AMERİKAN AJANLARINA KARŞI ERDOĞAN NE YAPMALI?

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Esselâmü Aleyküm.

Sizi bu kadar geç aradığım için kusura bakmayın.

(Av. Güven Yılmaz, mesele teşkil etmediğini söylüyor Carlos’a.)

Tamamdır, güzel.

(Av. Yılmaz, Carlos’a nasıl olduğunu soruyor.)

İyiyim, teşekkür ederim. Biraz serin ama güneşli ve hoş bir hava var.

Haberler neler?

(Av. Yılmaz, Kumandan Mirzabeyoğlu’nu “dün” ziyaret ettiklerini, kendisinin iyi olduğunu ve Carlos’a devrimci selâmlarını gönderdiğini söylüyor.)

Allah yardımcısı olsun.

Siyasî mahpusların cezaevlerindeki durumu iyileşiyor mu orada? Serbest bırakılmalarını kasdetmiyorum, kendilerine yapılan muamele iyileşiyor mu?

(Av. Yılmaz, böyle bir iyileşmeye şâhid olmadığını söylüyor.)

Şunun için sordum:

Bu cezaevinde yatan dört Türk vatandaşı var. İkisi Türk, ikisi de Kürt kökenli. Siyasî nitelikli değil de, diğer alelâde suçlardan dolayı buradalar.

İki-üç gün önce, Salı günü, bu dördü bir araya geldi. Kendilerini Türk konsolosluğundan bir diplomat ziyarete geliyordu çünkü.

Neyse, Türk diplomat geldi ve hepsiyle konuştu. Bu arada, siyasî veya dinî nitelikli birçok da kitab verdi kendilerine. Bir de şu şekilde bilgilendirdi o Türk mahpusları:

– “Türkiye, eskisi gibi değil. Biz herkes için en iyi olanın peşinde olduğumuz için, artık herşey değişti. Yurtdışındaki mahpusları da bu çerçevede görüyoruz. Size mahpus olarak alma hakkınız olan başka şeyleri de, Türk konsolosluğu olarak çok yakında getireceğiz. Eski Türkiye yok artık, herşey iyi yönde çok değişti!”

Çok ilginç bir hâdise bu, çok ilginç. Çünkü “resmî” bir mesele. Erdoğan, belli noktalarda bazen iyi pozisyonlar alıyor gibi görünüyor bana. Türkiye’deki mahpusların durumunu değiştirmeye nazaran, yurtdışındaki mahpuslarla ilgilenmek elbette daha kolay, ama o da olacak bence. Türkiye’deki siyasî mahpusları çok yakında serbest bırakacaklarından neredeyse eminim. Böyle bir his var içimde. Öbür türlü, Türkiye’de değişen hiçbir şey olmadığı anlamına gelecektir çünkü bu. Tamam, sistemi değiştirmek çok güç, fakat bu sistem değiştirilmek zorundadır artık.

Doğrudur, mükemmel bir insan değildir Erdoğan, ama sonuçta bir müslümandır ve İslâma inancından bir kuşku duymuyorum. Bana kalırsa, Türkiye’deki hükümete ve sisteme sızmış münafıkların yaptığı etkilerden sıyrılmayı başaracaktır. Bunun için de herkesin desteğine ihtiyacı var. Özellikle de “en iyi” olanların desteğine. O “en iyiler” ise zindanda; bunu biliyorsunuz zaten.

Karamsar değilim, olumlu duygular var içimde. Birkaç gün önce bu cezaevinde yaşanan hâdise de, belki küçük ama bu bakımdan enteresan ve çok iyi bir gelişme. Yaşayıp göreceğiz, ancak “resmî” bir pozisyon olduğu anlamını taşıyor bence. Çok belli olmasa da, belli bir tarzda bana da gönderilmiş bir mesaj yine bu. Evet, yozlaşmış eski Türkiye’nin bittiğini, işlerin artık değiştiğini ifâde ediyorlar. Bekleyip görelim.

Erdoğan’ın yanındaki bazı insanların iyi ve namuslu insanlar olduğundan kuşkum yok. Erdoğan’ın yanında yer alacak olanlarla, ülkesini seven dindar ve laik insanlarla beraber, inşallah ayakta kalırlar ve hükümet de ilerlemeye devam eder. Böyle umalım.

(Carlos, o ân hatırına gelen birşeyi hemen paylaşma ihtiyacı duyuyor; Fransa’dan cezaevi arkadaşı Nurettin Güven’le “dün” telefonda konuşamadığını, doğum gününü tebrik etmek üzere BARAN aracılığıyla kendisine en güzel dileklerini gönderdiğini söylüyor.)

Bana soracağınız herhangi bir soru var mı?

(Av. Yılmaz, internetteki “Twitter” adlı mesajlaşma servisinin Erdoğan hükümeti tarafından Türkiye’de yasaklanması hâdisesini duyup duymadığını soruyor Carlos’a.)

Evet, evet, duydum. Büyük bir “dünya haberi” idi.

(Av. Yılmaz, Erdoğan hükümetinin yolsuzlukla suçlandığını, bu çerçevedeki bazı ses kayıtlarının da hemen seçim öncesinde bu servis aracılığıyla yayınlandığını söylüyor.)

Hepsini biliyorum. Polis ve adalet mekanizmasındaki Gülenciler, bunları kanundışı biçimde kaydetmişler, Erdoğan ve oğlunun milyonlarca dolar para çevresindeki konuşmalarını ifşâ ediyorlar. Doğru mudur, yanlış mıdır, bilmiyorum. Erdoğan, bunların doğru olmadığını söylüyor. Twitter hamlesinden anlaşılan o ki, kendisinden kesinkes ayrı düşmüş bu insanlara karşı, Erdoğan mukabil bir saldırıyla cevab veriyor.

Twitter’ın yasaklanması büyük bir haber kuşkusuz. Sadece Türkiye’dekiler değil, tüm dünya basını bundan bahsediyor.

Tabiî, o Twitter çok tehlikeli bir şey. Herhangi birisi çıkabilir ve oradan mesajlarını gönderebilir. Erdoğan’ı anlıyorum. Şu ân suçlamalarla karşı karşıya ve o da mukabil bir hamleyle cevab veriyor. Ancak benim kanaatimi sorarsanız, bu tür yasaklamalar çok da sonuç getirici olmaz.

Bu tür saldırılara cevab vermenin en iyi yolu, toplumu değiştirmek ve birçoğu bugün cezaevinde olan toplumun “en iyi” fertlerini siyaset arenasına kazandırmaktır. Salih Mirzabeyoğlu bu bahiste tek örnek değil, başkaları da var. Elbette onlar da devlete karşı artık silâh kullanmayacaklarına yemin etmeli -normal olan budur- ve kendilerini İslâmla maskeleyen o Amerikan emperyalizminin ajanlarına karşı verilecek savaşa yoğunlaşmalıdırlar.

Bu ajanlar, kendilerine milyonlarlarca liralık yardım yapan namuslu ve iyi müslüman milyonlarca Türkü de aldatmaktadır. Paranın çoğu ABD’den değil, müslümanlardan geliyor. Türk halkının kendilerine verdiği paralarla, ABD için çalışıyorlar. Türk halkı finanse ediyor bunu.

Bugüne kadar Twitter falan kullanmadım, bu tür yerlere buradan girme imkânım yok tabiî. Ancak benim kanaatimi sorarsanız, “sansür” öyle sonuç getirici bir tedbir değildir. Daha sert metodlarla savaşmalıdır insan. Böylesi yasaklar, güçlülüğün değil, zayıflığın bir göstergesidir. Anlıyorsunuz, değil mi?

Tamam, Erdoğan ve arkadaşları, kendileriyle ilgili mesajları, kendi adlarını orada görmek istemeyebilirler, bunu anlıyorum, ama bunlarla mücadelenin en iyi yolunun sansür olduğunu da düşünmüyorum.

Bunlarla mücadele etmenin en iyi yolu, siyasî ve adlî eylemdir. Sağ veya sol görüşlü ancak ülkesini seven ve yabancıların ajanı olmayan tüm iyi Türkler; isterse geçmişte şiddet eylemlerine katılmış olsunlar, hükümete karşı artık silâha sarılmayacaklarına ve silâhlı güçlerini kullanmayacaklarına, aksine bundan böyle tüm diğer Türklerle birlikte kendi ülkelerini savunacaklarına söz veren tüm mahpuslar, hemen cezaevinden çıkartılmalıdır. Hürriyetine kavuşacak bu insanlar da, herkesin kendi inanç ve ideolojisini muhafaza edeceği, ancak Türkiye’yi ve Türk halkını korumak gibi tek bir uzlaşma noktasında buluşacağı bir “millî hareket”e katılmalıdırlar.

Twitter’a ve öbür şeylere cevab vermenin en iyi yolu işte budur. Yoksa sonuç getirici değildir sansür, çünkü internette böylesi mesajları yaymanın başka birçok yolu daha var. Bu şekilde durduramazsınız bunları. Twitter’ı yasaklarsınız, bu sefer Facebook’da, şurada burada çıkarlar. Kaldı ki tüm bu internet ortamının, Amerikan millî güvenlik teşkilâtları ve Batılı istihbarat servisleri tarafından kontrol edildiğini hepimiz biliyoruz. Sansürün çözüm olmaması bir yana, tekrarlıyorum, zayıflığın bir göstergesidir.

Bunları söylerken son derece samimi olarak arzediyorum: İnşallah Erdoğan ve hükümetteki arkadaşları, yabancı güçler için çalışmayan hakiki Kemalistler de dahil olmak üzere tüm taraflardan azami halk desteğini ardına almış olarak, gerekli tedbirleri alır.

Bundan sonrası için herşeyin en iyisinin gerçekleşmesini dileyelim.

Sonuç olarak, tekrarlıyorum, en iyi cevap, aksiyondur, eylemdir. Bu çerçevede, meselâ, milyonlarca Türkün şehirlerde caddelere dökülmesini ve bağımsız bir Türk hükümetine destek mahiyetinde, NATO’dan ve Avrupa Birliği’nden çıkma talebini dillendirmesini isterim.

Allahü Ekber.

22 Mart 2014

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu