NECİP FAZIL’LA BAŞBAŞA ÜZERİNE

NECİP FAZIL’LA BAŞBAŞA ÜZERİNE

Necip Fazıl’la Başbaşa, birinci baskısı 1982’de yayınlanmış bir eser. Salih Mirzabeyoğlu bu eserinde Üstad’ı konuşturmuş, O’nun gözüyle günümüz meselelerini ele almış ve Üstad’ın tetkikine sunulmuş ve ondan şu iltifatı almıştır:

-“Hakkımda yazılmış tek harika kitap!”

Necip Fazıl’la Başbaşa dinamit gibidir, fikir dolu, ilim dolu. Salih Mirzabeyoğlu’nun farkını hemen gösterir. O’nun fikir kudretini olanca yüksekliğiyle gözler önüne serer. İBDA’nın İslâm’ı yaşama ve hayata geçirme konusunda neden rakipsiz ve alternatifsiz olduğunu açıklar.

Aslında bunu anlamak zor değildir. Bakın muhafazakar demokratlara… Bu insanların çoğu yakından baktığın zaman inançlı insanlardır. İslâm’a inanırlar. Fakat iş inandık demekle bitmez. İslâm’ı hayata hâkim kılmak ve bunun nasılı hakkında fikir sahibi olmak gerekir.

Bu açıdan bakıldığında, muhafazakârların İslâm’a inanırken nasıl İslâm dışı bir düzeni tatbik ettikleri ortaya çıkar. İslâm sırf bazı şeyler değildir. İslâm Kudüs konusunda duyarlılık, ama asgari ücret konusunda duyarsızlık değildir. İslâm namaz karşısında duyarlılık, ama zekâta gelince onu kula kulluk rejiminin insafına terketmek değildir. İslâm her şeydir.

“Her şey bakımından bakınca”, muhafazakârlık, şu şiveyle konuşur: Din işleri ayrı dünya işleri ayrı… Muhafazakârlık dünya işlerinde kapitalist dünya düzenine uyum sağlamayı şiar edinir. İslâm ekonomi modelini hayata geçirmeye yanaşamaz. Onun ne olduğunu temel ilkeleriyle bilmez de. Hâlbuki İslâm ekonomisi olmadan İslâm olmaz. İslâm hukuku olmadan İslâm olmaz. İslâm’ın bütün unsurlarının yerli yerinde olmasıyla gerçekleşir.

Hani hep başkaları için söylenir: İşte medeni hukuku İsviçre’den, ticaret hukukunu Almanya’dan, ceza kanununu İtalya’dan aldılar… İyi de, “bütün fikir” olmadığı zaman senin yapacağın da bu. Hâlihazırda yaptığın… Ferdi ibadetlerin için hassasiyetini İslâmiyetten alıyorsun ama toplum düzeni dışarıdan geliyor; hem de en deforme bir karikatür hâliyle… Onun için yukarıda büyük büyük laflar edilirken, aşağıda, toplum her adımda biraz daha cinnete, biraz daha kaosa sürükleniyor.

Bu mütalaa, Büyük Doğu – İBDA’nın, yani mücerret fikrin, bir lüks ve fantezi olmadığını olmadığının, olmasa da olur kabilinden bir nesne olmadığının, doğrudan doğruya İslâm’ın temini için bir gereklilik olduğunun da ipucunu verir. Üstad, Necip Fazıl’la Başbaşa’da İBDA Mimarı’nın İslâm’ın temini cehdi yolu üzerinde olduğunu bir kez daha tesbit eder:

“-Bize ağuşunu (kucağını) açmış, takdirkârıyım!”

İslâm en ileri, en yüksek, en insani fert ve toplum iklimini göstericidir. Gösterileni görmek ve onu temin, Müslümanların görevi. Hem de namazdan, oruçtan, hacdan, ticaretten sonra gelen sıradan bir görevi değil, baş görevi. Müslüman, Allah’tan geleni insanlığa tatbik etmek için vardır, köşesine çekilip günlük ibadetler ve dualarıyla göçüp gitmek için değil.

Selim GÜRSELGİL

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: