ESKİ TÜRKLER: İDEALSİZLİK MUSİBETİ

ESKİ TÜRKLER: İDEALSİZLİK MUSİBETİ

Bir ideal/dünya görüşü eksikliğinin yol açtığı sıkıntı ve kötülükleri, eski Türk ve Turan kavimlerinin tarihinden delillendirmeye çalışıyoruz.

Göktengri inancı sade ve basittir: “Gökte İlâh birdir, yerde kağan da bir olmalıdır.” Bu bir ideal değil, ama motiv/saik’tir. Bu saikle Türkler, gözlerinin gördüğü her şeye saldırıyor, onları yıkıyor, boyunduruğa vuruyor ve güçlerinin yettiği yere kadar ilerliyorlardı. Bu saik, ilk yenilgiye kadar geçerliydi. Bu ilk yenilgi, bazen uzun yıllar sonra oluyordu. İlk yenilgiye kadar Göktengri inancına mensup her kavim “yenilmezlik” hayali içinde yaşıyordu. Mesela Moğollar ilk yenilgilerini Memlüklerden aldılar. Bu, Hülâgü için tam bir yıkım oldu. Yenilgiyi sadece birkaç bin askerini kaybetmek olarak görseydi, derhal toparlanabilir, tekrar saldırabilirdi. Fakat ilk yenilgiyle bütün inancını kaybetti. Ardından Moğollar, bütün karanlık enerjilerini kaybedip, hızla Müslümanlaştılar.

Bu yenilgi hissini Türkler, özellikle manevî bir kuvvetle, yani büyük bir kültür çevresiyle karşılaştıklarında tadıyorlardı. Onları askerî bakımdan alt etseler bile kültürel bakımdan karşılarında eziliyor, kendi ilkel ve kaba iklimleriyle onların medeni dünyası arasındaki derin uçurumu görüp ürküyorlardı.

Hazar kağanı Bulan da benzer bir duyguya düştü. Hazarlar, Türklerle akrabadırlar. Türk ve Kafkas kavimlerine (bizim atamız olan Oğuzlar dahil) egemen, büyük bir kuvvettirler. Bizanslılar onlardan korkar, Sasaniler çekinir. İslâm orduları bile, karşılarında bütün dünya diz çökerken, bir tek Hazarları geçememişlerdir.

Lâkin Hazarlar, bu işin sürgit devam etmeyeceğinin farkındadırlar. İslâm, Hristiyanlık ve Müslümanlık, herbiri büyük bir manevi varlık halinde karşılarına çıktığında, kendi dünyaları son derece ilkel ve basit kalmıştır.

Bulan Kağan, okyanusta susuzluktan uzun süre kıvranan ve nihayet okyanus suyu içip çıldıran adamın dramını yaşar. Yahudiliği, Hristiyanlığı ve İslâm’ı kıyaslayacağı bir yarışma tertipler. Yahudiliği diğerlerinden üstün görür. Yahudiliği resmi din olarak benimser. Onunla birlikte ülkesinin soyluları ve pek çok kabile Yahudi olur. Harf inkılâbı yaparlar; runik alfabelerini terkedip İbranî alfabesini alırlar. Lisanları ve milliyetleri de süratle değişir. Hazar dilini terkedip İbranice konuşan, kendilerini Yahudi ataların torunları sayan yeni bir kavim ortaya çıkar. Kısa sürede Hazar ismi tarihten silinir ve yerine bugünkü İsrail’in kurucuları olan Doğu Avrupa Yahudileri ortaya çıkar.

Hazarların yaşadığı tersine inkılâp bugün yaşadığımız kültürel yozlaşmaya çok benzer. Nasıl ki Yahudileşmek Hazarlara bir ideal kazandırmak yerine onları yok ettiyse, Batılılaşmak da Türklere bir ideal vermek yerine var olan motiv’lerini ellerinden aldı ve onları yok etmeye yüz tuttu. Bugün Batılılaşmanın yok edici hızı her ne kadar kesilmişse de Türkler aynı idealsizlik içinde yaşamaya devam ediyor, Mısır’a laiklik, Suriye’ye demokrasi öneriyor, onları müşterek bir ideal etrafında kendine bağlamak yerine Batı’ya döndürüyor, kültür emperyalizminin kucağına itiyorlar.

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: