Her Adımda Adalet’in Arayıcısı Olacağız

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

AKP ile ilişkileri bulunan yandaş Soma Holding’e ait madendeki toplu iş cinayetlerinde 200’ü aşkın madenci yaşamını yitirirken yüzlerce madenciye hala ulaşılamadı. İlginçtir, devletin (aslında hükümetin demek lâzım) resmî haber ajansı olan Anadolu Ajansı daha toprağın altındaki madencilerin yarısı dahi çıkartılmadan önce, bu olayda “ihmal’in olmadığını”  bütün dünyaya ilan etti.

Peki, haklı ve öfkeli olan bir halkı, “kontrol altında tutmaya çalışan” işbirlikçi medyanın palavralarına aldanmamızı ve acımazsızca işlenen bu cinayetlere kaza süsü verilmesine izin vereceğimizi mi zannediyorlar?

Elbette, zalime/zorbaya itaat etmeyen “kötü çocuklar” olarak, Gezi’de ruhunu bulmuş bir devrimci nesil olarak, bütün ihmallerin, yüzlerce emekçinin kanı üzerinde yükselen bütün ahlâksız kazançların, bütün kirli ilişkilerin takipçisi ve her adımda ADALET’in arayıcısı olacağız…

Soma’da yaşanlara geçmeden önce, Soma’da yaşananları anlayabilmek için her şeyi metalaştıran, her şeyi para ile ölçen, insana zerre kadar değer vermeyen adeta paraya tapan, sapık ve sapkın bir toplum biçimine / kapitalizme bakmamız gerekiyor.

Soma’da öldürülen emekçiler,  en geniş anlamıyla, kapitalist toplumun ve bu toplumun bütünden bağımsız düşünülemeyecek,  ekonomi-politik dünya sisteminin son kurbanı oldular.

Bizim gibi azgelişmiş ülkelerin başlarına geçirilen iktidarların, esasen dışarıdan gelen talimatlar doğrultusunda ülkenin iç ve dış politikasını şekillendirmek ve o talimatlara göre kanunlar çıkarmaktan, hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet /elde edilen haram kazanç ile de lüks malların piyasalarında bir miktar talep oluşturmaktan başka ne gibi bir fonksiyonu olabilir ki? İşte yukarıda anlattığım kleptokrasi [ kamu mallarının sistemli hırsızlığına dayalı politik sistem],  küresel kapitalist düzen içerisinde,emperyalist devletlerin kendi emir ve talimatları doğrultusunda hareket edenlere, birer “kemik” olarak kamu malı hırsızlığı ve rüşveti sunuyor.

İşin konu ile ilgili tarafı ise şudur: 1) özelleştirmeler  2) küresel emperyalizme boyun eğmenin aynı zamanda dışa tam bağımlı ekonomik rejimi icra etmenin bedeli…

1) Özelleştirmeler konusunda peşin ve net olarak şunu söyleyebiliriz, [Gülten Kazgan’ın düşüncesine göre, neo-liberalizmin özgün yanıdır özelleştirmeler][2]  ÖZELLEŞTİRME HIRSIZLIKTIR! David Harvey, neo-liberal kapitalizmi ne kadar da güzel anlatıyor: Kârların bireyselleşmesi risklerin/maliyetlerin toplumsallaşması [2].

İşin vahim tarafı –artık kamu mallarının bedellerinden çok daha düşük bir fiyata özelleştirilmesi hırsızlığını bir kenara koyacak olursak- özelleştirmelerden gelen paranın da faiz ödemelerine gitmesi.

Özetle soygun çok boyutlu…

Ama işin bir de emek sömürüsü boyutu var ki,  ekmeklerini kazanmak için madenlerde o kötü koşullarda alın teri döken, kendilerine anayasal düzenin tanıdığı iş hukuku ile ilgili hakların(!) dahi gaspedildiği, Soma emekçileri, işin bu boyutunu canlarıyla ödediler…

Evet, Soma’daki maden, özelleştirmelerin bedelinin insan kanı ile ödendiğinin bir misali olarak tarihe geçecek…

Kamusal sektörün aksine, insanlıktan soyunmuş özel sektör, sadece kâra önem veriyor, işçi ücretlerini ve işçi güvenliği için alınacak tedbirleri ise ancak birer maliyet kalemi olarak görüyor.  Bakınız Soma’daki madenden sağ kurtulan bir işçi durumu ne kadar güzel özetliyor:
“Çalışma koşullarımız çok kötüydü. Patlayan trafo 24 saat çalışıyordu. Her gün daha çok üretimle az işçiyle çalıştırılıyordu. Gidişat iyi değildi. Patlak vereceği belliydi.10 bin TL maaşla çalışan mühendis 1000 TL alan işçiyi denetliyordu. İşçilere her gün daha fazla çalışmasını emreden mühendis de oradan ölü çıktı (..) Çiftçiyi bitirdiler, tarımı bitirdiler, bizi madende çalışmak zorunda bıraktılar. Zonguldak’tan bile gelen işçiler vardı bu madene. Bu ölümler için başbakan kader dedi ama bu kader değil, tamamen taşeron sistemin dayattığı bir çalışma şeklidir.” [3]

İşte bir başka işçi, madenden sağ kurtulan 23 yaşındaki Orhan Özgür ise,  amirlerin fazla üretimden prim aldıkları için kendilerine sürekli daha fazla kömür çıkartmaları için baskı yaptığını, günlük brüt 47 liraya çalıştıklarını, aylık ellerine 1100 TL geçtiğini, ayrıca günde 4 saat fazla mesaiyle çalıştırılmalarına rağmen ek mesai ücretlerinin hiçbir zaman ödenmediğini söylüyor.  Özgür, Bakanlığın denetimlerinden işyeri sahiplerinin çok önceden haberleri olduğunu ve denetimlerden önce ocağın ‘tertemiz yapıldığını’ da ekliyor.[4]

AKP hükümetinin –buna sebep olacak ekonomi politikalarını uygulaması haricinde-  kazadaki birinci derecedeki sorumluluğunu görüyoruz… İşte şirketin patronu Alp Gürkan ise 2012’de hürriyete verdiği bir röportajda bakın ne ile iftihar ediyor:

 “TKİ, Soma’da kömürü kendisi çıkarırken tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Biz ihaleye girip, tonunu TKİ’ye rödovans payı dahil 23.80 dolara çıkarma taahhüdü verdik”

Ayrıca sorulan bir başka soruya cevaben, Gürkan, maliyeti bu ölçüde düşmesinin nedenini  ise “Özel sektörün çalışma tarzının devreye girmesi” olarak açıklıyor… [5]

Bir başka vahşete bakın, madende çocuk işçi çalıştırılıyormuş.  Bu 15 yaşında bir çocuk işçinin de yaşamını yitirmesiyle ortaya çıktı… AKP hükümeti sessiz sedasız bir yönetmeliği değiştirmiş, işte haber metni:

 Soma’daki maden faciasında ölenlerden Kemal Yıldız henüz 15 yaşındaydı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yönetmelik değişikliği ile ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yaşını 16’ya indirmişti. Yönetmeliğe göre 15 yaşını dolduran çocuklar genç işçi sayılıyor. Ayrıca yönetmelikteki “çocuk ve gençlerin çalıştırılamayacağı işler” listesi de kaldırıldı. Bunun yerine “16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler” başlığı eklendi.[6]

2) Evet özelleştirmeler, bir hırsızlık biçimi olduğu kadar, aynı zamanda ulus-devletlerin güçlerini sömüren bir emperyalist dayatmadır. Dünyanın emperyalizme / sermaye çetelerine, boyun eğmiş bütün hükümetleri özelleştirmeleri kabul etti – aynı zamanda ulus-devletler, bu çetelerin kendilerine biçtikleri misyonlara göre, küresel sistem içersinde hiyerarşik olarak konumlanmışlardır.-  Ve böylece dünyadaki bütün halkların aleyhine bir ekonomi politikası, “başka seçenek yok” anlayışıyla yürürlüğe girdi.

Ancak hikâye elbette bununla sınırlı değil!

Bir bütün olarak neo-liberal dayatmalar sonucunda, finansal sektör, daha doğrusu finansal sömürü güç kazandı, sendikalar zayıfladı, reel ücret düştü, esnek iş ilişkileri getirildi ve bir “doğal işsizlik” ve dolayısıyla “doğal yoksulluk” kabul edildi. Buna mukabil kamu hizmetleri ticarileşmeye konu oldu, sosyal devlet/ refah devleti ortadan kalktı, ticaret serbestleşmeye sermaye akışkan hale gelmeye başladı. Özet olarak emperyalist kuşatma, ekonominin her sahasında, küreselleşmiş dünyada etkisini hissettirdi. Bu küresel emperyalizme karşı koyacak her yol, iktisadî, siyasî ve sosyal olarak tıkanmaya başlandı. Kollektif olan bütün anti-emperyalist topluluklar ezildi. Yerlerine sahteleri ikame edilmeye çalışıldı ve dünyaya “batı demokrasisi” dayatılmaya başlandı, böylece dünya ulus-devletlerinin sermayenin sömürge valiliklerine dönüştürülmesi yolunda epey yol katedilmiş oldu.

İşte bütün bu emperyalist şeytanî düzenin, ekonomik rejimini benimsemenin elbette ki, bedelleri de vardır: Örneğin rekabet… Rekabet ve hakkında sıkça söz edilen “dibe doğru bir yarış”ın varlığı, dünyanın sosyal ve ekolojik dengesini alt-üst ediyor. Özellikle “emek maliyeti” üzerinden yapılan rekabet…

Soma’da yaşamını yitiren yüzlerce işçinin fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi ve ayda 1100 TL’ye acımasız şartlar altında taşeron düzeniyle çalıştırılmaları, korkunç bir emek sömürüsünün sonucu elbette.

Bu emek sömürüsü ise aynı zamanda küresel emperyalist düzene boyun eğmenin bir bedeli …

Batı ile işbirliği yapan, iş kanununu emek aleyhine/ halk aleyhine “esnekleştiren”, çiftçiliği yok eden ve ülkeyi yoksulluğa ve borca sürükleyen ekonomik kararları ve kanunları uygulayan ve çıkartan hükümetlerin işbirlikçiliğinin bedelini ödüyoruz!

Bu bedeli emperyalizm hem benzer hem farklı biçimlerde bize daha öncede ödetmişti!

Şirketin genel müdürünün AKP’li olması bir yana, holdingin AKP ile yandaş ilişkiler içinde olduğunu gösteren ve denetimlerin kasten ihmal edildiğini gösteren onlarca emare var…

Emperyalizm ve AKP ortaklığının bile bile, iş cinayetlerine imkan verecek ekonomi politikalarının bedelini bu ülke çok ağır bir biçimde ödedi… -Bu aynı zamanda emperyalizm işbirlikçisi bütün hükümetler için de geçerlidir.- Bizler de zaten bu hükümete emperyalizm ile işbirliği yaptığı için muhalefet ediyoruz.

Artık, bu paradigma değişmelidir, derhal insanî bir sisteme geçmek zorundayız!

İşte devrim denilen küresel olgu, bu şeytanî küresel düzenin yerine küresel insani bir düzenin gelişi demektir.

Soma’daki katliamın sorumlusu, yerli ve yabancı hainlerden ancak gerçek bir devrim hesap sorabilir!

 

[1] Bkz. Gülten Kazgan, Küreselleşme ve Ulus Devlet, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 3.baskı, s162

[2] Bkz. David Harvey, Sermaye Muamması

[3] http://birgun.net/haber/asagida-1000-isci-vardi-14349.html

[4]http://birgun.net/haber/asagida-1000-isci-vardi-14349.html

[5] http://t24.com.tr/haber/soma-as-komurun-ton-fiyatini-140-dolardan-238-dolara-nasil-indirdi,258323

[6] http://www.insanhaber.com/calisma-hayati/somada-15-yasindaki-kemal-neden-oldu-36902

Mehmet Yüksel

ADIMLAR DERGİSİ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu