gelen ve yolun sonuna gelindiği ve artık girilen yolun çıkmaz sokak olduğunun aklî-fikrî izâhlara gerek kalmadan gözle görülebildiği bir noktada feveran etmeye başlayan, ama yol boyunca da milleti AKP ardı sıra gitmek gerektiğine dair gazlayanların çok önemli itirafları var.

Oysa, şehâdeti bir gong sesi kabul edilmesi gereken Ünsal Zor, bu caddenin çıkmaz sokak olduğunu haykırdığı için hedef seçilen ADIMLAR kadrosundan olarak şehid olurken, hiç kimse de bu saldırı ile gerçekleştirilmek istenen gayelerin gerçekte ne olduğunu, bunun siyasî ve ideolojik alt yapısını gerçek mânâda sorgulamadı. Sorgulamak işlerine gelmedi. Hakan Yaman gönüldaşın tabiriyle, Ünsal Zor sanki bir trafik kazsında ölmüş gibi davranıldı. Oysa yukarıda da bahsettiğimiz vechile, AKP’nin tersinden gerçekleştiricilik misyonu gereği, AKP ile Müslüman Anadolu ahalisinin bir çıkmaz sokağa sokulduğunu en keskin bir şekilde ortaya koyan ADIMLAR’ın sesi kısılmalıydı ki, bu hakikatin fark edilmesi engellenebilsin.

Emperyalizmin bu topraklar için istemeyeceği tek iktidar, tam bağımsızlığımızın, pazarlıksız Allah ve Resûlü davasının temsil makamı olarak İBDA’nın iktidarıdır ki, dün İBDA’nın önünü kesmek maksadıyla iktidara getirilen AKP ile yolun sonuna gelindiğinin anlaşılmasıyla gerçek lider arayışına girecek kitlede, gözler, AKP ile sokuldukları bu yolun çıkmaz sokak olduğunu en başından itibaren ifâde eden ADIMLAR üzerinden İBDA’ya ve Kumandan’a çevrilmesin diye susturulmak istenmişti ADIMLAR… ADIMLAR, İBDA ve Kumadan’ı, AKP’nin milleti çıkmaz sokağa sürüklediği hakikati üzerinden işaret eden yegâna aksiyon ocağı…

Bu yazı bir AKP eleştiri yazısıdır ama, bu bakımdan bir AKP eleştirisi yazısı değildir. Asıl olarak, çözülmesi gereken temel meselemiz olan “varolma müşkülü”müzün, “zaman şuuruna” bağlı aksiyon-siyaset sahnesindeki çözüm ipuçlarını gösterebilmeyi amaçlamaktadır. Yarın, Hakan Albayrak, Ayşe Böhürler ve AKP içinden yükselen diğer seslerin, o sesleri yükseltenlerin kendilerinin de aslında ne demek istedikleri veya ne demeleri gerektiğini kendilerine de gösterici kendi hâl izâhları ile birlikte ortaya koymaya devam edeceğiz inşallah.

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: