BERGSON FELSEFESİNDE SEZGİ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son kez: Necip Fazıl olsun, Salih Mirzabeyoğlu olsun, Bergson‘dan bahsettiler ama onu eleştirmediler. Daha önce belirttiğimiz gibi Türk sağı tarafından filozofların pîri kabul edildi. Fakat bu demek değildir ki, gelecekte İbdacı fikir sahipleri tarafından eleştirilmeyecektir. Belki kıyasıya eleştirilecektir.

Bergson’u önemli yapan şey, aklın kibrini akıl yoluyla yıkmasıdır. Kendisinin entellektüelizm adında topladığı tüm akla dayalı felsefelerin hayatın kendisi karşısında eksikliğini göstermesi ve şuurun daha önce felsefe içinde dile getirilmemiş sezgi adında bir başka kutbu olduğunu göstermesidir. Bergson’un bu espri temelinde modern bilimin verileri üzerinde yürüttüğü muhakemeler ve zaman felsefesinin kendisi kıymetlidir.

Fakat sezginin başladığı yerde Bergson’un felsefesinin sona erdiğini görürsünüz. Belirtmiş olduğumuz gibi ona sezgi felsefesi demek yanlışların yanlışıdır. Bergson’un felsefesi de -kıyasıya eleştirdiği felsefeler gibi- bir zihin felsefesidir; fakat zihin yoluyla zihniyeti yıkan felsefe…

Sezgi nedir? Herhalde tek başına alındığında zihnin kendisinden daha konuşkan bir şey değil. İnsanlar sezgileriyle hareket ettiklerinde nereye varır? Bir sempatiye (hayvanlardaki içgüdü gibi içten bilgiye) mi?

Aslında sezgi tek başına ele alınabilir bir şey midir? Salih Mirzabeyoğlu‘nun harikulade ifadesiyle “ruhun nasıl tavrına akıl niçinlerle yaklaşır ve fikir meydana gelir.” Ruhun “nasıl” tavrı, sezgidir. Yeni olana akıldan önce sezgi ulaşır. Bu yaşadığımız bir şeydir. Maddeci de maddeci görüşüne evvel sezgiyle varır. Sanatçının ilhamı, alimin icadı, dervişin idrakı sezgidir. Sezgiyi herkes yaşar. Bir üçgenin üçgen olduğunu sezgiyle idrak ederiz. Bu durumda sezgi ya bedahetleri kavramada yahut olmayana ermede bir melekedir. Fakat insanın bütün hayatına sezgi yön vermez. Bergson‘un “hayat hamlesi” dediği varoluşan heyecanı sezgiyle değil, ancak imânla duyarız. İmânın olmadığı yerde idrak, hayat hamlesi yapmaz. İmânın olmadığı yerde hayat yaşanmaya değmez.

Bergson’un felsefesi buraya varmaz. Bergson dindarları ve mistikleri incelerken bile onlardaki idrakı anlamaya çalışır, ama onları asıl var eden imânlarını görmez. Onların hayatına mânâ veren/hayatın mânâsı nedir sualine cevap veren şeyin imân olduğunu anlamaz. Sezgi bir insana uğruna ölünecek değeri gösterse bile onun uğruna ölünecek değer olduğuna inanmasını sağlamaz. İnsanı harekete getiren, hayat hamlesine sevkeden tek şey, bir şeye inanmasıdır; imânıdır.

Bu yönüyle Bergson felsefesi, muhtevası olmayan bir şekildir. Bu enfes görünümlü şekli bir sağcı da, bir solcu da hayranlıkla kendine maledebilir; ikisine de elverişlidir. Fakat bir İbdacı fikir sahibi, onun muhtevası olmadığını hemen “sezecek” ve eleştirecektir. Bu eleştiri ona felsefenin kalıbı içinde o kalıba ait olmayan bir asalet verecektir.

BD-İBDA yeni İslâm düşüncesinin metodu ve idealizmini getirmiştir. İbdacı gençlik ise dış’ın kritiğini ölçülendirecek, ve böylece kendisinden başka kimsenin yapamayacağını yapmış olacaktır. Onlar kuldur, İbdacı hür.

Selim Gürselgil / ADIMLAR

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu