TOPUN MALİYETİ

Burak CANDAN

Yazılarımda algı oyunlarına, yanlış ön kabullere değinmeye çalışıyorum. Bir önceki yazımda “tek başına ilmin mürşid olamayacağını” izâh etmeye çabaladım. Adım adım anlatmaya çalışıyorum derdimi. Okuyucunun gücü nereye kadar yetiyorsa, anlayışta da bize o kadar yakınlaşmasını bekleriz. Ancak bunun asgarî ölçüsü mislidir; yani bir adım bizden, bir adım sizden… Doğru adımlarla doğru anlayışa yaklaşalım inşaallah…

Malûm “dünya kupası”; istesek de istemesek de maruz kalıyoruz futbol lâkırdısına. Ne yalan söyleyelim bazen bazı maçların skorlarını, gollerini ve sair merak ediyoruz; futbola ve futbol izlemeye mesafeli durmaya çalışmamıza rağmen.

Bunlarla birlikte kabul edelim ki icra etmesi makûl, izlemesi mantıksız şeylerden biri de “spor” adı altında bize dayatılan futbol ve sair dallar. Bunu herhâlde aklı selim pek çok insan kabul edecektir.

Bunun yanında meselâ bisiklet diye bir spor var. En önemli yarışları -son baktığımda- 20 küsûr gün sürüyordu. Her gün bir etap. Ve her bir etap 4-5 saat sürüyor. İzleyicisi de oturup 4-5 saat izliyor bu yarışları. “Öz eleştiri” vereyim; zamanında ben de izledim bu yarışları. Ama izlediğim için de çok net söyleyebilirim ki, aklı yerinde olan insan bisiklet yarışı izlemez.

Bisiklet gibi araç sporlarının yanında “top”lu sporlar var. Topla oynanan sporlar yani. Topla oynanan sporların özeti; belirli sayıda adam ya da kadın pür dikkat önlerine bırakılan topun peşinde. Seyirci cihetinden bakarsak onlar da gözleriyle topu takipte. Televizyondan izleyenlere yol gösteren kamera… Ve top nereye, kamera oraya… Veya ekran başındaysanız kamera ile eşzamanlı bir sesle spikerin yönlendirmeleri altında topu takip etmektesiniz.

Son yüz yıldır nedense böyle bir “spor kutsaması”, olimpiyat güzellemeleri, fakirleştirilmiş ülkelerin malını çalan ve yağmalayan hırsız devletlerin yüzsüzce bu ülkelere gidip, her türlü batağa ittikleri ülke gençlerini “sporla rehabilite ediyoruz” yüzsüzlükleri… Yada lütfeder gibi, korsan siyasetle elde ettikleri kazanımlar (soykırımla yağmalanan kaynaklar) karşılığında bir teselli payı olarak “rekabet alanı” sunma hinlikleri…

Peki son 20 yıl içerisinde kaba bir bakışla spor endüstrisi bize ne getirdi? Her tarafa -sözüm ona- “yasal” ve “yasal olmayan” bahisleri zerk etti.

Hadi bu bahisi mahisi bir kenara bırakalım… En net örneğini tenis seyircilerini izlerken gördüğümüz “topu takip etme” durumu var ya… İnsanları aptallaştırdı 100 yılda. Top, bir eşya. Top, bir nesne. Aynı zamanda top, bir mevzu. Topun bir taraftan bir tarafa taşınması ve nihayetinde bir çizgiyi geçmesi veya bir çizginin içinde kalması, kitlelerin de buna sevinmesi. Alın size işte günümüz siyaset anlayışları ve şuurların dizaynı.

Futbol maçı ve daha da kötüsü aptallığın karekökü, küpkökü olan futbol yorum programlarını izlemekle, ana akım diye yutturulan kanallarda haber, siyaset ve yorum programları izlemek aynı şey. Zaten günümüz siyaset programları ve siyasî yaklaşımların alt yapısı “top” üzerinden yapıldı. Bu “top” dediğimiz nesne bir sağa gitti, bir sola gitti. Köstekli saat gibi sallandı ve kitleleri hipnotize etti.

Medyanın ana akımı diye bir şey yoktur. Ana akım her zaman yığınlardır, halktır. Yalan söyleyen, gerçeği örten, zehir saçan bir olguya biz “ana” vasfını veremeyiz, akım aksiyonuyla da niteleyemeyiz.

Uzun lafın kısası televizyonda Erdoğan çıkıyor bir şey diyor, muhalefet cevap veriyor sonra “hurra!” bütün tartışma programlarında konuşmacılar bu konu etrafında lâf yarıştırıyor. Top bir oraya gidiyor bir buraya gidiyor. Seyirci de izliyor. Tâ ki gündeme birileri başka bir konu-top bırakana kadar. Yani “maç” değişene kadar.

Spor yapmaya devam elbette. Ama izlemeyi bir kez daha değerlendirmenizi naçizane öneririm. Zira şu “meşin top”un maliyeti bize çok oluyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: