DEVLET VE SİYASET – PRATİKTEN TEORİYE -İSTİFA DEĞİL, İSYAN-

DEVLET VE SİYASET – PRATİKTEN TEORİYE -İSTİFA DEĞİL, İSYAN-

İstifa haberinin duyulduğu önceki geceden bu yana, her bir ayrıntıyı atlamamaya dikkat ederek özenle takip etmeye çalışıyorum…

Berat Albayrak’ın istifasının ayrıntıları kamuoyu açısından hâlâ net olarak belli değil. Niçin istifa ediyor, ekonomi yönetiminde ne oluyor? Her şey yolunda diyorlardı, yolunda gitmeyen ne var? Devlet yönetiminde şeffalık olmayınca, devlet devlet gibi değil de şahsî tahakküm altında aile içi bir kurum gibi yönetilmeye kalkılınca olacağı bu.

Oysa devlet milletin malıdır, millete hizmet için vardır ve millet kendi malı üzerinde tasarruf vekaletini alanların şeffaflıkla bu yetkiyi kullanması sayesinde yönetenlere güven ve itimat duymaya devam eder. Vekalet yetkisini alan yönetimler bu şeffaflığı göstermiyorsa, bu güven ve itimat duygusunun zamanla zedelenip, vekaletin başka kişilere tevdi edilmesinin gündeme gelmesi kaçınılmaz olur.

Süreç şeffaf yönetilmediği için, kimden ne sakladıkları belli olmadığından, bizler de devletimize sahip çıkma hakkımızın gereği, neler olup bittiği hususunda akıl yürütmek, tahminlerde bulunmak ve bu tahminler muvahecesinde tedbir alamk durumunda kalıyoruz.

Söylentiler ve yaşananları birbirine eklediğimizde kısa ve öz olarak şunu söyleyebilirz:

Erdoğan damadını tasfiye etmye karar verdi ve damat da Erdoğan’ın kendisine rağmen atadığı MB Başkanı ile kendisine rağmen yapılan toplantılara alınmaması, Erdoğan’la görüşmek isteyip kapılarda bekletilmesine rağmen görüşememesi üzerine gitmesi gerektiğini anladı ve istifa dilekçesini sunmaya babası Sadık Albayrak’la konuşarak karar vermek zorunda kaldı. Yani Erdoğan direk olarak istifa et dememiş olabilir veya dedi ama görüşmek isteyen damadı ile son bir defa olsun görüşmedi. Bu da istifadan başka yol bırakmadı.

Şimdi, buraya kadar olanlarda pek bir şey yok.

Yani, aslında çok şey var da hani aile içi sürtüşmeler diyerek de geçiştirilebilecek şeyler.

Ama…

Damat, istifasında öyle devlet geleneğine uygun bir davranış göstermiyor.

Devlet geleneği mi kaldı diyorsanız, siz de haklısınız.

İstifa sosyal medya hesabından açıklanıyor.

Ve daha da önemlisi, istifa metni zehir-zemberek denecek imalarla dolu.

İşte, Türkiye’de yerin yerinden oynamasına da bu sebep oluyor.

Kimse açıklama yapmıyor.

Zira, kimsede açıklama yapacak hâl yok.

Zira istifa süreci şahsi tavır almalarla gerçekleştiğinden, kimse de çıkıp, açıklama yapmıyor, yapamıyor. Damat’ın yaptığı açıklama bir istifa değil, isyan açıklaması zira… Erdoğan’ın kendisini tepelemesi, tek söz etmeden kapı önüne koymasına karşılık, gör ben de sana ne edeyim kıvamında bir hamle… Erdoğan da buna karşılık, “sen de mi Brütüs?” dese, yeri. Yani ortada karşılıklı olarak, akıl, mantık, devlet adamlığı metaneti, feraseti, basireti, soğukkanlılığından hiçbirisi yok. Sadece şahsi kızgınlık ve hesaplaşma içgüdüsü.

Ve bu isyan da, herhangi bir ideolojik, fikrî temeli olan, bir dünya görüşü ayrılığından ortaya çıkmış olan bir şey değil; basit, sıradan, gayet hissî bir şey.

Ama…

Bu bile Erdoğan’ın karizmasını çizmeye ve her şeyi kontrol altında tutan lider profilini yerle yeksan etmeye yetiyor da artıyor bile.

Erdoğan, “fikrî iktidarımızı tesis edemedik” demişti.

Biz de, “fikir yok ki, olmayan şeyi nasıl tesis edeceksiniz” demiştik.

Devlet yönetiminde fikir olmayınca, ideoloji olmayınca, hissiyatlar ve psikoloji bunların yerine ikame oluyor. Bir istifa süreci de böylesi bir hissiyat ve psikoloji ortamında gerçekleşiyor. Her ne olursa olsun, böylesi bir istifa süreci soğukkanlılıkla yönetilmeliyken… Neticede yara alan millet olduğu kadar Erdoğan’ın kendisi de oldu. Erdoğan kendi psikolojisinin kendisine zarar vermesine sebep oldu. Hani, atalar boşuna söylememiş, öfkeyle kalkan zararla oturur diye. Damadına duyduğu öfke, onu kapılarda bekletip aşağılaması, işleri devlet geleneğine göre değil de şahsî hisleriyle götürmeye kalkması, kendisine karşı edilmiş bir sürü ağır imalar olarak kendisine geri dönüp karizmasının çizilmesine sebep oluyor.

Devlet geleneği dediğimiz şey bunun için vardır.

Devlet adamlığı kavramı da, bu geleneğe sahip çıkanlara yakıştırılır.

Onlar, yani devlet adamları, şahsî hislerini, devlet işine karıştırmazlar. Hukuk, adalet ve devlet gelenek ve adabından ayrılmazlar. Çünkü bu gelenek ve adap, binyılların tecrübeleriyle ortaya çıkmıştır. İnsanî varoluşun tecellisine, topluluk hakikatinin teminine dairdir.

Devleti, devlet gibi yönetenler, devletin istikrarına katkı yaparlarken, devleti şahsî temayülleri ile yönetenlerin devrinde devlet kimi zaman parlak gibi görünen dönemler yaşasa da bu şahısın iktidarıyla mahdut bir görüntü olup, çoğu zaman o iktidar devrinde bile zevale şahit olunmaya başlanır.

Son tahlilde, istifa da bir kurum olup, bu da kendi kuralları dairesinde işletilmelidir.

Tabi bu kuralları işletebilmek için, bu kurallara bağlılık gösterecek devlet adamlarına ihtiyaç var. O devlet adamlarının bu ahlâkî kurallara uyabilmesi, o kuralları benmsemelerine, benimseyebilmeleri de o kurallara hayat verecek olan bir fikre nisbetlerine bağlıdır; zira ahlâk fikrin pıhtılaşmasıdır. Devlet yönetimi, iktisat, hukuk, uluslar arası ilişkiler, eğitim, ahlâk, şu, bu…

Her hadise, her mevzu, o hadisenin-mevzunun kendi öz teknik çözümünden önce, her hadise ve mevzuyu kendisine bağlayan fikir yokluğuna delalet ediyor; bu yokluğun getirdiği iflas tablosuna. Bu çerçevede liyakat dediğimiz şeyin, hem üzerinde bulunulan mevzunun kendi öz teknik çözüm çapına ermiş olarak kendi mevzuunda ideolojinin bütünlüğü ile irtibatını kurabilmiş olmak demek olduğu ortaya çıkıyor. Kuru hamasetin liyakat demek olmadığı…

Hülasa: Her oluşun temel şartı Bütün Fikrin gerekli oluşunu idrak ettikten sonra ilgili olunan meselenin çözümüne yönelmede, bu işin Bütün Fikre nisbetle bir zaman ölçüsü tutturmak demek olduğunun idraki, sistem şuuru… Bütün bu olumsuzluklar da Bütün Fikir, Bütün Fikrin eşya ve hadiseye tabikinde gerekli olanın İslama Muhatap Anlayış ve onun pratize edilmesi içinde sistem şuuru eksikliğine işaret etmeye devam etmekte. Tersten alırsak, sistemi pratize edecek kadronun olmayışı; sistem şuurunun anlaşılmaması-sistemin ortaya konmaması, sistem yok; o sistemin bağlı olması gereken İslama Muhatap Anlayış’ın ne demek oluşunun idraksizliği ve bu anlayışın kendisinden süzülmesi gereken Bütün Fikrin Gerekliliği’nin çapına eremeyiş…

Evet, bu iş yol yaptık, han, hamam, hastane yaptık davası değil. Kumandan Mirzabeyoğlu’nun belirtiği gibi, bunlar, yıkılmakta olan Osmanlı’da yıkılmaya sebep olanların yapmadıkları işler değildi. Eksik olan neydi de yıkıldı Osmanlı? Osmanlı’nın yıkılmasıne sebep olanlar da savaştılar, fetihlere çıktılar, kimi zaman çok büyük zaferler de elde ettiler. Bütün bunlar madde cephesindeki tezahürler. Asıl iş ruhta, fikirde. Günlük gelip geçici hamlelerle yok o onu yaptı, yok bu bunu yaptı, geldik ha, vurduk ha… Geç bunları, sen ruhtan, fikirden haber ver. En büyük zaferler bile, ruh ve fikir ile beslenmezse, hayatiyet bulamaz. Kendi içinde nizâm kuramayanlar, dünyaya nasıl nizâm verecek?

A. Bâki AYTEMİZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: