BERKİN’İ DE KAYBETTİK

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Ekmek almaya giderken kafasına isabet eden polis kurşunuyla 8 aydır bitkisel hayatta olan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ı da kaybettik.

Berkin 1999 doğumluydu. Lütfen bir an için gözlerinizi yumun ve bu yaşlarda en yakınınız kim varsa onu düşünün. 1999 doğumluydu; bildiğin çocuktu işte. Bu yaşlarda bir çocuğunuz varsa onu, yoksa kardeşiniz, yeğeniniz, o yaş civarında en yakınız kimse onu hayal ederek tepki verin.

Diyecek tek bir söz, edecek tek kelâm bulamadığım ve konuşmaya korktuğum tek durum çocuk ölümleridir. Ailesinin başı sağ olsun diyeceğim de; demekle sağ olmuyor ki. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Eseeedd” diyordu. “Halkına kurşun sıkan devlet başkanı olmaaazz” diyordu. “Halk durduk yere ayaklanmaaaz” diyordu. “Baskıyla şiddetle kendi insanına zarar vererek o koltukta oturamazsın” diyordu. N’oldu heyyy! Berkin’i niye öldürttün? Niye Berkin’in katillerine “destan yazdılar” dedin ve 24 maaş tutarında ikramiye verdin? 14 yaşında bir çocuğa niye ateş edildi?

Berkin gösterici filan da değildi. Hoş, 14 yaşında bir çocuk gösteri için sokağa çıksa ne olur ki? Berkin’in babası Sami Elvan hadiseyi şu şekilde anlatıyor:

-“Sabah 7.00 – 7.30 gibi kahvaltı yapacağız. Ekmek almaya gitti. Bir süre sonra kapı çaldı. Çok acı bir zil sesi… Hayatımın en acı sesi. Olayı gören biri geldi ve ‘Berkin’in kafası kırıldı, şimdi hastahanede’ dedi. Dışarı çıktım. Gözlerim yanmaya başladı çünkü o saatte bile halen biber gazı kokusu vardı. Sonra yolu kapattıklarını öğrendim. Aşağı indim. Sonra bir araca binip hastaneye geldik. Ameliyata alınmış. Aynı gün iki kez ameliyata alındı. Sonra yoğun bakıma aldılar. Bu süreçte doktorlar bize iyi bilgi vermediler. Berkin burnundan ve ağzından rahat nefes alamıyor. O yüzden boğazından bir delik açarak rahat nefes almasını sağlamaya çalışıyorlar.” (Sol Gazetesi, 25 Haziran 2013)

Berkin daha önce bir eyleme katıldı mı” sorusuna Sami Elvan’ın verdiği cevap aslında her şeyi özetliyor:

-“Daha önce bir eyleme katılmışlığı yok. Tekstil işiyle uğraşıyorum. 2 kızım var Gamze ve Özge, Berkin’in ablaları. Cumartesi eşimle birlikte işten geldik. Salı günü kep töreni varmış olayın olduğu gün. ’Baba bana kep al’ dedi. Annesi ve ablasıyla beraber gidip aldılar. Kıyafetlerini ben bugün ilk defa gördüm. Onu artık kim giyecekse… Polislerin çocukları mı giyecek bilmiyorum. Gelip alsınlar. Berkin’in kep törenini öğretmeni ve arkadaşları iptal etmiş. Berkin ne zaman hastaneden çıkarsa o zaman yapacaklarmış. Doktor her şeye hazırlıklı olun dedi. Dayanamıyorum. Bir baba nasıl dayansın?

(…)Benim tek isteğim oğlumun ayağa kalkıp bana tekrar ‘baba’ demesi. Dünyalar benim olacak. Evime gidemiyorum. Merak ediyorum, acaba Berkin’in yerinde o polisin çocuğu olsa ne olurdu?(a.g.g.)

Bir baba yüreğinde yaşanan yangının dile gelebilen, kelimelere sığan birkaç ufak kıvılcımı bunlar. Ya ana yüreğinde neler yaşanıyor? Onu Berkin’in annesinden başka kimse bilemez.

SEN!

Sen kendi çocuklarına hırsızlık yaptır, çalıp çırpmayı, para sıfırlamayı öğret; kendi hırsız evlatlarını ifadeye bile göndermekten imtina et; sonra bizim evlatlarımızı öldür. Senin polislerin 14 yaşında Berkin’in kafasına kapsül sıksın, beslediğin “eli palalı” sokak tazıları 18 yaşındaki Ali İsmail’i linç etsin ve sen utanmadan “başörtülü bacımın üstüne işediler” diyerek ajitasyon yap, daha hâlâ mağduru oynamaya çalış!  Sen mağdur değil; zalimlerin, vicdansızların şâhısın!

Sen çuvallar dolusu çaldığın paralar ifşa oldu diye mağdursan, Berkin’in babası, Ali İsmail’in annesi ne yapsın; kimin kapısını çalsın? Berkin’in katillerini bulmak yerine, katillerin bulunması için gösteri yapanlar yaka paça tutulup göz altına alınıyor ve tutuklanıyor.

Allah Resûlü, “çocuklara merhameti olmayanın imanı yoktur” diyor. Sen, siz, hepiniz; nasıl bir anda bu kadar imansızlaştınız, bu kadar insanlığınızı yitirip Firavunlaştınız? Nasıl bu kadar zalimleşebildiniz? Bu kadar mı ezik yetiştiniz; bu kadar mı komplekslerinize esir zavallıydınız?

Her şeyden ak’lansanız bile öldürdüğünüz çocukların kanını ak’layamayacak, unutturamayacaksınız! Ne Allah katında, ne millet vicdanında, ne tarih önünde, ne de bir gün çıkarılacağınız adil bir mahkemede…

Senin şu tutumunla sürekli vurgu yaptığın Tek Parti diktasından, 30’lu ve 40’lı yılların CHP kafasından ne farkın var? Bizi dinlemiyorsan, o dönemin CHP’sinden ibret al; harcı gurur ve kibirle karılan saltanatın daim olmayacağını anla artık.

Hani senin körüklediğin, daha çok kan akması ve daha çok kişinin mağdur olması için tırlar dolusu silah yolladığın Suriye’deki kargaşa var ya… Onunla ilgili neler dediğini hatırlıyor musun? Ben yeniden hatırlatayım:

-“Eseed… Eseeedd! Halkına zulmetme zalim Eseed! Halk ayaklanıyorsa bir bildiği vardır, kimse durduk yere sokağa inmez. Halkını baskıyşa, şiddetle, devlet terörüyle yönetemezsin! Halkına karşı şiddet uygulayan iktidar meşru değildiiir! O koltuktan gideceksin Essedd!”

Sonuna kadar haklısın! Katillerin iktidarı meşru değildir. Sandık çocuk kanını ak’layamaz.

Bugün ölen Berkin 14 yaşındaydı. 18 yaşındaki Ali İsmail’i senin tazıların öldürdü. Sadece ölenler değil; isabet eden kapsüllerle gözü çıkan ve kör olan onlarca genç var. Hepsi senin eserin!..

***

BERKİN BİZİ DUYMADI!

Berkin’le ilgili gördüğüm, duyduğum, okuduğum her haberden sonra içimden “inadına yaşa Berkin” diyordum. Berkin beni duymadı, bizi dinlemedi; “kirlettiğiniz, çirkinleştirdiğiniz, hırslarınızın esiri yaptığınız dünya sizin olsun” dedi ve kanatlanıp gitti. Fikret’in; “bir çocuk rûhu kadar pür-nisyân, Bir çocuk rûhu kadar şimdi münevver, lekesiz” diye tarif ettiği “sâf ü râkit” mavi deniz gibi uyuyor şimdi Berkin.

Aşağıdaki parça Hüseyin Yurttaş’ın bir şiirinden alıntıdır. Ali İsmail Korkmaz ve Berkin için paylaşıyorum:

“yıkılsın ankara, yıkılsın köhne inadı

bizi yangınlara sürüp duran gergedanların

bir deprem başlıyor işte, merkez üssü istanbul

………..

o yağmur bir gün yağacaksa yağsın şimdiden

karanlığa atılmış bembeyaz imzalarımız

ne kadar öldürseniz biz yine insanca severiz

çağların en güzel pankratı alınlarımızın aklığı”

(H.Yurttaş- Kod Adı:Mansur, s: 17, 1993)

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İletişim Formu