VAİZDE OLMASI VE OLMAMASI GEREKEN VASIFLAR

VAİZDE OLMASI VE OLMAMASI GEREKEN VASIFLAR

Vaaz dinleyeyim diyorsun, vaizlerin çoğunun şehvetleri aklını da, ilmini de, imânını da esir almış. Tamam dinî vaaz veriyor, fıkhî bilgiler aktarıyor. Dikkat ediyorsun, bütün muhabbet, adamın şehvetini bastırma veya ona meşru yollar arama gayreti merkezinde şekilleniyor.

İnsanın iki eli var; beherinin vargücüyle kendini dizginlemeye uğraştığını görünce, diyorsun, Freud bazılarımız hakkında haklı galiba. Din ve ahlâk davasını insanın şehvetini bastırmak üzere uydurulmuş savunma mekanizmaları olarak niteliyordu. Biz de ona defol lan diyorduk.

Vaizlerimiz Freud’un en büyük doğrulayıcısı. Dinden bahsediyor, imândan bahsediyor, bütün gayreti kendini dizginlemek merkezinde düğümleniyor. Dönüp dolaşıp kadınlara geliyor. Her açıklamasının arkasında o var. Adamı kızlar ağası yapmışlar ama nefsini körletmeyi unutmuşlar.

Tamam, içinde yaşadığımız dünya dindar insan için zor bir dünya. Üst katı cami, alt katı pavyon. Üstyapı muhafazakâr, altyapı liboş. Ama sen camie girmişsen aşağıya bakmayacaksın. Aklın orada olmadan kendini davana vereceksin. Aklın aşağıya takılırsa da o minberden ineceksin.

Ben burada gençlerden, ergenlerden söz etmiyorum. Onların bazı takıntıları mazur görülür. Ama vaaz kürsüsüne çıktın mı: “Ben buraya insanlara din telkin etmek için geldim, ahıreti hatırlatmak için geldim, dünyayı bırakın Allah’a yönelin demek için geldim.” Yanlış mıyım?

Vaizlerin kafasındaki en büyük problem, Asr-ı Saadette bir erkeğin kaç kadın aldığı, kaç yaşında evlendiği… Düşünüp düşünüp, “hayat oradaymış ya”… Sen öyle san. Onlar yarı aç, yarı tok yaşarlardı. Gün aşırı gazaya çıkarlardı. Allah Sevgilisi için her şeylerini bırakmışlardı

Terbiyesize bak, Asr-ı Saadete bakışı bile belden aşağı! Lan gavur, sen onların imânını taşıyorsan, onların hayatına talipsen, meydan burada. Meydana gel de boyunu görelim. Burada kendi düşkünlüğünle onları kirletmeyeceksin; kendi hayat mücadelenle onları azizleştireceksin.

Hazret-i Ali ne diyor: Namazda sağ ayak baş parmağı yerde sabit olacak, milim kıpırdamayacak. Sen kıyam duracaksın, rükû edeceksin, secdeye varacaksın; o parmak oynamayacak. Hâsılı, Müslümanın şehveti evinde kalır; ruhunda yer etmez. Hele vaaz kürsüsünde şehvet, haramdır.

Keşke bunları bu camiada benden başka biri söyleseydi. Çünkü bunları söylemek, kötü adamı oynamaktır; bir çok düşmanlık doğurur. Ama bunların nihayetinde konuşulması lazım. Üstü örtüldükçe din davası çamura gidiyor. Her gün ayrı facia. Zaten kötü adamlık serde var, gam değil.

Özetle bizi vaiz düşmanı yapmayın. İslâm kimseye bir şey borçlu değildir. Ne vaizin şehvetine, ne tüccarın servetine borcu yoktur. Ona sanki alacaklıymış gibi yaklaşmaktan vazgeçin. O size ebediyetin yolunu gösteriyor; asıl siz ona borçlusunuz. Hem de asla ödenmez bir borçla!

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: