DUYGULARIN TEFEKKÜRÜ VE MURAKABE-4

DUYGULARIN TEFEKKÜRÜ VE MURAKABE-4

“METAFİZİK, BİLGİNİNPRENSİPLERİNİ İHTİVA EDER”

Allah Resûlü’nün“Ben, üstün ahlâkı tamamlamak için gönderildim!’’ buyurduğuhadisini, “bütün güzel duygularınkul plânında “mutlak eksizliklik” olarak Allah Resûlü’nde hazineleştiğinin delilidir.”(*)  tefsiriile imân teslimiyetinin “nasıl” olması gerektiğini ifşa edenSalih MİRZABEYOĞLU’nun bu tesbitinden yola çıkarak,  şahsiyetli karakterinden yansıyan dinamikduygu paradigmasını da gözü görenlere, kulağı işitenlere yeniden hatırlatalım.Evet, sonuçta meselenin daima “nasıl”sorusunu sormaktan geçtiğini öğreten Kumandanımıza lâyık olmalıyız. Bununyolunun da duygularımızın parametresini, düşüncelerimizin serüvenini,tefekkürümüzün macerasını ve murakabemizin seyahatini, mukaddes dinimiz ileTürk örfünün sekretaryası hükmündeki İBDA Diyalektiği’ne mutabık kılmaktangeçtiğine inanıyorum. Evet, mikro plânda hâl ve vaziyet böyle iken, makro plânnoktasında ise hayatımızı kuşatan her alanda bilgi istikametimizi de dinamikbir teslimiyet ile Metafizik, bilginin prensiplerini ihtivaeder.” (**) şiarıile kazanabileceğimizi, kalbimizekazımaya mecburuz ve mahkûmuz. İtibar kazanabileceğimiz bu ulvi prensiplerincevheri olan Allah Resûlü ve Allah Resûlü’nün ayak izlerini takip eden sahabeatalarımız, ehlibeyt ve Kumandanımıza her daim borçlu olduğumuzun şuuruylahareket edelim ve gelin Allah kullarını birer Fatiha ile yâd edelim ve istimdatdileyelim ruhaniyetlerinden.   

TESLİMİYETİ OLANLARMERHAMET BULUR

Şahsiyetimizinve karakterimizin oluşması sadece ve sadece İslâm’ın onayı ile mümkün. Buminvalde affedilmemizin sükûnetini dinleyebilmemiz için derunî bir teslimiyetile tövbe ettikten sonra kucaklaşabileceğimiz merhametle kazanabiliriz. Tövbe,vicdanımızın sesine kulak vermek, şifa bulma ve iyileşmek maksadıyla Allah’ınkurtuluş kapılarından birine iltica etmekten başka bir şey değildir. Evet,tövbekâr bir teslimiyetin bilgeliğini rehber edinmek, bazı insanlaraçaresizliği çağrıştırabilir. Lâkin hakiki teslimiyet, tamamen farklı bir olguve tamamen farklı bir tezahürdür. Asıl teslimiyet, plân yapmayı, hayırlı amelleri,helâl fiilleri ve güzel aksiyonları bırakmak mânâsına gelmez. Ölen ile olanaçare bulamayacağımıza göre genel bir durumu kabullenmek değil, bilakis çözümarayışının iradesini sergilemektir. Misâl, hasta isek bize düşen ya mevcutdurumu kabullenip çözüm aramamız ve şifa bulmamız yahut hastalığımızın esiriolarak ıstırap çekmektir. Ben, size anlık olan durumu kabullenmeyi ve şifabulmamız için gereken teslimiyeti tavsiye edebilirim. Teslimiyet, gerçekteslimiyet, geçmişin rutubetli hücresine hapsolmamak ve geleceğin bilinmezkapanına kıstırılmamak için “ân”dediğimiz vaktin kıymetini bilmemizi öğütler.

Takdiredersiniz ki mazi dilsiz ve dipsiz bir kuyu, istikbâl ise bulanık ve flû birseraptır. Ân dediğimiz olguyu ret ve kabullenmemenin acı bir zehir olduğunubelirtmem, pesimist-kötümser bir yaklaşım değil, hakikatin acı bir çığlığıdır.Andrei TARKOWSKİ, “Nostalghia, ölümcül bir hastalıktır”  cümlesinde tamamen haklı olmakla birliktenoktalı virgülden sonra yazması gereken cümleyi boş geçerek, bir boşlukoluşmasına da sebep olmuştur. Bize düşen vazife, yarısı dolu olan bardağınkalan diğer yarısını doldurmaktır. Nostalghia, şimdiki zamanımızı veya nefesalıp verdiğimiz “ân”ı alâkadar ediyorsa geçmişe, maziye başvurmakmecburiyetinde olduğumuza kim itiraz edebilir ki. Egomuzun kaygı vekorkularından, süfli nefsimizin olmayacak arzu, istek ve beklentilerindenkurtulabilmemizin biricik yolu, en kıymetli sermayemizin “ân” dediğimiz vaktinkıymetini kavramamızla mümkündür. Sonuçta ân, hürriyetimizin anahtarı,irademizin yağlı boya tablosu, duygu notalarımızı sergilediğimiz veseslendirdiğimiz hayat serüvenimizin, deneyimlerimizin ve maceralarımızın kısabir kesiti değil mi!? Evet, sesinizi işitir gibi olsam da gramerde ünlemişareti ile soru işaretinin “evet” mânâsına, soru işareti ile ünlem işaretinin “dikkat,hayır, ironi, küçük görme” mânâsına geldiğini de hatırlatmak istedim.

Unutmayalımki TARKOWSKİ’nin kastettiği mânâda ata mirasını kazanmadığımız takdirdeyakalanacağımız ölümcül hastalıklı geçmişin sanal bir kimlik, teklifi veprojesi olmayan gelecek ile alâkalı hayallerimizin de kurtuluşu olmayan birdoyumluluk vaat ettiği için, bu iki hâlin de illüzyondan ibaret birer kâbusolduklarının farkına varalım. Mamafih, geçmişin ve gelecek zamanın şimdikizamanda vuku bulduğu gibi şimdiki zamanın ayrıca sonsuza açılan kapı, formsuzgeçmişe ve bütün bunlardan daha önemlisi ilâhî âleme yükselmemizin şafakbasamağı, ötelere açılan hikmet penceresinin bir pervazı olduğunu da lütfenunutmayalım.

Teslimiyet,gerçek teslimiyetin getirdiği çözüm arama iradesi, bünyemizde zihin sessizliği,kalbimizde sükûneti ve ruhumuzun dinginliğinin vesilesi ise, bunun iyileşme ve şifabulmaya yakın olmamızın alâmeti olduğunu müjdeleyebilirim. Bu süreç ile beraberaklımız daha yüksek bilinç düzeyinde hareket etmeye başlamış olup, bu da bencillikolmayıp, benlik ötesi bir hâlidir. Tam bu kavşakta ince bir yol ayırımı vardırki eğer düşüncelerimizi ifşa ettiğimiz kelimelerimize duygularımızıkatamıyorsak işte bu kötüdür. Kötü ve çirkin cadı, bizi tehdit etmekleyetinmeyip, mezarımızı da kazıyor demektir. Duygularımızın uyarıcı bağlantısını kesen, kötü ve çirkin cadı siluetine,  fizikî bir hastalığın alameti veya duygusaldepresyonun fırıldak çelmelerinin çalımları diye bakabiliriz.

Krizlerinfırsat doğurduğu gibi bizler de bu durumdan kazançlı çıkmanın peşine düşebiliriz.  

Cennetisteyenlerin bedel ödemek mecburiyetinde kaldığı bu gibi durumlar, aslındauyanık ve sessiz olmakla birlikte ihtiyatı elden bırakmadan ve dikkat çekmedenbüyük adımlar atmanın tam vaktidir. Nerde olursak olalım bir çıkış alanımızınve bundan da öte Allah’ın rahmet kapılarından bir kapısının açık olduğunubilmeliyiz. Teslimiyetin, çözüm arayışının iradesini sergilemek olduğununidraki ve İBDA fikriyatından mülhem daima “nasıl”sualini sorarak bir çözüm bulabiliriz. Küresel materyalizm ile determinist birsistem içinde yaşamamıza rağmen sübjektif hürriyetimizin de kıymetinibilelim. 

Bumeyanda, “Bâtın, zahir için gıdadır. Yapağıyanüfuz eden su gibi ki, onun hacmini artırır ve genişletir.” (***) şiarı ileher alanda olduğu gibi duygularımız ile alâkalı meselelerde de “nasıl” sorusuna vereceğimizcevaplarımız ile kar marjı en yüksek tavır ve davranışlarısergileyebileceğimize inanıyorum. Müminde küfrün, kâfirde imanın gizli olmasıgibi, müminde ulvî duyguların açık süflî olanların gizli, kâfirde ise süflîolanların açık ulvî olanlarının gizli olduğu malûmunuzdur.

DARBIMESEL

Mikropâlemini keşfedip insanları salgın hastalıkların tehdidinden koruyacak başarıyıgösteren Pastör, “Bu keşfinizden dolayı ne kadar gururlanıyorsunuzdur?”diyenlere, “Bilakis, bilgim arttıkça hiçliğimi ve aczimi daha fazla idrakediyorum” diye cevap verir.

Kıssadanalınması gereken hissenin alındığına emin olsam da iki satırla şahsi kanaatimibeyan edeyim. Bazılarının, “alçak dağları ben yarattım” havasıyla süflî nefsiniululamasına, kibirlenmesine sebep olan başarılar, inanının ki kakafoni-kurugürültüden başka bir şey değildir. Çıplak, saf ve tertemiz geldiğimiz dünyadan,aynı şekilde göç edebildiğimiz takdirde başardığımızı söyleyebiliriz.Bilgilenme sürecimiz, tevazu ve idrak etmemiz gereken aczimizi kazandırıyorsakıymete haizdir, değilse inanın ki sanal dünyadan çok daha büyük bir yalanıniçindeyiz demektir.

“ALLAHIN SIRRI SENSİN,KALBİNE YOLCULUK ET!”

Oğuzsoyu, Kıpçak boyu müşterekliğinde birleştikleri Ahi Evran’ın arkadaşı,Mevlana’nın mürşidi olan Pirimiz Şemsi TEBRİZİ, böyle buyurdu. Ahi EVRAN ileŞemsi TEBRİZİ’nin miraslarını yaşama vizyonu ile yaşatma misyonunu taşıyan İBDAfikrinden mülhem, bizler de pirin bu şiarını motto eyleyip, mücerret duygularımüşahhasa tahvil için, gelin hep birlikte kalbimizin şefkat iklimlerine kanat çırpalım.

Şefkat,kendi varlığımız ile eşya ve bütün mahlûkat arasındaki derin ve kapanmaz birbağın farkındalığıdır. Bu dünya üzerinde ister bir Hintli, ister Kızılderili,ister İrlandalı, ister Alman ekalliyetinden biri için “Benim bu insanla hiçbirortak yanım yok” demek kadar ahmakça, absürt ve salaş bir görüş olamaz. Hâlbukiortak yanım yok dediğimiz bir insanla bizim, yüzler belki de binlerce ortakyanımız olduğunun farkına varmalıyız. İnsanlara bu perspektif-bakış açısı ilebaktığımız takdirde aklımızın başına gelmesini sağlayacağımız gibi bu zaviyedenbaktığımız takdirde kibrimizi kıracak idrake de ulaşabiliriz. 

Bilgemin,“şefkat değil midir ki, her neslinkendisinden sonraki nesle düşkünlük ve teslimiyetini gösteriyor.” (****)tespitine göz kırptığımız takdirde de insan dışındaki bütün varlıklarıniçgüdüsüne, insanların ise anatomi ve ruhi genetik kodlarına sonrakinesillerini devam ettirme vazifesi ve ihtimamın, tamamen şefkat duygusundangeldiğini söyleyebilirim. Bu tespitten mülhem şefkat ve merhamet gibi ulvîduygularımıza, gelecek nesilleri koruma ve kollamanın ruhî kodları nazarıylabakıp, şefkat ve merhamet duygularımızdan gelen uyarılara karşı asla ve kata pişmanlık,bezginlik ve süflî bıkkınlıkduymamalıyız.  Unutmayalım ki imânteslimiyettir, istikrarlı bir süreklilik ve azimli bir yürüyüşün adıdır. Allahhâkimdir, istediğini yapar; derdin içinden deva, süflî bıkkınlıktan ulvî azameti, zehrin içinden panzehriçıkarır.  Vücutta kalp ne ise, manevîbünye içinde de imân odur. Hani demem o ki, imânın alâmetlerinden bir alâmet şefkatlive merhametli tavrımızı, sadece insanlara karşı değil, Allah’ın yarattığı eşyave mahlûkata karşı göstermekle de mesûl ve mükellefiz.

Birsağırın işitmemesinden, bir körün görmemesinden kaynaklanan hatalarını,kusurlarını ve yanlışlarını hoş görüyle karşılıyor, şefkat, merhamet vetebessüm ile mukabele ediyorsak, doğruyu, iyiyi, güzeli ve helâ olanlarıbilmeyenlere karşı merhamet nazarıyla bakalım. Bunu derken doğru, güzel vehelâl olanlara, bilerek, isteyerek ve şuurlu hâlleriyle karşı çıkan ve isyaneden mülhit takımını kastetmediğimi de aleni olarak belirteyim.

Bıkkınlık, asli itibariyle kendikendinden vazgeçen bir gaflet uykusundan uyanıştır ki bir yönü cennete bükülenkavşak iken diğer yönü ise cehennem uçurumudur. Bu dediğim asli itibariylebütün duygularımız için geçerli olup, biz şimdilik bıkkınlık üzerinden izâhetmeye devam edelim. Evet, bıkkınlık, eğer küresel materyalizm öğretilerine,Kapitalizm ve Siyonizm ile ilintili işgâlci ahbes rejimin dayattıklarına, harama,çirkine, iğrenti ve tiksinti veren iblisin suflelerine karşı bir bıkkınlık isebu ne güzel bir bıkkınlıktır. Cennete bükülen bir güzergâh olan böyle birbıkkınlık, insana şifa iksiri, öteleri kazandıracak bir bıkkınlık olup, ben,böyle bir bıkkınlığı sergileyenlerin karşısında ceketimi iliklemekten mesut vebahtiyar olurum.

Bubıkkınlığa müşahhas misâl olarak, Üstadımız’ı, Babür Hanımız’ı, Behlülü Dane’yi,Ebu Zer Gıffari’yi (r.a.) ve benzeri yüzlerce örnek sayabilirim.

Bıkkınlık,eğer İslâmî değerlere karşı gevşekliği, Türk örfünün emirlerine karşıtembelliği, beşeri hikmetlere karşı inkar ve isyanı destekleyen ve besleyenmonopol durumunda ise bu tarz bıkkınlığın da cehennem uçurumuna sürükleyen,lanet olasıca bıkkınlık olduğunu yazma ihtiyacı bile lükstür. Bu melunbıkkınlığa karşı duyulan öfkenin çoksevap kazandıracağına inandığım gibisevabının da kiramen kâtibin melekleri tarafından yazıldığına adım gibi eminim.Bu aşağılıklar aşağısı ve insanlıktan nasibini olmayan bu bıkkınlığıntemsilcileri olarak da hissiyatsız işkenceci polisler ile duygusuz karamizahçıları (Charlie Hebdo) tarzı çizer takımını kastettiğimin bilinmesiniisterim.

Yukardayazdığımız iki numune duygu gibi hangi duygumuz olursa olsun,  yönelimi, Allah’ın helâl kutbuna isabetediyorsa ise asaletli, kıymetli, faziletli ve ulvî; Allah’ın haram kıldığı veyasak kıldıklarına yöneliyor ise günâh, sefih, süflî, alçak, kıymetsiz vedeğersiz olduklarını kestirmeliyiz. Abdulhâkim ARAVASÎ Hazretleri, “İnsanda madem ki sevme, üzülme, ağlamagibi hissi haller vardır, öfke de onlar içindir” kelâmı ile Kumandanımız’ınyaptığı hadis tefsirinin, Reşat altınının tuğra tarafı ile kufî yazılı olankısmı gibi olduklarını hassaten söylemeliyim. Yalın, çıplak, çırılçıplak birşekilde ifâde edecek olursam, imânımıza suikast düzenleyenlere, zillete,sömürge temsilcileri ile siyaseti, kültürümüzü ve Türkçe lisanımızı yozlaştırmacürmünü işleyenler ile bu fiilleri işleyenlere sevgi besleyen andavallarakarşı, öfke duymamızın şart olduğunu anladığımı söylemeliyim. Hani demem o kiaşk, sevda, din, örf, ve benzeri ulvî duygularımızın tacirliğini yapıp,istismarını yaptıkları hâlde, inanıyormuş rolü oynayan ibişlere karşı öfkeduymaya mecburuz ve mahkûmuz. 

Hülasayıkelâm, hangi duygumuz olursa olsun, duygu ve hissiyat reflekslerimizi,kalbimizin kapısından ayrılmayan iblisin verdiği sufleler ile değil, azizdinimizin mutlak ölçüleri ile, Türk örfüyle kazandığımız erdemlerden bir erdemolan, üreterek varlıkta tevazuu bulduğumuz takdirde güzel bir insanolabileceğimizi unutmayalım.

Yineunutmayalım ki, geri dönüşü olmayan hatalar yapmak, bu hatalara istemeyerek yada merakla ortak olmak, yanlış anlaşılmanın ürünü olarak büyük sıkıntılaryaşamak ve yaşanan acıları katlayarak her gün bir daha yaşamak, af edememek,geçmişle yüzleşmemenin sonucu, kendi kendimizin cellâdı oluruz da farkına bilevaramayız. Nasıl yani?

Müminlerekarşısında kibir dağlarında gezeceğimize, arşın azametine bakarakçaresizliğimizi hissedip, küçüklüğümüzü görebiliriz. Kaygı ve korkularımızınmağarasında gizleneceğimize, bir dere kenarında suyun şırıltısıyla ruhdinginliğimizle kucaklaşabiliriz. Kardeşlerimize karşı duyduğumuz kıskançlık vetamahkârlığın bataklığında yürüyeceğimize, bir çınar ağacının gölgesinde yahutgül ağacının altında sebatkâr çalışmayı ve azimli olmayı öğrenebiliriz. Depresyonkarşı sanat ve kültür faaliyetleri ile iyileşebilir, en azından haddimizi vehududumuzu öğreten bir arayış içine girmemizi sağlayabiliriz. “Gidin Yusuf’u vekardeşlerini tahassüs edin” ayetinden mülhem, kaybettiğimiz hislerimizikazanmak için bir veliyullahın nazarı ile duygularımızı yeniden kazanabiliriz.Cehaletin karanlık sokaklarını teftiş etmek ve nefsanî tenkit sistemininçamurlu yolunu kat edeceğimize, Mavi Bayrağımızın tahkikat anlayışı ile hürirademizi kazanabilir ve hürriyeti tadabiliriz.

Devamedecek

Burhan Halit KOŞAN

(*) Salih MİRZABEYOĞLU – Kültür Davamız – Sayfa: 116

(**) Salih MİRZABEYOĞLU – Büyük Muzdaribler – II Cilt, Sayfa: 251

(***)SalihMİRZABEYOĞLU – Büyük Muzdaribler – I Cilt, Sayfa: 91

(****) SalihMİRZABEYOĞLU –Büyük Muzdaribler – I Cilt, Sayfa: 394

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: