BERKİN: VİCDANSIZ KÖPEKLER, VATAN SİZDEN NE BEKLER!

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Sayın Gökhan Yamangül, hadiseyi özetlemiş aslında:

Berkin’in alçakça katledilmesine “ne işi varmış 14 yaşında çocuğun mitingde” diyenler bundan böyle Mavi Marmara’da şehit edilen Furkan ve Mısırlı Esma üzerinden edebiyat yapacak olursa namussuzun en önde gidenidir.

28 Şubat’ın mazlum çocuklarından gönüldaşımız Yakup Köse’nin henüz 14 yaşında Çeçenistan’la ilgili bir mitinge katıldığı için idam cezasına çarptırılması etrafında haklı olarak türlü yayınlar yapan çeşitli yazar ve çizerler; bugün Berkin için “ne işi varmış o yaşta çocuğun mitingde” derse, bu sadece ve sadece Yakup meselesinde de samimiyetsiz bir istismarcıdan ibaret olduklarını gösterir. Zaten mevcut iktidar Yakup’un mağduriyeti konusunda samimi olsaydı, o ve dava arkadaşlarının Aralık 2013 tarihinde yeniden hapis cezası almasına engel olucu gerekli yasal düzenlemeleri yaparlardı. Demek ki, Yakup konusunda yazıp çizerken aslında içten içe hepsi bugün Berkin için yazıp söylediklerini düşünüyorlarmış: “Ne işi var o yaşta çocuğun gösteride?”

Gökhan beyin ifâde ettiklerine, sürecin şahidlerinden biri olarak ek yapma hakkım var diye düşünüyorum.

Şahit?

Şöyle ifâde edeyim:

1995 yılının Ramazan ayında, mahallemizde açık birahane istemiyoruz dediğimiz ve camına taş attığımız için tutuklandık… O dönem ben 17, Halil Kantarcı gönüldaşım 14 yaşında idi… Diğer tutuklanan gönüldaşlarımızdan Cihat Özbolat ise, aynı suçlamalardan 1995’ten beri -19 SENEDİR!- cezaevinde esir…

Bugün bakıyorum da, şu Yakup Köse arkadaşımız üzerinden güya “İslâmcı Camiâ olarak neler çektik be!” yollu, AKP’nin kendisine muhalefet eden kesimlere karşı politikalarına yakıt yaptığı mağduriyet edebiyatı ve hele Berkin Elvan gibi bir gencin katledilişinin alkışlanması, 1995’te gözaltına alındığımız zamanları hatırlatıyor bana…

Berkin “niye eyleme gitmiş”miş…

Berkin “suç işleyecek yaşa gelmiş”miş…

Berkin “AKP’yi istemiyormuş”…

Berkin “ölmüşse, polisin karşısına geçtiğinden”miş…

Gözaltı sürecimiz diyordum… Bizler, Gültepe’deki Milli Gençlik Vakfı’nı güden İBDA sempatizanı gençler olarak 30 kişi gözaltına alınmıştık. Tek, ama tek sebeb “birahaneye taş atmak!”…

Tabiî işkence tezgahında türlü işkence seansları sonrası üzerimize “faili meçhul İBDA-C eylemleri”nden bazılarını ihâle ettiler, işkenceyle imzalattılar. Neye imza attığımızı bilemeyecek yaşlardaydık; çocuktuk…

Ailelerimiz biz gözaltındayken perişan, oradan oraya, o gazeteden bu gazeteye, bütün “İslâmcı” damgalı cemaat ve partilere, milletvekillerine, “acaba yardımcı olabilir mi” denerek rüşvetle polislere dahi ağlamış, dert yanmışlardı.

Tabiî bunları tutuklandıktan sonra duyuyorduk:

Aydın, Halil “niye eyleme gitmiş”miş…

Aydın, Halil  “suç işleyecek yaşa gelmiş”miş…

Aydın, Halil “iktidara gelen partimize zarar veriyormuş”…

Aydın, Halil “tutuklanmışlarsa, birşey yapmışlardır. Bak bizim çocuklarımızı niye almıyorlar”…

Falandı, filandı…

İstisnasız bütün “kapı”larda ailelerimize direk yada dolaylı olarak söylenen bunlardı…

Bizimle aynı dönemde mazluma -çocuklara!- nasıl sahip çıkılacağını, Sol, bu utanmaz korkaklara göstermişti.

 Manisalı Gençler davasından bahsediyorum.

Bu kardeşlerimizin seslerinin duyurulmasından; işkence altındayken CHP’li milletvekillerinin işkencehâneyi basması; Solun bütün yayın organlarıyla tek bir fikir etrafında “çocuklara işkence!”yi haykırmaları; dışarıda Devrimci Sol’un bu genç-çocuklara destek eylemleri; haklarında her türlü -dernek, vakıf, platform, etkinlik- imkânları kullanarak gündem oluşturma çabalarından utanacak, ibret alacakları yüz de yoktu kuşkusuz…

Şu oldu, bu oldu ve adını bir Darbe Günü olarak andıkları 28 Şubat 1997 günü,saat 16:00 sularında, Ankara’da NATO’cu MGK bildirisi hazırlanırken; bu, zulme karşı suskun, zalime karşı korkak, mazlum kardeşine kaypak “İslâmcı Camiâ”ya şân olsun diye, İstanbul 2 No’lu DGM tarafından Halil ve ben; iki çocuk, İDAM cezası aldık… Ve beraberimizde Cihat Özbolat başta, iki diğer gönüldaşımız da…

28 Şubat 1997 günüsaat 16:00 sularında… O günün ana haber bültenlerinin iki temel konusu vardı: MGK bildirisi ve İBDA-C’li teröristler İdamla cezalandırıldı!

Sonuç ne mi oldu?

Gel zaman, git zaman sonunda çocuk olduğumuzu hatırlayan bir heyet, bizi “çocuk mahkemesi”ne sevketti. Aradan 9 sene geçmiş, yaşlarımız 30’a dayanmış, koca koca sakallarımızla çıktığımız ilk duruşmada tahliye olmuştuk.

Halil’le beraber 9 sene tutuklu kaldık… Tahliyemizin ardından beraat ettik, ve saire…

Bizi bu süreçte en çok etkileyen şey, şüphesiz bu müslüman kılıklı “kardeşlerimiz” tarafından ailelerimize söylenenlerdir.

Bu pis dil, bizi kahretti!

Bu pis dil, ailelerimizi kahretti!

Bu pis dil, Anadolu Topraklarını Haçlı-Yahudi Emperyalizmine peşkeş çekti.

Bu pis dil, “paralel kardeşlikler” kurarak, bu toprağın evlatlarını İslâm’dan soğutmaya kadar vardı…

Bu pis dil!

Şimdi bu pis dil Berkin kardeşimize saldırıyor!

Hatırlatsanız dahi Hazret-i Ali’nin emrini, içlerine sinmiyor!.. Pis dilleri, kalplerini bağlamış; kalplerinden dile geliyor pis hâlleri…

Hazret-i Ali ne buyuruyor: “Mazlumun Dini Sorulmaz!

Öyleyse?!

“Ama onlar alevi”ymiş… “Ama onlar ülkeyi karıştırıyorlar”mış… falandı filan…

Bırakın bu yalanları pis dilliler… Tek sebebi var kardeşimize saldırınızın… 30 yıldır emperyalizmle açık işbirliğine rağmen, itikadi sapkınlıklarına rağmen Fetullah Gülen’e birdenbire düşman oluşunuzla aynı sebeten saldırıyorsunuz:

Berkin, sizin putunuz Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıktı!

Berkin, hırsızlığa rıza gösteren, “çalıyorsa çalsın, helâl olsun!” şeytanlığınıza karşı çıktı!

Berkin, kuzu kuzu yetiştirdiğiniz çocuklarınıza örnek oldu, meydana çıktı!

Berkin evinden çıktı ve öldürüldü!..

Ulan p…evenkler!

Annesi, babası feryad ederken kahkaha basarcasına yorum yapan p…evenkler!

Siz nasıl müslümansınız!

Nasıl “insan”?

Beni babamdan, anamdan daha çocukluğumda ayıranlardır Berkin kardeşimizi vuran…

Yarın, oğlum Celâl ekmek almaya çıksa, onu da katledebilecek düzenin bekçileridir Berkin’i vuranlar…

Tıpkı, daha 7 yaşında olan oğluma Bolu F Tipi Cezaevi önünde öldüresiye saldırdıkları gibi…

Dostluğunuz test edilmiş, düşmanlığınız tarafımızca kazanç olmuştur!

***

Berkin… Elvan…

Berkin: Sağlam, güçlü, kuvvetli… Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun Tilki Günlüğü eserinden tedaiyle; Berk: Şimşek… Şimşek mahalli…

Elvan: Renkler, levnler. Türlü renklerden olan. Muhtelif görünüşler.

BERKİN’İN İNTİKAMINI İSMİNE YAKIŞIR BİÇİMDE VE TÜRLÜ ŞEKİLLERDE ALACAĞIZ!

Biz;

İBDACILAR!

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son Yazılar

İletişim Formu