İBDA DİYALEKTİĞİ – ŞEHİTLİK ŞUURU

İBDA DİYALEKTİĞİ – ŞEHİTLİK ŞUURU

İbda Diyalektiğinin bir diğer temel ölçüsü de Şehitlik Şuuru…

Ben size bu mevzuyu tam da Diyalektik bahsine uygun biçimde dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Bir Peri Masalı’ndan;

“Ben kahramanım diye yola düşmez kahraman

Başım var verecek der yok mu alacak düşman!”

Şimdi bu nedir? Kahraman tabiatından bahis. Şunu belirteyim: Ben bir kahraman olamamışımdır belki ama çevremde kahramanlar görmüşümdür. Hem de bunlar hiçbir tereddüde yer vermeksizin sahici kahramanlardı. Ben de başıma ne gelirse gelsin, hep onların arasında olmaya çalıştım; durabildiğim kadar onlarla birlikte durmaya baktım; bu işte övüneceğim bir yer varsa burasıdır.

Bu kahramanlarda gördüğüm, şiirde de ifade etmeye çalıştığım şuydu: Bir kahraman, daima o can alıcı düşmanını arar. Onu buluncaya kadar da paçalarına yapışan nicesini ezer geçer.

O, mermi uğultularının arasında gözünü kırpmadan dolaşır; ta ki karnına bir mermi parçası isabet ettiğinde mutlu olur.

İşte bu şehitlik şuurudur. Şehitlik şuuru, bir ölüm biçimi değil, bir hayat biçimidir, bir hayat tarzıdır. Allah için can verinceye dek hiçbir şart altında boyun eğmemektir.

Halil, Allah’tan hep şehadet istedi ve sonunda isteğine kavuştu. Ünsal ise şehitlik şuuruyla yaşardı, belki şehit olacağını düşündüğünde korkardı, ama o yine bu şuurla yaşardı. İşte iki güzel şehitlik şuuru örneği. Onların şahsında bütün şehitlerimizi rahmetle analım.

Fikirde de bu böyledir. Sahici bir fikir adamı daima karşısında diz çökeceği hakikati arar. Onu buluncaya kadar, nice defalar kendini ona üstün göstermeye çalışan veya kendini onunla eşit gören özenti fikirlerle karşılaşır. Bunların sahteliğini hemen farkeder ve onları kolayca ayıklar. Nihayet o üstün hakikatin karşısına gelir, dili tutulur, kalemi kıpırdamaz ve bir kahramanın can verdiği gibi boyun eğer, can verir.

Böyle olmayan fikirciler yok mudur? Vardır. Hem de sürüyle. Ama onlarda şehitlik şuuru yoktur. Onlar -Eflatun’un deyimiyle- “diyalektik yürüyüş”ten nasibini almamışlardır. Kendi akıllarını hakikatin menbaı olarak görürler. Bunların, süslenip püslenip kaldırımlarda herkesin kendisine bayıldığını düşünerek salınan kadınlardan farkı yoktur.

İblis’in soyundan gelirler. Hani İblis Adem’in üstünlüğünü kavramamış ve ona secde etmemiştir. İblis’in yolundan giden hiç kimsede de şehitlik şuuru bulunmaz. Bundan ötürü “pîrini bilmeyenin pîri şeytandır” demişlerdir.

Demek ki şehitlik şuuru, bir mânâda da şahitlik şuurudur. Şehadet kelimesiyle başlayan bir imanın her nefeste izini sürmek şuurudur. Nefsinin insana gösterdiği sahte dünyadan kurtulmak, hakikatler âlemini, hakikatler âleminin nisbetlerini bilmek, tanımak, anlamaktır. Varlığa şahitlik şuurudur.

Bu şuur, hem yiğitlik mizacını gerçek kahramanlık kılar, hem de tecrit kabiliyetini gerçek fikir adamlığına götürür. Şehitlik şuuru almaktan çok vermektir; her şeyini Allah yolunda vermek ve karşılık beklememektir. Mafyacılık tarzı bir şey değil; kariyer mücadelesi tarzı bir şey olmadığı gibi… Allah için Allah yolunda yaşamak ve can vermektir.

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: