DEVRİLMEK İSTENEN GERÇEKTEN ERDOĞAN MI?

DEVRİLMEK İSTENEN GERÇEKTEN ERDOĞAN MI?

Müyesser Yıldız’ın, bizzat Erdoğan’ın da diline doladığı “Batı’nın Erdoğan’a karşı çıktığı” propagandası etrafında kaleme aldığı yazısını iktibas ediyoruz.

Batı’nın kendisine verdiği BOP Eşbaşkanlığı görevini iktidarları boyunca başarıyla yerine getiren ve ardında Irak ve Libya işgalleri, Ergenekon adı altında TSK’daki NATO karşıtlarını tasfiye ve “Kozmik Oda Baskını” ile milli direnişin altyapısının mevcut olduğu bütün bilgi ve belgelerin Amerika-İsrail’e sızdırılması gibi operasyonları yürüten Erdoğan’ın, Batı tarafından istenmediği yalanı tekrar dillendirilmekte.

En son 1 Kasım Seçimleri öncesinde, İngiliz Economist Dergisi’nin “Erdoğan’a oy vermeyin” şeklinde manşet atarak, “Erdoğan’a düşmanlık” görüntüsü altında destek veren Batı propaganda makinesinin yayınları karşısında, seçimler boyunca “Erdoğan’a destek vermek Milli bir davadır”, “bu seçimler, Batı karşısında Kurtuluş Savaşıdır” söylemiyle seçim kazanıldığını hatırlayınız.

1 Kasım seçimleri sonrasında değerlendirmelerini yayınladığımız Genel Başkanımız Sayın Ali Osman Zor’un, Hükümetin, elindeki medya gücüyle yaptığı manipülasyon ve spekülasyonlarla sürdürdüğü “aldatma” ve “yalanla iş görme” devrinin kapandığını ifâde eden değerlendirmelerinin de temelinde yer alan Erdoğan-AKP Hükümeti’nin “Batı karşıtlığı” söylemi, hükümetin “İsrail’e Muhtacız” açıklamasıyla nihayete ermişti.

AKP Hükümeti’nin sözde “Batı karşıtlığı” üzerinden “aldatma” ve “yalanla iş görme” devrini sürdürmeye çalışması, Erdoğan-AKP Hümükemti açısından tam bir intihar olacaktır.

Zira NATO’ya işgal üsleri açıp Amerika’nın yanında Fransa, Almanya ve Hollanda’ya da üs tahsis eden, Etnik Kürtçülüğe her türlü imkânı verip, Kobani (Ayn-el Arap)de kurtaran ve en son “İsrail’e muhtacım!” açıklamasını yapan AKP hükümetinin hiçbir söylemi, İslâm Milleti’nde keskinleşen Haçlı-Yahudi düşmanlığını maniple etmesine meydan vermeyecek bir boyuta ulaşmış durumdadır.

ADIMLAR Dergisi

DEVRİLMEK İSTENEN GERÇEKTEN ERDOĞAN MI?

Obama Erdoğan’a çoktan “tavırlıydı”… Yakın zamanda da Obama’nın Erdoğan’ı, “beceriksiz ve otoriter” olarak nitelendirdiği duyuruldu… Yarım ağızla yalanlandı…

Putin’in, “Türkiye’deki mevcut yönetim er ya da geç değişecek” demesinin üzerinden 3 ay geçti.

Ardından ABD’nin iki eski Büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman, “Erdoğan ya reform yapmalı ya da istifa etmeli” çağrısında bulundu. Meşhur Alan Makovsky, “Erdoğan’ın “Washington’a gelmesi pek de istenmeyen bir misafir” olduğunu söyledi.

Eş zamanlı olarak düne kadar Oslo’da masaya oturdukları, İmralı’dan Kandil’e “posta güvercini” yolladıkları bölücü terör örgütünün başı Cemil Bayık, “Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek istiyoruz. Erdoğan ve AKP devrilmedikçe, Türkiye asla demokratik bir ülke olamaz” dedi.

Kendisine verilen görevleri yapan taşeron PKK’yı geçelim; Türk Milleti’nin DNA’sını çözen ABD’nin “Erdoğan’ı devirme” hedefini böyle alenen ve belenen açıklaması biraz garip değil mi? Bir avuç emperyalist muhibini “sevindirme” dışında seveniyle, sevmeyeniyle Türk Milleti’nin Erdoğan’ın etrafında kenetleneceğini, “yedirmeyiz” diyeceğini bilmez mi? Erdoğan, Irak’a Suriye’ye lider seçmeye çalışsa da bu milletin, “iç işlerime karışma” tavrı koyacağını hesap etmez mi? Hepsini geçelim, yıllardır Türkiye’yi kaybetmemek için olmadık işler çevirmişken, patlayacak olan Amerikan düşmanlığından da mı endişe duymaz?

Gelişmeler tam da bu minvalde seyrediyor. Şimdilik yandaşlar, “Erdoğan’ı yedirmeyiz” kampanyası başlattı bile…

Erdoğan’ın kendisi de çerçeveyi biraz daha genişletip, kampanyaya dahil oldu; “Tayyip Erdoğan gitsin demenin, milletimizin, bayrağımızın, vatanımızın, devletimizin yıkılması demek olduğunu” söyledi.

Yani, kendisini millet, bayrak, vatan ve devletle özdeşleştirdi…

Gel de Erdoğan’ın etrafında kenetlenme!..

Dahası, “Yanımda olmayan, düşmanın yanındadır” mesajı verip, ülkemizin olası “yeni teröristleri” için işaret fişeği attı…

 

Yeni Düşman Niye Amerika?

Peki bir de şöyle düşünelim:

Türkiye’yi ABD ve AB’nin verdiği “yol haritasını” harfiyen takip ederek değiştiren Erdoğan değil mi?

Nasıl değiştirdi? Her daim bir “düşman” icat edilerek…

ABD, AB, Cemaat ve liberaller Erdoğan ve AKP’nin etrafında birleşti; “Düşman” TSK, aydınlar, yargı temizlendi…

Sonraki düşman malûm; Cemaat… Bu eski dost, yeni düşmanla “göstermelik” mücadele sürerken, Erdoğan ve AKP muhalifi milli unsurların bir kısmı da mecburen Erdoğan’ın etrafında kenetlendi… Bu arada devletin içi, Türkiye’nin altı iyice oyuldu…

Ama tüm bu alt-üst oluşlara rağmen henüz “yol haritasındaki” menzile varılamadı… En zorlar kaldı…

O halde acaba yeni ve hepsinden büyük bir “düşman” mı bulmak gerekiyordu ki, bu defa da ABD ve emperyalizme “göstermelik” bir savaş açıldı?

Niye mi göstermelik?

Geçmiş 12-13 yıldır ABD, AB tarafından da “aldatılmış” olduklarını varsayalım… İyi de emperyalizmin “gerçek yüzünü” gördükten sonraki hâl ve tavırlara ne diyelim? İncirlik’i, Diyarbakır’ı, Batman’ı ABD’ye tahsis etmeler… İstiklâl Marşı’nın yıldönümünde hava sahamızı NATO’ya açmalar… Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok… Erdoğan’ın dün muhtarlara hitabına bakalım yeter…

Ülkemiz üzerinde 100 yıl önce uygulanmaya başlanan planların tamamlanmaya çalışıldığını,

Türkiye’nin tedip ve ıslah edilip, sindirilmek istendiğini,

PKK, PYD, YPG’nin elindeki silahların Rus, Batı, Amerika silahları olduğunu,

AB’nin PKK’yı terör örgütü saydığı halde hiçbir şey yapmadığını,

Dolu dolu anlatacaksınız, ama ABD’yle de AB’yle de NATO’yla da, “durmak yok yola devam” diyeceksiniz!..

Bu ahvâlde, gerçekten yeni bir “milli mücadele” verildiğine inanabilir miyiz?

Erdoğan ve AKP’yi kayıtsız-şartsız, sogusuz-sualsiz destekleyenler için herhangi bir sorun yok…

Sorun bize dair… Zira bir süredir önümüze konan şu:

Fetullah mı, Erdoğan mı?

Darbe mi, Erdoğan mı?

PKK mı, Erdoğan mı?

Aklını yitirmeyen herkes için her üç şıkta da zorunlu seçeneğin ne olacağı aşikâr.

“Henüz yol haritasındaki menzile varılamadı… En zorlar kaldı…” dedik.

Nedir o en zorlar?

Suriye’nin bölünmesi kabul edilip, aynen Barzanistan gibi, Müslimistan da hazmettirilerecek…

Soros’un “en iyi ihraç ürününüz” dediği TSK IŞİD’le savaş için belki Suriye ve Irak’a gönderilecek…

İran “düşman” ilân edilecek…

Kıbrıs, yani Doğu Akdeniz İsrail’e, emperyalizme teslim edilecek…

Türkiye’de rejim değişecek, yani PKK’nın istekleri de karşılanacak…

Evet ABD’nin, AB’nin Erdoğan’dan hazetmediği kesin… İyi de bu ağır faturayı ondan başka kim bu millete kabul ettirebilir?.. Kılıçdaroğlu, Bahçeli veya Davutoğlu mu?..

ABD’nin de Erdoğan’ın da “sağ gösterip, sol vurma” politikasını ne kadar başarılı uyguladıklarını unutmayalım.

ABD “Seni istemiyoruz” diyerek, bir yandan alacağını alıyor, öte yandan milleti Erdoğan’ın etrafında “kenetlenmeye” sürüklüyor…

Erdoğan da söylemlerle “milli mücadele” verip, 72 düvele savaş açarak, “başkanlık” yolunda “safları” iyice sıklaştırıyor…

ABD ile omuz omuza görüntü verdiği takdirde Erdoğan’ın dahi o faturayı millete kabul ettirmesi ve etrafında böyle bir “kenetlenme” sağlaması mümkün olamayacağına göre, bu yeni “düşman” politikasından şüphelenmemiz gerekmez mi?

Mesela; “Dost ve müttefik” bir ABD istediği için Suriye’ye girmemize, belki AKP’liler bile karşı çıkar…

Ya, “meşru müdafaa”dan da öte “100 yıllık kuşatmayı” yarmak için, hele de “ABD’ye rağmen” giriyormuşuz gibi sunulursa;

Karşı çıkacak olanlara, kapsamı genişletilecek olan “terörist” tanımı ile “hain, terörist” damgası vurulurken, çok büyük bölümümüz, “Allah!.. Allah!..” demez miyiz?

 

Aksine ABD’nin “Otoriter” Erdoğan’a İhtiyacı Var

Bakmayın ve inanmayın ABD ve AB’nin “otoriter” bir Erdoğan’dan şikâyetçi olmasına!.. Türkiye, Türk Milleti onların umurunda bile değil… Onlar sadece çıkarlarına, alacaklarına bakarlar… Bu çıkışların, “evrensel değerlere” sözde bağlılıklarını gösterme ve kendilerine bel bağlayıp, umutlananları hâyâl kırıklığına uğratmamadan öte bir anlamı yoktur.

Kaldı ki, ABD’nin “Yeni Türkiye” hedefini tamamlayabilmesi için “demokrat” değil, aksine “otoriter” bir Erdoğan’a ihtiyacı olduğu ortada.

Madem Obama, Abramowitz, Edelman’ın Erdoğan’a gösterdiği “sopa”yı konuşuyoruz, bir başka ABD’linin “havucunu” da konuşalım.

O ABD’li Nicholas Burns… Türkiye’yi yakından tanıyor, çünkü uzun yıllar, Obama yönetimine kadar ABD Dışişleri’nin Siyasi Müsteşarlığını yaptı. Bugün Hillary Clinton’u başkanlık yarışına hazırlayan diplomat kadrosu içinde. Clinton başkan seçilirse, belki o da Dışişleri Bakanı olacak.

İşte bu isim 1 Kasım seçimlerinden sonra Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e bir röportaj verdi.

Çamlıbel’in yönelttiği sorulardan biri şuydu:

“Bir kaç kez Türkiye’nin istikameti konusunda Batı’daki endişelere vurgu yaptınız. Ancak öte yanda bir ay önce bir kez daha AK Parti hükümetine güçlü destek vermiş olan bir Türkiye halkı var. 1 Kasım seçimlerinden çıkan mesaj Türkiye’nin demokratikleşme yolculuğunda ne ifade ediyor sizce?”

Bu da Burns’un cevabı:

“Türkiye ve Ortadoğu açısından tehlike zamanlardan geçiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisine oy verenler de sanıyorum bu tehlikeli dönemden güçlü ve etkili bir Türk hükümetiyle geçmek istediler. İçinden geçtiğimiz belki de 1967 ve 1973 savaşlarından sonra Ortadoğu’daki en derin kriz. Belki de bugünkü kriz o dönemlerden daha da derin, zira İsrail’in komşularından daha da geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Bir anlamda bu İslam’ın geleceğine dair bir savaş. Sünni İslam’ın kendi içinde bir savaş. Şii İslam’ını temsil eden İran ile Suudi Arabistan arasında açık bir rekabet var. Şu ortamda en güçlü Müslüman ülke Türkiye. En güçlü orduya sahip olan Müslüman ülke de Türkiye. Türkiye’nin barış için oynayabileceği emsalsiz bir rol olduğuna inanıyorum. Diğerlerine örnek ya da ilham olacak başka bir Müslüman ülke var mı? Yok!”

Çamlıbel devamında, “O halde siz de Türkiye’deki seçimlerde ‘korku faktörü’nün etkili olduğunu düşünenlerdensiniz” sorusunu sordu.

Burns, “Tehlikeli zamanlar! İstikrara ihtiyacımız var. Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük deneyimi ve uluslararası ilişkilerde sofistikasyonu olan bir politikacı. Güçlü bir hükümeti ve devleti yönetiyor. Ve belki de Türkler olarak içinden geçtiğiniz zor zamanlar seçim sonuçları açısından bir faktör olmuştur” karşılığını verdi.

Diyeceğim, “devrilmek, diz çöktürülmek” istenen doğrudan ve sadece Türkiye’dir, Türk Milleti’dir…

Ve en “tehlikeli zamanlardan” geçiyoruz…

O yüzden aman yeni “şeytani” oyunlara dikkat!..

Müyesser YILDIZ

17 Mart 2016

 

Not: Bu iktibastaki fikirler yazara ait olup, Adımlar’ın ideolojik ve siyasi anlayışına zıt görüşler sitemizi bağlamaz.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: