MEVCUT DÜZEN VE BİZ!

MEVCUT DÜZEN VE BİZ!

TEZ ZAMANDA!

Enflasyon yıllık bazda 20,30 olarak belirlendi; buna göre 13 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisi vatandaşın aylıklarına yüzde 10,19 oranında zam yapılması öngörülüyor, bu oranın maaşlara yansıtılması durumunda 100 lira ile 250 lira arasında zamlı maaş alınmış olacak…

Bunun dışında bu veriler memur ve emeklilerine yapılacak zam için de belirleyici olacak…

Bunu buraya niye yazdım, tam olarak ben de bilmiyorum!

Bir alçaklığın, bir rezilliğin, bir aldatmacanın, emek hırsızlığının, sömürünün ifşâını yapma gayreti mi desem; yoksa “ey millet, size bu sadaka ölçeğindeki parayı reva görenler, sizin oylarınızla o makamlardalar!” gerçeğini hatırlatmak mı desem? Belki de hepsi ve daha fazlasını anlatmak arzusu!

Neyse, durum bu; siz nasıl anlamak isterseniz öylece anlayabilirsiniz!

Ama ben kendi anladığımı söyleyeyim: Böylesi bir düzen, böyle bir taksim yeryüzünde hiç bir yerde olmaz, olsa da kabul görmez…

Dilerim Allah’tan; fakir fukaranın, garip gurebânın sırtına basarak çıktığınız o makamlardan tepe taklak yuvarlanırsınız tez zamanda.

HARAM, ZIKKIM, ZEHİR OLSUN!

Bir kardeşin şu tesbiti yersiz değil: Yirmibeş kuruşluk poşet muhabbetiyle, poşetin kaç paraya dolduğu unutturuluyor.

Bakınan Albayrak “hedeflerimizin neredeyse tamamını tutturduk” diyor.

İşçiye, memura, emekliye enflasyonun altında zam yapmak için uyguladıkları illüzyon “başarılı” oldu!

Ne yaptılar? Enflasyon konusunda gerçekçi rakamları açıklayan Türkiye İstatistik Kurumu Başkanını görevden aldılar…

Gerçeklerden uzak, yalandan “indirim” kampanyaları ile enflasyon rakamlarını bir kaç puan aşağı çektiler!

Sonuç; yine işçiden, yine emekçiden, yine fakir fukaradan çalarak saray sefâlarını sürdürmedeki kararlılık iradelerini ortaya koydular…

Bizden yana haram, zıkkım, zehir olsun!

KREDİ BORÇLARINA KREDİ

“Esnafa müjde!”

Evet, dinleyelim bakalım, müjdeli haberi neymiş:

“2019 un ilk çeyreğinde on milyar, diğer kısmında on iki daha, toplam yirmi iki milyar, kredi kooperatifleri aracılığıyla Halk Bankası para dağıtacak…”

Her yıl her zaman olagelen birşey! Bunun neresi müjde?! Faiz mi indirdin? Hayır! Limit mi yükselttin? Hayır! Ödeme güçlüğünden yasal takip şu, bu, vs. gibi sıkıntı içinde olana yeniden yapılandırma mı yaptın? O da yok! Herşey normal olağan akışında işlediği hâlde, ne müjdesi, neyin müjdesi?!. Enayi mi var karşınızda hemşerim; yediğimizi mi sanıyorsunuz bu adi, sefil ve alçak düzenbazlıklarınızı?! Elbette hayır.

Ya emeklinin hâli? Allem ettin, kullem ettin, yıl sonu enflasyon rakamlarını düşük gösterdin ve soframızdan ekmeğimizi çaldın! Katık demiyorum “ekmek” diyorum; verdiğin parayla katık falan alacak durum zaten yok! Al fakirden, ver topçuya, popçuya, ihâleciye, millete sövene, tepeden bakana!

Bir de “kredi kartı operasyonu” var ki evlere şenlik! Adam zaten takibe düşmüş, icralık olmuş, aynı adama tekrar faizli kredi verecek! Görüntüde adamı kurtaracak gibi hareketle, bankaların sorunlu paralarını tahsil ettirmiş olacak. Devlet bankaları eliyle, yabancılaştırılmış bankaların kasalarını doldurma!

Ayıyı vurmuşlar, “beni bu yara değil ama, bu gülmeler öldürür demiş…”

Şimdi yaşadığım tüm zamanların en krizli, en sorunlu dönemine şahitlik eden ben; yaşananlara mı üzüleyim yoksa sizin milletle alay edercesine yaptığınız “kurtarma” paketlerine mi?

Sinir bozucu hadiseler yaşanıyor; gözümüze baka baka yalan söylüyorlar, insanca yaşama hakkımızı gasp ediyorlar, ülkemizin milletimizin istiklâl ve istikbâliyle oynuyorlar, fakiri soyup zengini daha zengin yapıyorlar, kendileri gibi düşünmeyenleri itibarsızlaştırıyor, hapishanelere tıkıyorlar. “Yol yaptık köprü yaptık” diyorlar; geçenden de geçmeyenden de para alıyorlar…

İşin en tuhaf ve en garip yanı ise; tüm bu olup biten fenalıkları “ya Allah, bismillah” diyerek, vatan-bayrak naraları atarak, insanlık tarihinin daha önce hiç bir dönemde yaşanmamış, kutsal istismarıyla süsleyip yapıyorlar.

“MUHALEFET” DEĞİL, SEYİRCİ!

Muhalefet ne iş yapar, neye yarar?.. Alın size ülkenin dörtte birini ilgilendiren bir mesele;

İktidar sahipleri alavere dalavereyle enflasyon rakamlarını aşağı çektiler. Gerçeğe yakın açıklama yapan Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı’nı kızağa çektiler ve bugün geldiğimiz noktada yüzde elliler civarındaki enflasyon rakamlarını, yüzde yirmi diye kakalayıp, gözü kulağı aylıklarında, yapılacak iyileştirmede olan milyonlarca çalışan ve emekli için yüzde onluk bir artışla kapıları kapadılar!

“Biz yaptık oldu” anlayışıyla yapılan bu utanç verici rezil gelişme karşısında konuşacak hiçbir makam olmasa bile, siz “muhalefet”, nasıl bu oldu-bittiye ses çıkartmazsınız! Bu hayret verici “seyirci” tavrınız anlaşılabilir bir durum değildir…

Size tekrar hatırlatmak isterim; bu ülkenin gerçek ve bir numaralı sorunu açlık, yoksulluk ve işsizliktir! Bu mesele halledilmeden hiçbir şey halledilmiş olmaz ve siz muhalefet olarak bu gerçeği sabah akşam dillendirmekçe, milletin gerçek gündeminden uzak olan iktidar partisinden hiç bir farkınız kalmaz.

YALANCI İSTİRMARCILAR

Ülkeyi iflâsa, vatandaşı yoksulluğa getiren bu iktidar, kimlerin oyuyla ve hangi sâikler ile hâlen iktidar?!

Alternatifsizlik mi, çaresizlik mi, “bunlar gitsin de onlar mı gelsin” gibi anlamsız, gereksiz ve yersiz kaygılar mı? Oysa her kim gelirse gelsin, beş yılda bir seçim “şansı” henüz devam ediyor…

Gelen gelir, beğenmezsen bir sonraki seçimde indirirsin aşağı…

Türkiye cumhuriyeti kurulduğundan bu yana sahte düşmanlar, suni kutuplaşmalar üreterek milleti korkutmak suretiyle baskı altında tutmuştur…

Hâlbuki İslâm gelmedikten sonra kimin geldiğinin, kimin gittiğinin ne önemi olabilir müslüman bir halk için?

17 yıldır aynı siyasi parti ve aynı lideri tarafından yönetilen bir ülke; dış borç, faiz ve enflasyon kıskacında debelenirken geçim sıkıntısından yaşanmamış hayatlarını, geleceklerini, mallarını, mülklerini bankalara ipotek ettirmiş bir millet…

“Hastane yaptık, yol yaptık, köprü yaptık” lafazanlığına karşı; “Babanın parasıyla mı yaptın! Milletten aldığınla yaptın!” demekten bile aciz insan toplulukları… “Aldığın vergilerle yapılanın beş kat fazlası yapılabilirdi”,  “paranın gerisi nerde?” sorgulamasını yapmaktan kaçınan, büyülenmiş, uyuşmuş, uyutulmuş bir topluluk…

Ve hâlen “Ömer adaletliyle” geldik diyebilen, ama vatandaşına “iki bin lira ile yaşa!” deyip, kendisine 76 bin lira aylığı uygun bulan; sarayının harcamasının günlük, bin asgari ücretlinin maaşına denk olduğu söylenen bu kutsal istismarcısı, yalan makinesi sahtekârlar iş başında ve bu halk arasında taraftar buluyorlar…

Fındık’ta atılan kazığı unuttuk mu?

Unutan alçaktır kendi payına…

  1. ayın sonunda fiyat açıklıyor, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş; borç içinde kıvranan insanımız Ağustos-Eylül’de malı zaten kaptırmış Bilo’nun ortağına… Üç beş zenginin elinde fındık kalmış, bundan bize ne.

CAMBAZLIKLAR BİTMİYOR

“2.5 milyon hanede düzenli yardım alan vatandaşa elektrik bedava!”

Hani buralar özeldi, zam yapılıyor, karışamıyordunuz!

Şimdi nasıl oluyor da adamların kesesinden ağalık yapıyorsunuz?

Burada da puştluğun alâsı var! Tıpkı kayıp-kaçak bedellerini diğer vatandaşın sırtına yüklediğiniz gibi; bu iki buçuk milyonluk kömürcü-makarnacı “çekirdek kadro”nun elektrik parasını da sayaç okuma payı, trt payı, ötv, kdv dersin, vatandaşa yaslarsın…

Hani kırkbeş koyup, on geri çektiğin cambazlık gibi diyeyim…

Bir de;

Spor kulüplerinin borçlarını ödeyecek olan Ziraat Bankası, vatandaşın kredi kartı borçlarını yapılandırarak sus payı verdiriliyor;

Köprülerden usûlsüz geçişlerde uygulanan cezalar için af içeren yasa teklifi, boğazdaki kaçak yapılar için çıkarılan af yasasıyla aynı torbaya konulup Meclis’te yasalaştırılıyor.

Neler oluyor diyen, diyebilen yok.

Mutasarrıf Abdullah Çağlayan’ın dediği gibi:

Bir soğan soyuluyor, yaşarıyor gözler;

Bir devlet soyuluyor, aldırmıyor öküzler.

İNSANA EZÂ HÂLLER

Dar gelirli, az gelirli, zor gelirli vs. kategorisinde olmadan, o dünyanın gerçeklerinden bahsedilmez mi?

Edilmeli bence…

“Adalet”, “vicdan”, “merhamet”, “hakkaniyet”, şu, bu, yığınla fazilet tüten kelimelerimiz, kavramlarımız var bizim…

Yani bu işleri konuşuyor olmak, bir sınıf meselesi olmaktan öte, şahsiyet meselesidir her şeyden önce…

Şahsiyet?

Cahilin bilmiş tavrı, zengindeki miskin hâli, fakirde büyüklenme, yalancı da doğruculuk, pezevenkte delikanlı pozu, orosbuda namuslu edaları, hak yiyici haramzâdede dürüstlük ve adalet nâmeleri… Dayanılmaz, katlanılmaz, insana ezâ hâller.

Diyorum ki kendime; hangi iş üzere olursan ol, o işe yoğunlaşman seni o işte uzmanlaştırır, başarılı kılar, beklentilerini boşa çıkartmaz. Bu sayede kimseye muhtaç olmaz, rahatlıkla geçinirsin. Hem de iş bilen, işine saygı gösteren, dolayısıyla kendine faydalı olduğun gibi, çevrene de faydalı bir insan olmanın keyfini yaşarsın.

MEVCUT DÜZEN VE BİZ!

Bizim için bu düzenin kutsanacak hiç bir yanı yoktur; tâ ki aydınlatılıp katilleri cezalandırılana kadar, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun katlinden mesuldür…

Kumandan’ın, şehâdetinden 20-25 gün kadar önce, İbdacı olduğu bilinen bir şahsa “bu söylediklerimi kaydet” diyerek yaptığı ihbar: Benim bütün vücudum (organlarım) sağlam, ancak Telegram Çetesi her ân saldırı içinde. Dolayısıyla bana birşey olursa, sorumlusu onlardır.

Şimdi biz bu açık ve net, tarihî belge niteliğindeki ihbarı yok sayarsak, yarın mahşer günü O’nun yüzüne nasıl bakarız?!.

Elbette ki yaşadığımız, var olduğumuz sürece bu ihbarın takipçisi, bu katillerin hesap sorucusu olma irademizi kaybetmeden yaşamak boynumuzda bir borçtur…

Kim ne yapar ya da yapmaz, herkesin kendi hânesine…

Hiç olmazsa şunu yapmayız: Bu ihbarı duymazdan, görmezden gelenlerden olmayız…

Onun katillerini aramayan, sormayan, bu yolda tek bir adım atmayan, tek bir söz söylemeyenlerle bir arada olmayız; daima onların karşılarında olur, destekçileri olmayız.

Yahya EKŞİ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: