BD-İBDA TARİH MUHASEBESİ ÜZERİNE BİR DENEME

BD-İBDA TARİH MUHASEBESİ ÜZERİNE BİR DENEME

Üniversite’de Tarih öğrenciliğini sürdüren gönüldaşımız, sayın Furkan Kartal’ın sosyal medya sayfasında paylaştığı çalışmasını iktibas ederek, istifadenize sunuyoruz.

ADIMLAR Dergisi

 

BD-İBDA TARİH MUHASEBESİ ÜZERİNE BİR DENEME

Furkan KARTAL

Bir meselenin izaha kavuşması için meseleye nasıl ve niçin sorularıyla yaklaşılmalıdır. Ve öne alınması gereken soru gayeyi belirlemesi bakımından “Niçin” sorusudur. Tarihimize, geçmişimize doğru muhasebe yapmanın manasız olmaması için yine her meselenin açıklığa kavuşması için sorduğumuz “Niçin” sorusunu bu meseleye için de tatbik edebiliriz.

İnsan muhasebede aldıklarını, verdiklerini, kazandıklarını ve kaybettiklerini idrak eder. Mesele şu ki almak, vermek, kazanç, kayıp ve bu mana içerisinde ki kavramlar ferdin kendisinde olan bir şeye nisbetle olur. Bir kişinin kafasında tüm bunları tartacağı bir ölçüsü vardır ve ölçüye nisbetle durumunu kavrar. Eğer bu ölçülerin sistematik halini ifade edersek o da dünya görüşüdür. Bugün tarihimize dair bir muhasebenin yapılamamasının belki de en büyük sebebi işte bu nisbet alınacak dünya görüşünden mahrumluktur.

Tarih muhasebesi yapmak geçmişte olan vak’aları fotokopi gibi bugüne çekip göstermek değil, geçmişte olmuş olanların bugüne aksini gösterebilmek ve yarınlar için bu akisten tecrübe nevinden yararlanmaktır. Ve daha ilerisi olarak bir teklif sunmaktır.

Mevzu bahis olan ölçüler-dünya görüşü aynı zamanda yapılacakların ölçüsü olduğundan tarihten tecrübe olarak faydalanmak bir dünya görüşü sahibi için geçerlidir. Bir şey yapmağa dair bir niyeti olmayan adam için faydanın mevzuu dahi olmaz.

Tarihteki vak’alar farklı suretlerle meydana gelmiştir. Fakat bu farklı farklı suretler yine kendi içinde farklı farklı manaların tezahürüdür. Görüldüğü gibi tarihi suret ve mana olarak ikiye ayırıyoruz. Burada eğer mana kavranacak olursa suretler arasında ki bağlantıda kurulabilir. Aynı zamanda geçmiş cümleler “tarih tekerrür eder mi?” sorusuna da cevap: Tekerrür suretlerde değil manalardadır. Suretler aynıdır, mesele hangi manayı hangi anlayışın verdiğidir.

Bir başka değinmemiz lazım geldiği nokta şudur ki; Tarihin bir tecrübe olduğudur. İnsanı bu dünyadan çekip alırsak mevzusu kalmayacak konular vardır: Hukuk, Psikoloji, Sanat vs. gibi Tarih de bunlardan birisidir. Tarihin merkezi unsuru insandır. İnsanın da kendini tanıması ne yapması gerektiği ve mesuliyeti hakkında kendisine yol çizer. Bu süreçte ise insanın yapabileceklerine dair elinde kalan tek şey yapmış olduklarıdır. “Yapmış oldukları’’ manasına Tarih.

İnsan ve toplum tarihi süreç içerisinde gayeleri için icraatta bulunurken kendinden de önce aynı gaye veya farklı bir maksad için yapılan icraatlardan menfi ve müsbet yönlerini tahlil ederek kendi halihazırlarına tecrübi olarak fayda sağlar.

Bu şekilde tarihe mana verecek İslami anlayış-dünya görüşü ise sadece BD-İBDA Dünya Görüşüdür.

İslama Muhattab Anlayışın Dünya görüşünün “nasıl” buudu temsil eden Büyük Doğu’nun Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek,Tarih Muhasebesini farklı farklı eserlerinde birer pencere açmak suretiyle toplam olarak “Bu eser benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim…” dediği İdeolocya Örgüsü eserinde ortaya koymuştur.

Üstad şöyle der: “İslam’ın bizde nasıl bozulduğunu tarihi bir kronolocya içinde incelemek ve anlamak , İslam bundan böyle ve en ileri bir dünya görüşü planında ele geçecek olursa onu bir daha kaybetmemek olacaktır.”

İslam’ın hakimiyeti bugün kaybolmuş durumdadır. Bu kayıp tarihi süreç içerisinde farklı farklı zaman dilimlerinde farklı farklı anlayışların ve vak’aların tesiriyle bugüne kadar gelmiştir. Ve o anlayışlarında günümüz dünyasında farklı suretlerle çeşitleri mevcuttur. Dolayısıyla tarihte ki o anlayışlar ve şahsiyetleri tanımak günümüzde İslam’ı hakim kılma mücadelemizde düşmanlarımızı tanımada büyük bir fayda sağlayacaktır.

Üstad, İslam’ın ilk defa bozulmasının başlangıcını Kanuni devri olarak işaretler. Bu meseleye işin dış yüzünden bakan bir kişi için anlaşılamayabilir. Öyle de olmuştur. Bu tespit sebebiyle de Üstad’a çok tenkitler yöneltilmiştir. Çünkü meseleye dış cepheden bakan birisi Kanuni devrini tarihimizin en parlak çağı olara görür. Şöyle bir misal verelim: İçinde psikolojik bir buhran yaşayan bir insanda bu buhran, fiziki olarak vücudunda da görülmeye başlar. Ve meseleyi dış yüzünden izleyenlerde hastalığı ancak vücut üzerinde zahir olunca anlar. Halbuki hastalığın başlangıcı içtedir ve bunu da ancak işin ehli olan doktor anlayabilir.

Misal ve içerisinde ki unsurlarla kimin ne olduğu anlaşılıyor olmalı. Ve bu bahiste son söz Üstad’ın: “O derin şevket ve satveti bu manevi zaafı örter ve bu derin hususiyeti kimse bilmez ve görmez. Zira gerçek tarihçimiz henüz gelmemiştir…”

Üstad’ın Tarih Muhasebesinde göze çarpan iki tip görüyoruz. Bunlar; kaba softa ham yobaz ve küfür yobazları…

İslam’ın bozulmaya başladığı ilk devir olan Kanuni devrinden, Tanzimat’a kadar geçen süre içerisinde meydan, kaba softa ham yobazdadır.

Üstad bu taifeyi şöyle tanımlar: “Mukaddes şeriatın kışrında kalmış, vecdsiz, çilesiz, hikmetsiz dinde ne tarh, ne zam, ne indirme, ne bindirme olmayacağından habersiz gafil insan manasına ham yobaz kaba softa..’’

Eşya ve hadiselerin sürekli bir değişim içinde olduğunu göz önünde tutarsak, ona hakim olma mesuliyeti olan insanın burada ki vazifesi -hareket içinde hareket etmek-dir. Sürekli değişen eşya ve hadiseler akışında sürekli -mutlak ölçülere bağlı olarak- anlayışı yenilemek. Evet Üstad’ın söylediği üzere bütün dava anlayışı yenilemede. Bu süreçteki motor güç ise aşktır. Gayeye duyulan aşk, o gaye yolundaki tüm engelleri kaldırır. Hakikati açığa çıkartır. Kafirin hakikatin üstünü örttüğünü göz önünde bulundurursanız, bu sizi kafire karşı şedid kılar.

Bu anlayışla genişliğine doğru hakimiyet mücadelesi veren Osmanlı Devleti’nde Kanuni’den itibaren aşk ve vecdin kaybedilmesi donmaya yol açtı. Mevcut hal sürekli değişen eşya ve hadise karşısında kayıtsız kaldı ve meydan bu işe sebeb olan taifeye kaldı.

Ve sonraki devir Tanzimat. Üstad Tanzimat’ı şöyle izah eder: “Denilebilir ki, İslam’ın gitgide bütün çarelerden gözden ve itibardan düşürmek metoduyla bozulduğu ilk ve kaatil, Tanzimattır.’’

Hayat boşluk kabul etmez ve birisinin dolduramadığı yeri başkası doldurur. Bahsettiğimiz -Hareket içinde hareket- prensibini kaybetmiş olan Osmanlı devletinde kaba softa ham yobaz tipinden hız alarak yeni bir taife çıktı, işte bunlar da batıcı geçinen, batıyı anlayamamış, sadece ucuz bir taklitte kalmış olan küfür yobazlarıdır. Müesses olarak batılılaşma adımları bu dönemde hız almıştır. Bu süreçte batıya doğru atılan her bir adımla fert ve toplum kendi ölçülerimizden uzaklaşmıştır. Daha sonra ki devirlerde bu durum öylesine hız almıştır ki, artık ölçülerimizi unutmayı bırakın, çeşitli vasıtlarla ölçülere düşman edilmişizdir.

Artık meşruiyet İslam’dan değil batıdan alınmaktadır ve bu ölçüyle batı taklitçiliği hız kazanmıştır. Aynı mana çerçevesinde farklı bir surette Meşrutiyet dönemi…

“Meşrutiyet bir takım fikirsiz Makedonya kabadayılarının ruhuna gem takmış ve kör hamlelerini istismara yol bulmuş teşkilatlı Yahudilik, Masonluk ve Dönmeliğin eseridir! Yahudilik, Masonluk, Dönmelik isimli üç ayaklı sehpanın da ipini sallandırmak istediği tek hüviyet: İslam’dır!..’’

Üstad’ın bu tarihde kullandığı üç isim münasebetiyle, bu dönem ayrıca hususi olarak ele alınmalıdır. Ve diğerleri de.

Son devir ise malum… “Ayan olan beyan istemez.’’

İşaretlenen tarihi süreç farklı suretlerle devam etmekte ve işte bu devamı durdurmak ve “solmaz pörsümez yeni” uğrunda mücadele edenler için BD-İBDA Tarih Muhasebesi tek ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle: “Keramet çapında!”

Kaynak: https://www.facebook.com/notes/furkan-kartal/bd-ibda-tarih-muhasebesi-%C3%BCzerine-bir-deneme/536485919838387

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: