BORÇLANDIRARAK KÖLELEŞTİRME SERÜVENİNDE AKP’NİN ROLÜ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Yüzyıllardan beri bu ülkede beceriksiz yöneticiler, hesapsız, stratejik ve ekonomik bir getirisi olmayan dış seferler, işbirlikçi devlet adamları, nefsine düşkün idarecilerin har vurup harman savurmaları saikiyle hazinenin tamtakır kalması neticesi borçlanma gündemdedir.

Borçlanma yeni borçlar doğurmakta, iş, borcu borçla kapatma kısır döngüsüne gelip sıkışmakta.

Ama…

AKP iktidarı, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişin ardından Türkiye’nin dış borcunu katlayarak kendi rekorunu kırmış…

Şöyle tarif edelim: Cumhuriyetin kurulduğu 1923’den Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiği 2018’e kadar geçen 95 sene içerisinde toplam borcumuz 1 trilyon olmuş. 2018’den bu güne geçen 3 sene içindeyse, bu 1 trlyonluk borç ikiye katlanıp 2 trilyonu geçerek AKP’nin rekor üzerine rekor kırdığı borçlanmada emsali görülmemiş bir rekora daha imza atılmış.

95 yılda 1 trilyon olan borcu 3 senede 2 trilyona çıkartmak!!!

Dünya gazetesi yazarı Ekonomist Alaattin Aktaş, yazısına bu borçlanmayı konu etmiş.

İktidarın 2018 yılını Haziran ayı sonundaki toplam borç stokunun 969.9 milyar TL olduğunu kaydeden Aktaş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde ise bu borç stokuna 1 trilyon 57 milyar TL daha eklendiğini toplamda ise 2 trilyon 27 milyar TL borca ulaştığını belirtti. Aktaş, “Sayılara defalarca baktık; acaba bir yanlışlık mı var, diye. Yok!” yorumunu yaptı.

Aktaş, borçlanma rakamlarını Hazine ve Maliye Bakanlığı‘nın yayınlarından aldıklarını da vurguluyor. Yani devletin kendi yaptığı açıklamadan…

Peki, bu son üç yıldaki 1 trilyonu kimler yedi, kimlerin cebine gitti?

Bu borçları bu millete ödetecekler. Bu borçlarla bağımsızlık hayal. Bağımsızlığın ilk şartlarından biri de ekonomik bağımsızlık. Uluslararası ilişkilerin hakikati şudur ki, “borç alan emir alır!”

Sen kendi ülkende iktidarda kalabilmek için, çal, çırp, yağmala düzenini devam ettirebilmek için milletin sırtına bu kadar borç yüklüyorsan, tarihi tecrübe ile sabittir ki bu millet yöneticilerinin kendi sırtından har vurup harman savurması için yapılan bu türden borçları hep kanı ile ödemiştir. Bu borçları bu milletin sırtına yıkanlar, milletin kanının emperyalizmin çıkarları için dökülmesine de kapı aralamış olmaktalar.

Alaattin Aktaş’ın ilgili yazısı şu şekilde:

BORÇ ARTIŞINDA SON 3 YIL ÖNCEKİ 95 YILA EŞİT!

✔ Haziran 2018, yeni bir yönetim sistemine geçilen ay. Türkiye Cumhuriyeti’nin 95 yıl sonundaki iç ve dış borç bakiyesi 100 lira.

✔ Aradan 3 yıl geçti ve 2021 haziranına geldik. Bu 3 yıldaki net borçlanma 95 yıldakinden fazla, 109 lira.

✔ Sayılarda bir yanlışlık yok. Bu sayıları bizlere, yani kamuoyuna ulaştıran da Hazine ve Maliye Bakanlığı.

Bu köşede dün 2003’ten bu yana olan dönemdeki iç ve dış borç gelişmesine yer verirken acaba yeni sistemle birlikte borçlarda nasıl bir gelişme olmuştur, diye düşündük. 2018’in haziran ayında yapılan seçim sonrası geçilen ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adı verilen sistemle üç yılı geride bıraktık. Borçların seyri açısından yalnızca bu döneme bakmakta da yarar vardı.

Baktık ve hayretler içinde kaldık! Nasıl kalmayalım ki…

Merkezi yönetimin 2018’in haziran ayı sonundaki toplam borç stoku 969.9 milyar lira. Yani yaklaşık 1 trilyon lira. Peki bu tarihi izleyen üç yılda ne olmuş dersiniz… 2018 haziranında 969.9 milyar lira olan borç stokuna 1 trilyon 57 milyar liralık borç daha eklenmiş ve toplam stok 2 trilyon 27 milyar liraya ulaşmış.

Türkiye Cumhuriyeti ilk 95 yılında bir anlamda 969.9 milyar lira borç biriktirmiş. Borçlanmış, ödemiş; borçlanmış, ödemiş; sonuçta 2018 hazirandaki borç bakiyesi bu kadar.

Sonraki 3 yılda bu 95 yıldakinden daha fazla, net 1 trilyon 57 milyar lira daha borçlanılmış.

Sayılara defalarca baktık; acaba bir yanlışlık mı var, diye. Yok!

Sayılar doğru. Kaynak Hazine ve Maliye Bakanlığı. İsteyen bakanlığın web sayfasına girip bakabilir.

Türkiye Cumhuriyeti 95 yıl sonunda, 2018 haziranı itibarıyla 100 lira borçlu durumda. Gelmişiz 2021’in haziranına ve aradan geçen 3 yılda 100 lira olan borcu 209 liraya çıkarmışız.

Yeni yönetim sistemiyle uçuşa geçmek derken borçlar mı kastedilmişti acaba!

İç ve dış borç ayrımında durum

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre son üç yılda iç borç stoku yüzde 102.3, dış borç stoku ise yüzde 118.1 arttı.

Ancak bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerek. Dış borç stokundaki artış ağırlıkla kur artışından kaynaklandı.

Merkezi yönetimin dış borç stoku 2018’in haziran ayı sonunda 89.4 milyar dolardı. Dış borç bu yıl haziran sonunda 102.2 milyar dolara yükseldi. Artış oranı yüzde 14. Ne var ki bu dönemde dolar kuru yüzde 89 artışla 4.61’den 8.71’e yükseldi.

Herhalde birileri çıkıp “Bakın artış dolar kurundan kaynaklanmış, biz ne yapalım” demeyecektir. O zaman sorarlar; “Dolar kurunu bu kadar artıran kim” diye…

Bu arada sözünü ettiğimiz dış borcun merkezi yönetime ait borç olduğunu ve Türkiye’nin toplam dış borcunu yansıtmadığını özellikle belirtelim.

Döviz cinsi iç borçlanma nereye?

İç borç stoku son üç yılda yüzde 102.3 arttı ama bu borç stokunda para detayı da çok önemli.

Bu üç yılda TL cinsi iç borç stoku yüzde 51 arttı. Ancak döviz cinsi iç borç stokundaki artış yüzde ile ifade edildiğinde anlamını yitirecek boyuta ulaştı. (Yüzde 39.372 artış!) Döviz cinsi iç borç stoku bu üç yılda tam 394 kat artmış, 394 kat!

“Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” misali vatandaşa ve şirketlere “Geliriniz döviz değilse dövizle borçlanmayın” çağrısı yapan, döviz geliri olmayan şirketlerin yurtdışından döviz borçlanmasına sınırlama getiren devlet, sanki vade geldiğinde kendisi döviz basma olanağına sahipmiş gibi durmaksızın döviz cinsinden iç borçlanmaya gitmiş. Bu tercihin nedeni belli; faizi yükseltmemek. Yani yapılan günü kurtarmaya çalışmaktan başka bir şey değil.

Haziran sonunda 290 milyar liralık döviz cinsi iç borcumuz var. Yani 33 milyar dolar bir iç borç.

Merkezi yönetimin haziran itibarıyla yurtdışına 102.2 milyar dolar, yurtiçine de yurtdışına olanın üçte biri kadar, 33 milyar dolar borcu bulunuyor. Bu borcun TL karşılığı da 1.2 trilyona yaklaşıyor.

DÖVİZİN PAYINDAKİ ARTIŞ KAYGI VERİCİ

Hazine’ye zaman zaman da olsa sıkıntı yaşatan dış borcumuz yetmezmiş gibi şimdi bir de iç borçta dövize yöneldik. Girişte değindik; faiz inadı yüzünden kendi paramızla yeterince borçlanmaya gidemeyince başkalarının parasıyla borçlanmaya başladık. Öyle ki bu yüzden merkezi yönetimin toplam borcunda döviz cinsinden olanların payı ilk kez yüzde 58’i aştı.

Üç yıl önce haziran 2018’de toplam borçta döviz cinsinden olanların payı yüzde 42, TL cinsinden olanların payı yüzde 58 düzeyindeydi; oranlar üç yıl sonra yer değiştirdi. TL’nin payı yüzde 42’ye indi, dövizin payı ise yüzde 58’i buldu.

İç borçta ise üç yıl önce döviz cinsi stokun payı yalnızca yüzde 0.1 düzeyindeydi, neredeyse sıfırdı. Şimdi bu oran yüzde 26’yı bulmuş durumda.

Hani nereden nereye derler ya, bizimki de o hesap; 0.1’den 26’ya… Her kur artışı Hazine’nin yüreğini ağzına getirecek. Hazine bir simge olarak görülmeli, bunu vatandaş hissedecek sonuçta. Bu borç bir şekilde ödeneceğine göre kur arttıkça Hazine daha da zorlanacak ve fatura dönüp dolaşıp vatandaşa çıkacak.

Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/borc-artisinda-son-3-yil-onceki-95-yila-esit/630271
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu