Giden Canlar Bizim Canımız

Giden Canlar Bizim Canımız

“İntihar”ın sözlük anlamı; “bir kimsenin,ruhsal ve toplumsal nedenlerle yaşamına kendi eliyle son vermesi, kendiniöldürmesi”…

Peki “intihar”ın bu topraklar için anlamı neydi? Yıllardır intiharı “yaşanmaya değer hayat”ı bulamayan batı insanı uygulardı. Bu durum Prof. Dr. Roger Garaudy’nin “Amerikan Efsanesi” kitabında şöyle işaretleniyordu: “Batı çöküyor. Çöktüğüne dair elimde başka deliller de var: Sözgelişi, hayatlarına bir anlam bulamadıkları için intihar eden yetişkinlerin sayısı ABD ve Avrupa’da, Üçüncü Dünya Ülkelerininkinden daha çoktur.”

Garaudy’nin “Üçüncü Dünya Ülkesi” dediğisömürülen ülkelerdi. Türkiye de bu ülkelerdendi ve Türk toplumu intiharlaraalışık değildi. Bu sebeple artık hemen her saat gündemimize giren “intihar”larhakkında konuşmak ve yazmak bizler için de zor. Ne kadar empati yapsak da,bizlere miras bırakılan fikir sermayesinin içindeyiz. “İntihar” raddesinegelsek dahi, gayeye giden yolu ve bu yolun çetinliğini biliyoruz. Geçtiğimizgünlerde intihar eden 20 yaşındaki kız o yolu belki bilmiyordu lakin, çok kavibir mesaj bıraktı bizlere. Yazdığı son notunda “yaşanmaya değer bir hayatgörmediği için” intihar ettiğini ifâde eden o kız vicdanları sızlattı. Vebalinihissetmemek mümkün mü? Değil!

Türkiye’yi yönetenler intihar ve siyanürvakalarını örtmek için suni bir gündemler meydana getirmekte oldukça başarılıgörünüyor. Huşu bozan hamasi gece programlarında medya patronları bazen Libyamevzuunu, bazen yerli otomobili konuşturdu. Oysa bu toprakların ana gündemmaddesi intihar olmalıydı. Siyasiler için intiharlar teferruattı sanki. Can ya,can! Teferruat olabilir mi?

KumandanSalih Mirzabeyoğlu “İstikbal İslâmındır” adlı eserinde şöyle diyordu:

“Bazı teferruat vardır ki bütünü gösterir. Hz. Ali’nin meşhur bir sözü var: “Parça bütünün habercisidir.”

İntihar eden bizim insanımız! 80 milyonda 800kişinin intiharı, yaşanmakta olan “bütün”ün habercisiydi aslında. Çoğu insanintiharın eşiğine gelir. O eşikten girmiyorsak eğer biz ya gayeye giden yolubiliyoruz, yahut intihar etmeyip bu adaletsiz nizamda kendimizi fedâ ediyoruz.

Türkiye’de intiharın artması hem vicdanlıinsanları üzüyor, hem de akıllara AminMaoluf’un “Uygarlıkların Batışı” eserindeki cümlelerinigetiriyordu.

“Milyonlarca insanın umutsuzluğun pençesine düşmesive aralarından çok sayıda kişinin intihar eylemlerini benimseyecek noktayavarması; böyle bir şey tarihte asla görülmedi…”

Türkiye’de bu kadar intihar vakası tarihimizboyunca görülmemiştir. Bunun panzehiri sorumlu iktidar olmalıdır. İktidar ise “yaşanmayadeğer hayat” hakkında hiçbir fikri olmadığı için gündemi değiştirmek kolaycılığınagidiyor. İktidar eğer intiharları gündemine getirmiyor, dert etmiyorsa, “intiharlarıntek sorumlusu yirmi yıldır bizi yönetenlerdir” doğrusunu gayet iyi bildikleriiçindir.

İntiharları dinen haram diyerek de geçiştiremezsiniz.Adaleti ve ekonomiyi sürdürülebilir bir zemine oturtup “adil gelir dağılımı”nıtesis etseydiniz, bu şekilde intiharlar ile karşılaşmazdık. En azından bu kadaryaygın ve sık karşılaşmazdık.

İki tip intihar eden zihin vardır: İhtiyaçlarınıinkâr etmeyi sürdüren zihin ve ihtiyaçlarını arzulara dönüştüren zihin. Acabaihtiyacını inkar ve ihmâl eden zihinlerden miyiz?

Böyle bir yaşamı idame gayreti, intihardan daha acı! Bütün yönleriyle hak ve hukuksuzluklara rıza tavrında “yaşamak”… Bu şekilde yaşamaya rıza göstermek, zelil ve alçakça yaşamak değil de nedir!

Mehmet ŞENTÜRK

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: