TARİHTEN BİR YAPRAK

TARİHTEN BİR YAPRAK

Salih Mirzabeyoğlu’nun ilk eserlerinden biri de Tarihten Bir Yaprak. 1981’de basılan bu eser, diğer ilk eserler gibi daha sonra yeniden ele alınmadığı için fazla bilinmiyor. Mirzabeyoğlu burada İdeolocya ve İhtilâl’in ardından ihtilâlci ruhunu daha müşahhas biçimde ortaya koyuyor.

Tarihten Bir Yaprak, Mirzabeyoğlu’nun 12 Eylül döneminin en kara günlerinde bile Büyük Doğu mücadelesini nasıl tavizsiz bir ruhla sürdürdüğünün en açık delillerinden biridir. Onun gençlik arasında nasıl ve neden efsaneleştiğini ve KUMANDAN olduğunu bir kez daha gözler önüne serer

Bu eserde Salih Mirzabeyoğlu, 1956’daki Macar ayaklanmasını mevzu edinir. Bu ayaklanmayı, Macar gençlerinin Rus işgâli karşısındaki fedakârlık ve gözü karalığını, istiklâl için neleri göze aldıklarını İslâmcı gençliğe örnek olarak verir. Aslında bu örneğin üzerinde durmak gerekir

İhtilâl, İslâmcılar arasında pek bilinen bir nesne değildir. Mirzabeyoğlu 1975’te onunla ortaya çıktığında komünistlikle suçlanmıştır. O da kendisini suçlayanları “komünizme karşı olmaktan başka bir şey bilmeyenler” diye niteler. Dünya ihtilâl tecrübelerini gündeme getirir.

İran devriminin estirdiği büyük heyecana rağmen “ihtilâl” kavramının İslâmcılar arasında derinlemesine ele alınmamış olması tuhaftır. İslâmcılar “şeriat” kelimesini dillerine dolamışlar, ne onun gidişinden, ne de geleceğinden habersiz, bununla her şey hallolacak sanmışlardır.

Mirzabeyoğlu orada ihtilâl edebiyatına katkı hâlinde teorik tahlillere de girer. İslâmcılar arasında bu kavramın bilinmemesinin “şuursuzluk”la eş anlamlı olduğuna değinir. Neyi neden yaptığını bilmeyen şuursuz kalabalıklar, zamanla heyecanlarını da kaybeder ve düzene yem olurlar.

Nitekim öyle olmamış mıdır? İhtilâl şuurundan yoksun olan İslâmcı yığınlar, sadece olaylar –daha çok da dış olaylar– karşısında reaksiyondan ibaret heyecanlarını zamanla kaybedip, mücahitlikten müteahhitliğe intikal ederek, esiri oldukları düzenin bekçiliğine soyunmuşlardır.

İBDA, henüz İBDA boyutuna ermediği 1984 öncesi rüşeym safhasında bile, “doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olmaz” diyerek, yapılan çabaların ancak doğru düşünce şartına bağlı olarak hedefine ulaşabileceğini en öğretici şekilde ortaya koymuştur.

Bu hakikat meydan yerindeyken hâlâ ona buna teşne olmaya çalışarak bir yerlere geleceğini umanlar, başkalarının bacaklarıyla visale ereceğini sananlar, açık bir gaflet içindedirler. İslâm inkılâbı yegâne gündemdir ve onu gündemden düşürücü her şey, bir sapma ve sapkınlıktır.

Selim GÜRSELGİL

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: