ÇÖL ARSLANI ÖMER MUHTAR VE HAYATI – AdımlarTv

ÇÖL ARSLANI ÖMER MUHTAR VE HAYATI – AdımlarTv

 

Büyük Vatan Mücâhidi Ömer Muhtar’ı, vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve gıbta ile hatılıyor ve hatırlatıyoruz…

AdımlarTv

 

Künyesi Ömer bin Muhtâr bin Ömer bin Ferhât olan Ömer Muhtar, 1859 yılında Butnân’da doğdu… İlk ve temel eğitimini babasından almasının ardından kardeşiyle birlikte Senûsîler’in Zenzûr Zâviyesi şeyhi Seyyid Hüseyin el-Garyânî eş-Şemsî’nin yanına gönderildi; babasının vefâtıyla birlikte Eş-Şemsî’nin himayesinde eğitimini sürdürdü. Senûsiye tarikatının ikinci büyük şeyhi Mehdî Muhammed bin Muhammed es-Senûsî’nin yanında öğrenimini tamamladı. Burada 8 yıl süren eğitiminin ardından 1895’te, Mehdî es-Senusî’nin himayesinde iki yıllık hususî bir eğitim aldıktan sonra, 1897 yılında Osmanlı’ya itaat göstermeyen Ubeyd kabilesinin bulunduğu Kasûr Zaviyesi’ne “şeyh” olarak tayin edildi… Ubeyd kabilesini Osmanlı’ya ısındıran ve bağlılığını sağlayan Ömer Muhtar, özellikle küçük çocuklara gösterdiği yakın alâka, yolculara ve fakirlere yaptığı yardımlarla kısa sürede bölgenin en sevilen ismi oldu. Ömer Muhtar’ın kabilelerin içinde yaşadığı bu süreçte, bir çok kabile savaşını da sonlandırdı…

Ömer Muhtar’ın Senûsî tarikatına bağlı bir Şeyh olarak sürdürdüğü faaliyetler, günümüzde anlaşıldığı şekilde halkı sadece “dinî eğitim ve terbiye” yönünden eğitmesiyle sınırlı değildi. O, bir Şeyh’ten beklendiği üzere, halkını ve milletini, istikbâlde yaşanacak savaşa hazırlamak için “Cihad Şuuru”nu daima diri tutucu konuşma ve sohbetleriyle dikkat çekiyordu.

Öyle ki, Osmanlı’ya itaat etmeyen ve sürekli diğer kabilelerle kavgalı olan Ubeyd kabilesini Avrupa’lı kolonyalist ülkelerin, komşu Afrika ülkelerine saldırıları karşısında destan yazan bir öncü kuvvet hâline getirecek şekilde eğitti.

Mehdî es-Senûsî ile birlikte Çad’ın güneyindeki Vedây Sultanlığı bölgesini Fransızlara karşı koruyan mücadeleye katıldı… Mehdî’nin vefatı üzerine 1903 yılında Ubeyd kabilesine ait Kasûr Zâviyesi’ne geri döndü.

Mehdî es-Senûsî’nin ölümünün ardından geçici olarak Senûsî’lerin başına getirilen Ahmed Şerîf es-Senûsî’nin, 27 Eylül 1911’de İtalya’nın Osmanlı Devleti idaresindeki Trablusgarp vilâyetine çıkarma yapması üzerine nasıl bir tavır takınılacağını kararlaştırmak için Kufra’da yaptığı toplantıya katıldı. Ardından Cebelülahdar’a döndü ve uzun yıllar emek verdiği Ubeyd kabilesini cihada hazırlayıp 1000 kişilik bir mücahid birliği kurdu. Böylece İtalyanlar’a karşı ilk saldırıda bulunan birlikler arasında yer aldı. Ömer Muhtar, terbiyesini üstlendiği toplumun dinî, ilmî önderliğini yerine getirdiği gibi, gerçek bir şeyhten beklendiği üzere askeri liderliğini de yerine getiriyor ve bir dönemin “asi” kabilesini, İtalyan işgaline direnen bir kahramanlar topluluğu hâline getiriyor ve bu toplulukla birlikte yirmi yıl boyunca İtalyanlara Libya topraklarını dar ediyordu.

İtalyan işgali sırasında Osmanlı Harbiye Nezâreti’nin Teşkilât-ı Mahsûsa bünyesinde askerî plânlama ve lojistik desteği ile başlayan direniş, Osmanlı’nın Uşi Anlaşması ile resmi kuvvetlerini bölgeden çekme kararının ardından Teşkilât-ı Mahsûsa’nın önemli isimleriyle devam eder. Bu süreçte Ömer Muhtar, o dönem Afrika grup komutanı olan Enver Paşa’nın kardeşi Nûri Paşa başta olmak üzere, birçok Osmanlı subayı ile birlikte hareket etmiştir.

Senûsîlerin Osmanlı ile birlikte hareket eden lideri İdrîs es-Senûsî’nin genel vekili sıfatıyla direnişin kumandanlığına getirilen Ömer Muhtar, Cebelülahdar’a geldiği yıllardan itibaren başta Enver Paşa olmak üzere Türk subaylarından aldığı bilgiler ışığında, emrine verilen gönüllüleri sayıları 100 ile 300 arasında değişen birliklere ayırdı. Birinci Dünya Savaşı ve devamında Osmanlı’nın yıkılışına denk gelen süreçte Trablusgarb direnişi, Teşkilât-ı Mahsûsa’nın şekillenmesinde en önemli tecrübe alanı olmuştur.

Gerilla tipi verilen Direniş sırasında kabileleri üç ayrı bölgede teşkilâtlandıran Ömer Muhtar, yine Enver Paşa’nın Trablusgarp savaşı yıllarında askerî eğitim almaları için İstanbul’a gönderdiği genç yerli subayların geri dönüşüyle çok daha sağlam bir teşkilâtlanma imkânı buldu. Anadolu’da Türk’ün varlı-yokluk savaşına tutuştuğu 1919 yılına kadar destek verdiği Libya Kurtuluş Savaşı, Ömer Muhtar liderliğinde sürmeye devam etti…

Bir kısım sahil bölgeleri dışında Libya bütünlüğüne bir türlü hâkim olamayan Mussolini İtalyası, direnişi politik oyunlarla etkisizleştirmek için harekete geçti. Ömer Muhtar’ın 1923’te Arap ve İslâm âleminin temsilcilerine bilgi vermek ve yardım talep etmek için Mısır’a geçtiğini öğrenen İtalyanlar, buraya bir heyet gönderip cihaddan vazgeçmesini ve Mısır’da yaşamasını, Berka’ya döndüğü takdirde kendisine bir köşk tahsis edilerek maaş bağlanacağını bildirdiler. Daha önce benzer bir teklifi İdris es-Senûsî’nin kabul edip Mısır’da ikâmet etmesine karşın, teklifleri şiddetle reddeden Ömer Muhtar vatan topraklarına geri döndü. 23 Nisan 1923’te gerçekleşen bu dönüş yolculuğu esnasında Ebyârülgubâ’da İtalyanlar’ın saldırısına uğradıysa da kurtulmayı başardı. Haziran ayında İtalyanlar’la Senûsîler arasında Ömer Muhtar’ın da katıldığı büyük bir çarpışma meydana geldi.

Bu süreçte Senûsîlerin lideri Ahmed Şerîf es-Senûsî’ye mektup yazarak kendisine vekâlet eden İdris es-Senûsî’nin İtalyanlarla yaptığı anlaşmaları reddettiklerini, Trablusgarp halkının yalnız bırakıldığını, bu şartlarda cihâdı sürdüreceklerini ifâde ederek, kendilerine para, silâh ve erzak göndermesini talep etti. Libya Kurtuluş Savaşı’nı tek bir idare altında toplamak için bütün bölgeleri gezerek Berka, Trablus ve Fizan’daki direnişleri birleştirmeye çalıştı.

Bu sıkıntılı ve zor süreçte harekete geçen düşmanın yeni sömürge valisi Emilio de Bono, Ömer Muhtar’a destek veren Cağbûb, Ûclâ, Câlû, Fizan ve Kufra gibi yerlerin direnişin merkez üssü Cebelülahdar ile irtibatlarının kesilmesi için harekete geçti. Aynı zamanda Mısır’da İtalya lehine harekete geçen İdrîs es-Senûsî, gönderdiği emirnâmelerle bazı stratejik direniş merkezlerinin çatışmadan düşmana teslim olmasını sağladı.

İşgalci İtalyan birliklerinin yalnız bırakılan direniş merezlerine yaptığı büyük saldırıların ilki olan Rahîbe savaşında Ömer Muhtar ve arkadaşları İtalyanların büyük çoğunluğunu esir aldı. Hemen ardından gerçekleşen Akiretü’l-Matmûra harbinde ise bir çok kurmay arkadaşı şehîd olan Ömer Muhtar, İtalyanlar’a büyük kayıplar verdirmeyi de bildi.

Şartların zorlaşmasına karşın mücahidlerin artan şevk ve iradesi karşısında mağlubiyetlere engel olamayan İtalyanlar, 22 Nisan 1927’de, Derne’de Ömer Muhtar’ın İtalyan ordusunun yedinci taburunu darmadağın etmesinin ardından, işgal altında tuttuğu bölgelerde bulunan Senûsî zâviyeleri ve camilerini kapatıp şeyhleri tutukladı. Bingazi’nin işgal altında tutulmasına karşın, çevresindeki direnişin merkezi hâline gelmesi, İtalyanları harekete geçirdi ve 1928 yılında saldırılarını Berka bölgesine yöneltti.

İşgal güçlerinin Mücahid Libya güçleri karşısında başarısızlığa uğraması ve psikolojik üstünlüğü bir türlü elde edememesi Mussolini tarafından tayin edilen sömürge valilerinin ardı ardına değiştirilmesini beraberinde getiriyordu.

Bu süreçte Bongiovanni, Mombelli, Teruzi ve Sicillian’ı tasfiye eden Ömer Muhtar ve silah arkadaşları, düşmanın Trablusgarp ve Bingazi’yi birleştirmesi ile birlikte yeni bir sürece girdiler… Özellikle bizzat Mussoli’ni tarafından sömürge genel vali yardımcılığı ve Sirenayka valiliğine atanan Rodolfo Graziani, Batı barbarlığını bütün unsurlarıyla vatansever mücahidler karşısında sergilemeye başladı…

Graziani, Mücahidlerin halktan yardım görmelerini engellemek için hayvanları telef ettirdi, tarla ve ormanları ateşe verdi… Kurulan seyyar mahkemelere “direnişe destek verdiği” iddiasıyla gelenlere “idam” hükmü dışında bir karar uygulanmadı. İşgal ettiği şehirlerde, şehrin ileri gelen ulemasını uçaklardan attırmış, vahalardaki bütün hurma ağaçları kestirmiş, kuyuları betonla kapatmış, kütüphaneleri ateşe verdirmiş ve Libya’nın masum kadın ve kızlarının namusunu kirletmekten geri durmamıştı…

Daha önce zayıf irade sahiplerini teslim alan “rüşvet” silahını kullanan ve tereddürsüz reddedilen Graziani, ardından “barış görüşmeleri” yalanlarıyla direnişi oyalama ve topyekûn saldırı için yeni birliklerin gelişine zemin hazırlama yoluna girdi… 1930 Ocak ayının 15’inde direniş merkezlerini uçaklarla bombalayan İtalyan güçleri, 24 Ocak günü Fizan’ın merkezinde yer alan Merzûk’u, sonraki gün ise Gat kasabası işgal etti.

Bütün bunlara karşın Kurtuluş İradesi kırılamayan ve gazâlarını sürdüren Ömer Muhtar’a reddedileceğini bile bile yine ve yeniden “Mısır’da büyük bir köşk, dokunulmazlık ve refah garantisi” içeren rüşvet tekliflerinde bulunan İtalyanlar, böylece, O’ndan ziyâde yakın çevresine ve Libya halkına “savaşın sonu olmayacağı” hissiyatı aşılamaya çalışıyorlardı.

Bu çerçevede, 1928 yılı başında İtalya’ya sürgüne gönderilen Muhammed Rızâ serbest bırakılıp Bingazi’ye dönünce Ömer Muhtar’a bir mektup yazarak İtalyanlar’a teslim olmasını istedi. Yine red cevabı alan İtalyanlar, bu defa Rıza tarafından Cebelülahdar ahalisine hitaben yazılan ve Ömer Muhtar’ı suçlayan bir mektubu uçaklarla yerleşim yerlerine attılar. Ömer Muhtar’ın kendi elleriyle yoğurduğu halkın, bu ihanete hiçbir şekilde tevessül etmemesi karşısında harekete geçen İtalyanlar, kırsal kesimlerde yaşayan Libya halkını toplama kamplarına hapsetmeye başladılar.

23 Eylül 1930 tarihinde Kerisse çarpışmasında Ömer Muhtar’ın en önemli silah arkadaşlarından Fudayl b. Ömer ile birlikte kırk adamı şehid oldu. Ve hemen ardından Trablusgarp direnişinin en önemli merkezlerinden biri olan Kufra’nın merkezinde bulunan Tâc köyü İtalyanlar’ın eline geçti.

Direnişe en büyük desteğin geldiği Mısır sınırına hâkim olmak isteyen Graziani, Akdeniz sahilinde güneydeki Cağbûb’a kadar uzanan yaklaşık 270 kilometrelik bir mesafeyi 2 m. yüksekliğinde ve 3 m. genişliğinde dikenli tellerle kapattırdı. Her taraftan kuşatılan mücahidlere, kursağından keserek destek veren ahâlinin tamamen toplama kamplarına sürülmesi dahi Ömer Muhtar ve arkadaşlarının iradesini teslim alamadı…

Silah arkadaşları başta olmak üzere halkın, ilerleyen yaşını göstererek, büyük bir rıza ve hoşnutluk içinde Mısır’a gidip orada yaşaması isteklerine de kulak asmayan Ömer Muhtar, ihtiyar-genç iradesine hayran milleti tarafından “Çöl Arslanı” olarak lakâplandırıldı…

11 Eylül 1931 tarihinde adamlarıyla birlikte sahâbeden Seyyid Râfi Hazretleri’nin kabrini ziyarete gittiklerinde, işgalci İtalyan çemberi içinde kalan Ömer Muhtar, burada İtalyanlar’a esir düştü… Graziani’nin Mücahidlerin teslim olmaları ve halkın İtalyanlar’a itaat etmesini sağlaması yönündeki tekliflerini reddetti… Graziani’nin Ömer Muhtar’ın kararlılığı karşısında verdiği kararı “idam” olarak açıklayan tiyatro mahkemeden önce gerçekleşen bu görüşme ile ilgili Graziani şu notları düşmüştür: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar, onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım.”

Mahkeme’de Graziani’nin emri doğrultusunda açıklanan idam kararı karşısında ebedî hakikati şu sözlerle ifâde etmiştir:

– “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn. (Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.)”

16 Eylül 1931 tarihinde toplama kamplarından getirilen 20 bin Libyalının gözleri önünde, vakur bir şekilde idam sehpasına çıktı. Fecr Sûresi’nin son ayetlerinden, “Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön” ayetlerini tekrarlarken Allah, Vatan ve Millet için destan yazdığı topraklara ve tepelerine son bir kere daha baktı ve Allah’a kavuştu.

*

Ömer Muhtar, bir dönem Anadolu’ya bağlı, tabiri caizse “Afrika Türkiyesi’nin Libya vilayeti”de Kurtuluş Savaşı’nı veren kahraman olarak dikkat çekmesi yanında; 20. Yüzyılda Tasavvuf Temelli Kurtuluş Savaşı’nın harikulâde bir temsilcisi de olmuştur.

Tasavvuf ve mutasavvıfı işgalci karşısında “pasif” olarak tablolaştıran Batıcı ile güya Batı karşıtı tasavvuf düşmanlarının Ömer Muhtar’ın şanlı hikâyesine karşı ayrı bir garezleri vardır…

Asr-ı Saadet Devri’nin büyük fetihleri ve hemen ardından Türk’ün Selçuklu ve Osmanlı taarruzları ile şahlanan 1441 yıllık İslâm Tarihi’nin bütün huruçlarına temel teşkil eden Ruh’un Afrika’daki tezahürü Ömer Muhtar ve bütün silah arkadaşlarına selâm olsun!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: