AKP NEREYE? 2 / AKP’de Kemik Sesleri

AKP NEREYE? 2 / AKP’de Kemik Sesleri

AKP içinde kavga o kadar büyüdü ki, adeta kemik sesi gelircesine şiddetli bir eleştiri süreci yaşanıyor ve hedefte de tabiîdir ki Tayyip Erdoğan var.

Bir önceki yazımızda, Hakan Albayrak’ın RTE’ye karşı yazmış olduğu satırlara değineceğimizi belirtmiştik. Bunlara geçmeden önce, Bülent Arınç ve Beşir Atalay’ın söylediklerini de kaydetmek lazım. Arınç, AKP kongresinden önce çıktığı TV programında, “Bizdik, ben olduk!” diye, Erdoğan’ın tek adam oluşunu eleştirdi… Malûm AKP, merhûm Erbakan ve partisinden ayrılırken “Erbakan’ın tek adamlığına karşı ve tek adam anlayışına karşı” olduklarını beyanla bir kadro hareketi görüntüsü verme gayretiyle kurulmuştu…

Arınç’ın bu eleştirisine bir destek de Atalay’dan geldi. Atalay, kongre esnasında katıldığı TV programında, AKP’de ortak aklın devre dışı kaldığını belirtti.

 

“PUT YAPAR, ACIKINCA DA YERİM”

Hakan Albayrak, eleştirilerine, AKPKK ittifakının Dolmabahçe’de yaptığı toplantı sonrasında, bu toplantıyı RTE’nin reddetmesi üzerine başladı. Albayrak ‘ın 23 Mart 2015 tarihli “Böyle yapma Reis, Allah aşkına!” başlıklı yazısından:

“Reisimizin o gazetelere böyle zamanlamalarla öyle manşetler attırarak hükümete muhalefet etmesini, ettirmesini istemiyoruz!”

“Reis’in hükümeti elden çıkmış gibi gördüğünü / kendisine öyle gösterildiğini biliyoruz ve bunun böyle devam etmesini istemiyoruz!”

“Reis’in ana muhalefet gibi hareket etmesini, hele seçim sürecinde hükümeti ve AK Parti’yi zafiyet içindeymiş gibi göstermesini istemiyoruz!”

“Yerden göğe kadar haklı eleştirileri de olsa bu yöntem yanlış, yanlış, yanlış!”

Albayrak’ın, AKP kongresi sonrası, AKP’de oluşan yeni yönetimle ilgili olarak 13 Eylül 2015 tarihli, “Bu mudur yani?” başlıklı yazısı ki, son günlerdeki tartışmaların fitilini de asıl olarak bu yazı ateşledi:

AK Parti’nin yeni Merkez Karar Yönetim Kurulu, artık eskimeye başlayan Yeni Türkiye’yi radikal hamlelerle yeniden üretebilecek olan devrimci bir profile sahip olmalıydı; ama olmadı, olamadı.

Bir zamanlar dinamizmi temsil eden AK Parti, kendi statükosuna gömülüp durağanlaştı.

Gençliğe verdikleri önemden bahsedip duranların ‘gençlik’ namına tek hamlesi, yazar Sadık Albayrak’ın oğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı olmasından başka bir özelliğini bilmediğimiz Berat Albayrak’ı MKYK’ya sokmak oldu.

Bu MKYK listesi, parti üzerindeki Erdoğan kontrolünü sağlamlaştırmaktan başka kayda değer bir şey söylemiyor bize.

Erdoğan’ın liderliği ne kadar önemli olursa olsun, MKYK’nın dizaynında başka dertler de öne çıkmalıydı; ama çıkmadı, çıkamadı.

MKYK listesi üzerindeki tartışmayı sona erdirmek için yapılan “Binali Yıldırım genel başkanlığa aday oluyor” manevrası, AK Parti Kongresi’nin neticesini tayin etti.

Oldu olacak, genel başkanlığa da gerçekten Binali Yıldırım’ı getirselerdi bari.

Veya doğrudan Berat Albayrak’ı.

Albayrak, bu zehir-zemberek yazı üzerine gelen tepkiler karşısında yeniden kaleme sarıldı ve bu defa, “reisçilik”teki payından dem vurarak, adeta, “RTE’yi putlaştıranlardan biri de benim ve şimdi de o putu yiyorum, var mı diyeceği olan!” şeklinde meydan okumaya kalktı:

Dünkü başyazımız vesaire hakkında kamuoyuna duyuru

Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlık ve başbakanlık yolunu açan Recep Tayyip Erdoğan çok yanlış yapmıştır. O bir emir eri istiyordu ve yapabileceği en kötü tercih Ahmet Davutoğlu idi. Baştan Binali Yıldırım’ı tercih etmeli, Berat Albayrak’ı da önce ekonomi bakanı yapmalı/yaptırmalı ve 12 Eylül’deki kongrede de genel başkanlığa getirmeli/getirtmeli idi.

Erdoğan birçok konuda, çok önemli konularda çok isabetsiz kararlar verebiliyor, yanlış tavırlar sergileyebiliyor

İki senedir ‘acil başkanlık sistemi’ ve saray yahut külliye hikâyesine çıkıyor memleketin bütün siyasi mevzuları; bir kısır döngü içinde enerjimizi boş yere tüketip duruyoruz; ama gelin de Erdoğan’a anlatın bunu.

Bidayette memleketin selameti uğruna ortaya konulan söylem ve eylemler zamanla başlı başına gaye haline gelmiş gibi görünüyor ve bu gayeye yeterince hizmet etmediği veya yeterince hızlı hizmet etmediği ‘tespit edilen’ herkes ve her şey Erdoğan tarafından veya Erdoğan adına acımasızca harcanıyor.

AK Parti kesinlikle çaycısından genel başkanına kadar Erdoğan’ın gönlüne yüzde yüz yatan bir AK Parti olmalı. İyice rahatlamalı Erdoğan.

MKYK listesiyle ilgili çirkin tezgâhlar her yerde konuşuluyor, herkes konuyu biliyor, zaten parti delegelerinin önemli bir kısmı o tezgâhlarda ‘işlenmeyi’ kabul etmiş kimseler.

Yeri gelmişken: “Reisçilik”te bir miktar payım varsa, Erdoğan’ın şahsında Ümmet-i Muhammed’e saldıran yerli ve yabancı muarızlarımıza hatta düşmanlarımıza karşı koyarken ister istemez Erdoğan’ın şahsına yaptığım vurgulardandır ve bu kaçınılmazdı. En azından bana öyle geliyor. Geriye dönüp baktığımda “İyi yapmışım” diyorum. Bununla beraber kayıtsız şartsız “Reisçilik”ten berî olduğumu, hatta bu saatten sonra kendime hâlâ “Reisçi” demeyi münasip görmediğimi…

 

“VANDALLAR!”

Albayrak’ın son yazısı 16 Eylül’de yayınlandı:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki hâl ve hareketlerinden genel olarak rahatsızım.

İmam Necmeddin Erbakan’a itiraz ettiğimde Hakk’ı üstün tutan makul ve muteber bir adamdım da Recep Tayyip Erdoğan’a itiraz edince bâtıla batıp alçalmış bir hain mi oldum?

Sövenler sayanlar daha çok tabii. Muarızlarımız bir tarafa, bunlar bana Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlılıklarından ötürü sövüyorlar. Ve Erdoğan’a bağlılıklarını, onu eleştiren herkese -eleştirinin mahiyetini ve sahibini dikkate almadan- sövüp sayarak ‘gerçekleştiren’, kendilerini ancak pis kelimelerle ifade edebilen, pis kelimeler kullanmadan kendilerini ifadede yetersiz kalacaklarını vehmeden bu çocukları birinin terbiye etmesi lazım.

O biri tabii ki Erdoğan. Bence “Ayıptır çocuklar. Trollüğün de bir adabı var” dese çok iyi eder. Galiba tam tersini söylüyor. Medeniyet medeniyet diyoruz; bu vandallarla mı yeniden inşa edeceğiz medeniyetimizi!

Albayrak, yontulmasında kendisinin de büyük payı olduğunu itiraf ettiği “reis” putunu yemeye kalktığında, kendisine yönelen tepkiler karşısında, putlarının yenmesinden rahatsız olan AKP’lileri “vandallar” olarak nitelerken, bu ithamın bir ucunu da RTE’ye bağlamadan edememiş.

Arınç, Atalay ve Albayrak’ın söyledikleri ile meydan çalkalanırken, AKP kurucularından Ayşe Böhürler, El Cezire’ye verdiği röportajla, koroya katılmış oldu…

 

“AKP’DEKİ MENFAAT GRUPLARI”

2002’den bu yana AK Parti tarihinde bir ilk yaşandı. İlk kez bir kongrede iki liste, iki aday konuşuldu. Sadece siyasi kadrolardan söz etmiyorum; teşkilatların içinde de taraflar, ekipler oluşmaya başladı.

Mesela gençlerin oyları az, gençlerin oy verdiği partiler sıralamasında AK parti üçüncü sırada. Genç kitleyi kaybettik.

Şimdi herkes siyaseti bir kişisel ikbal, kişisel beklenti amacıyla yapıyor. Herkese sirayet eden bir “Ben önemliyim, ben olmazsam olmaz” gibi ‘ben’ üzerinden giden bir dil var.

 

Beşir Atalay da “Ortak akıl ilk zamanlardaki kadar devrede değil” dedi.

Elbette değil. O zengin tartışmaları yaptığımız zamanlar yok artık. Herkes birbirine biraz daha güvensiz bakıyor, biraz daha tedbirli konuşuyor açıkçası.

 

Yani Sayın Erdoğan ile Sayın Davutoğlu arasında bir gerilim mi var?

Bence bir fikir ayrılığı var.

Bugün Türkiye’de bir yönetim krizi var. 200 yıldır aynı merkeziyetçi yapıyla yönetiliyoruz. Ama 200 yıllık yönetim anlayışının değişmesinin artık kendini dayattığı bir noktadayız. İlk defa seçilmiş bir Cumhurbaşkanı var. Yönetim erki içinde seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın nasıl modellenmesi gerektiğine ilişkin yasal bir çalışma yapılmalı ki bugün yaşadığımız şey biraz da bu kriz. Bir yandan seçilmiş bir Cumhurbaşkanı bir taraftan da seçilmiş bir parlamento ve hükümet var. Eski anayasanın ortaya koyduğu çerçeve yetersiz kalıyor.

Aslında bugün konuştuğumuz konular, Erdoğan – Davutoğlu tartışmasının çok ötesinde. Türkiye’nin siyasi yönetim modeli tartışmasıdır, Anayasa’nın ve bir an önce yeniden yapılmasına ilişkin bir zorunluluğun getirdiği başlıklardır.

Sonuçta her yere çiçek değil, patlayıcılar ekildi. (Çözüm Süreci için söylüyor B.A.)

Sadece CV’sinde imam hatip mezunu olduğunu gördüğümüz için birini bir göreve getirdiğimiz zaman kaybetmeye başladık. Bu yeni bir şey değil, çok çok önceden başladı.

***

Bu ifadelerin değerlendirmesi yarına inşallah…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: