AYDINLAR ARİSTOKRASİSİNE BAKIŞ – 3. Bölüm

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

BÜYÜK DOĞU-İBDA’NIN TEZİNE KISA BİR BAKIŞ

Ve bizlere tüm dünyaya soylu manada yönetimin nasıl olması gerektiğini müjdeleyen Başyücelik Devleti ve Aydınlar aristokrasisi çerçevesinde elit teorilerini inceleyecek olursak…

Klasik elit teorilerini incelerken, dile getirdiğimiz bir tespiti Raymond Aron da belirtmiştir; Hangi yönetim şekli olursa olsun, toplumların yapısında elit ve aristokrat bir sınıfa yol veren bir ruh iskeleti vardır. Biz ise teklif ettiğimiz BÜYÜK DOĞU-İBDA dünya görüşüyle, sosyolojik ve psikolojik ihtiyaçlardan doğan bu aristokrasi ve elit sınıfının muhtevasına eğiliyoruz.

Dünyada yıllardır Müslümanlar fikir, ilim, sanat, edebiyat ve siyasetle ilgilenmeyen insanlar olarak tanıtılmış ve biz Müslümanların böyle olması için de açık ve gizli yoğun uğraşlar verilmiştir! Ama biz biliriz ki, ne yüce İslam dini böyle bir dindir ne de Müslümanlar dünya işlerinden ve meselelerinden elini eteğini çekmiş insanlardır. Ve biz biliriz ki dünya üzerinde hiçbir mesele yoktur ki İslam dini o meseleye çözüm getirmemiş olsun. Ama ne yazık ki emperyalizmin en dehşetlisi olan kültür emperyalizmi Müslüman kesimin dünyaya bakışını değiştirmiştir.’’Aman biz namazımızı kılalım da gerisine karışmayalım’’ denecek kadar kafalar yozlaştırılmıştır. “Gerisine” karışanlar ise karıştıklarıyla inandıkları arasında nispet kuramadıkları için “keşke karışmalardı” dedirten cinsinden türlü türlü yolunu şaşırmışlar… İşte böyle bir kültür vasatında BD-İBDA fikriyatı ,’’İslam’a muhatap anlayış’’ çizgisi içerisinde her türlü meseleye çözümler üretmiş, sistemli bir dünya görüşü oluşturmuştur. Bu dünya görüşümüzün aksiyon planında nihai noktası ise Kumandan MİRZABEYOĞLUNUN dediği üzere büyük bir İslami zuhurdur. Büyük İslam inkîlabı ve BAŞYÜCELİK DEVLETİ.

BD-İBDA fikriyatının teklif ettiği  devlet modeli olan Başyücelik Devletindeki yönetimin temel kriteri ‘’İslamda idare şekli yoktur, idare ruhu vardır’’ anlayışıdır. Yani teklif ettiğimiz yönetim anlayışında esas olan İslam ahlâkına ve İslam ruhuna riayettir. Değinilmesi gereken başka bir husus ise; teklif ettiğimiz Başyücelik devletinin şekli yapılanmalarında  günün ihtiyaçları doğrultusunda değişiklikler meydana gelebilme ihtimalidir. Devletin mekanizmalarıyla alâkalı Bu türden değişiklikler ise idare ruhunda İslam ahlakından tavizsiz mahiyettedir.

Elit ve yönetici sınıf teorilerini anlatmamızın gayesi herhalde anlaşılmıştır. Çoğulcu ve katılımcı batı demokrasilerin, sosyalist  ve diğer siyasal sistemlerin ve dolayısıyla o sistemlerde geçerli olan iktidarın kaynağı ve yönetici sınıf  teorilerinin hiçbir zaman tam anlamıyla muvaffak olamamaları tersinden ‘’İslam’a muhatap anlayışı’’ ve ‘’Başyücelik Devlet’’ini işaretleyici mahiyettedir. BD-İBDA geleneğinin bütün yönetim bilimi doktrinlerini ve tüm elit teorilerini bertaraf edecek kıymetteki hükmü şudur ki, ’’Hakimiyet Hakkındır.” Ne güzel bir hüküm değil mi? Ne millet , ne halk, ne toprak sahipleri, ne fildişi kulesi aydınları, ne de bir başkası… Hakimiyet sadece Allah’ındır. İşte adını duyduğumuz her an içimizin kıpır kıpır ettiği Başyücelik  Devlet’inin temel ahlaki ölçüsü… Ve bu ahlaki ölçütün devlet kadrosu şekinde pıhtılaştığı Aydınlar Aristokrasisi, Yüceler Kurultayı, Başyüce hükümeti ve Başyüce…

 

Elit ve elitizm teorileri bahsinde değindiğimiz üzere,  her yöneten kesim yahut her inkîlap belli bir sınıf veya zümreye dayandırılmıştır. Peki İslam inkîlabında sınıf kavramının muhtevası ve mahiyeti nedir? Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU  İslam inkılabında sınıf kavramını biz  Müslümanlara şöyle izah etmiştir:’’ İslam inkılabında sınıf,insan topluluklarının şu veya bu menfaat ,imtiyaz ve tasallut hırsına bağlı hizip teşekküllerine  değil ,bütün insanlığı  kuşatan üstün insan vasıflarının merkezinde toplanacağı kitlelere dayanır.Öyleyse,İslam inkılabında sınıf, belli başlı farikaların kendisini cemiyet içinde sınırladığı zümreleri değil, kitlelerin  bütün insanlık çapında mayasını tutturacak örnek şahsiyet kadrosunu murad eder.Bu kadronun da belli başlı bir sınıf ismi vardır:Gerçek ve üstün aydınlar sınıfı’’[1]. Yine Kumandan MİRZABEYOĞLUNUN tarifiyle:’’ İslam inkılabında sınıf yokken var, varken yok bir keyfiyettir. Dar ve hasis manada yok, ana oluşa mihrak teşkil edici ve davayı  müşahhas planda temsil ve bütün insanlığa teşmil edici manasıyla var’’[2]

Hayalini kurduğumuz büyük İslam inkılabındaki ve Başyücelik Devletindeki elit ve yöneten kesime ait vasıf ve görevlerin diğer siyasal  sistemlerdeki  elit kesimin vasıf ve görevlerine göre ulvi olduğu ve makam kaygısı gütmediği, sadece hakka riayet ölçüsünün temel alındığı ortadadır.

Devletin bir başka elit kesimi olan millet meclisine, Başyücelik devleti içerisinde Yüceler Kurultayı ismi verilmiştir. Bu kurultay günümüzdeki meclis gibi işi gücü maleyani  meseleler olan, fikirden, idareden hele ki mebusluktan hiç anlamayan anaokulu mahiyetinde bir yer değildir. Bizim BD-İBDA fikriyatından öğrendiğimiz; Yüceler Kurultayı organındaki insanların en başta dinde olmak üzere, siyasette, ilimde ticarette, idarede yani her sahada memleketin en vasıflı insanları olmaları gerektiğidir. Tabii bu vasıfların temelinde hakka riayet ölçüsü. Hakka esir olmayı en büyük hürriyet diye kabul edenlerin yönetimi.

Başyücelik teklifi, bu işin detayları, mevzu ve meseleler üstünde pıhtılaşması çeşitli pencerelerden binlerce tahlil ve terkibe yol verici bir çalışma alanıdır. Aydınlar aristokrasisi esprisi de tam bu noktada ihtiyacımız olan şey… Yani Başyücelik devletinin idaresinde söz sahibi olacak aydınlar, önce o devletin teknik detaylarında kendi mevzuları boyunca amelelik yapacak; bize Üstad ve Kumandan tarafından, onların ifadesiyle, “telkinle verileni tahkikle bularak,” meseleye dair sunulan teorinin teknik haritasını kendi zaviyelerinden çizeceklerdir. Bir mevzuda Hakk’ın hakim olup olmadığını hangi iş sahasında kim, nasıl tespit edecek; hangi faaliyetin “idare ruhu” çerçevesinde tatbik edildiğine dair nasıl kanaat oluşacak, “vasıflı insan” kriterleri akıp giden hayatın içinde nasıl billurlaşacak? Bu ve benzer soruların cevabını vermek için meseleye giriş bile değil; girişin girişini yaptık. Bundan böyle kendi mesleki mevzuumuz etrafında bu muhteşem teorinin teknik dilini oluşturmak için çabalayacağız. İnşallah, aydınlar aristokrasisi teorisinin nasıl ve niçin olması gerektiğinin teknik kısmına ufak bir katkımız olsun niyetiyle başladığımız bu  çalışma, gönüldaşların yol gösterici tenkid ve mevzua dair başka çalışmalarıyla zenginleşerek devam eder. Bu davanın peşini bırakmaya, zile basıp kaçan çocuk olmaya niyetimiz yok. Allah nasip ederse teoriyi teknikleştirerek devam edeceğiz.

 

(KAYNAKÇA;      1: Salih Mirzabeyoğlu, Başyücelik Devleti/ ‘’Yeni Dünya Düzeni’’, 2.Baskı, 2004, İBDA Yayınları, İstanbul, syf.188

2: Salih Mirzabeyoğlu, Baş Yücelik Devleti/ ‘’Yeni  Dünya Düzeni’’ 2.Baskı,2004, İBDA Yayınları, İstanbul, syf.189

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu