Bu İşin Bir Dahası Yok!

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

1

9 Mayıs Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun doğum günü vesilesiyle, bilmenin ve bildiğini de yapabilmenin biricik şartının, inanmak, nizam ve disiplin olduğunubir kez daha gördük ve şahit olduk.

ADIMLAR Dergisi’nde, Bolu’ya davet videosunu izlerken –ki 9 Mayıs 2013’teki görüntülere de yer vermişlerdi- o günü sıcağı sıcağına yaşadığımız için midir bilemiyorum, seyrederken bu vesileyle farklı bir heyecan yaşıyorum. Hele “Kumandan’ı istiyoruz; hemen şimdi!” sloganı bu heyecanımı doruğa çıkarıyor. Neden olmasın??? Bu hissiyat her zaman O’na layık olabilmenin, daha doğrusu layık olamamanın sıkıntısı içerisinde, kendisine yapılan bunca zulme rağmen, sağır, kör ve dilsiz kalındı diyemesek de, duymanın, görmenin, konuşmanın hatta ve hatta aksiyonun kifayetsiz kaldığı, tıkandığımız hissiyatını yaşamaya başladığımız bir ortamda, 9 Mayıs 2014 tarihi, milatlardan bir milat olarak, yeni bir sürece girildiğinin, bu süreç içerisinde kadrolaşma ihtiyacının idrakine varılması ve bu doğrultuda adımların süratle atılmaya başlanması neticesinde müşahhaslaşması hadisesidir diyebiliriz.

Mirzabeyoğlu’nun  avukatlarının başından itibaren yaptıkları çalışmalar ve en son olarak da yetkili pek çok şahıs ve  Adalet Bakanı ile gerçekleştirdikleri görüşmelerden olumlu intibalarla ayrılmış olmalarına rağmen, gönlümüzün istediği ve hissiyatımız Kumandan’ın şanına layık bir şekilde “Bolu F Tipi Cezaevi’nin duvarlarını yıka yıka” O’nu oradan çıkarmak !!! Daha doğrusu “bu iradeyi ortaya koyabilmek!” KUMANDAN’nın bütün hayatı boyunca zerre taviz vermeden dik duruşunu, bizlerin de kuşanabilmesi.

Bu süreçte, 9 Mayıs 2013’ü milat kabul eden bizler, “Kumandan’ı istiyoruz; hemen şimdi” sloganını yaşayarak, hissederek, böyle bir hissiyatla Maraş ADIMLAR Şubesi, Sakarya, Düzce, Yozgat ve bizim dışımızdaki birkaç gruba mensup arkadaşlarla, çoluk-çocuk, kadın-erkek cezaevinin önündeyiz. Her zaman olduğu gibi, lojmanların bulunduğu, nizamiye kapısına 200 m kala barikatlar kurulmuş, tek bir farkla bu sefer çifte barikat… Hemen arkasında çevik kuvvet…

Yeni Emniyet Şube Müdürüyle yapılan görüşmelerde, nizamiyenin önüne kadar gitmek istediğimizi ve barikatların derhal kaldırılmasını söylüyoruz. Emniyet Müdürü, bunun mümkün olamayacağını, göreve yeni atandığını, bizimle hemfikir olduğunu, 50 m için birbirimizi yormaya gerek olamadığını vb. söylemlerle gayet alttan alarak ikna etme çabaları içerisinde… Hele hele “Siz şimdilik eylemenizi burada yapın, bir dahaki sefere gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra, nizamiye önünde yapabilirsiniz” demesi,

“Kumandan’ı istiyoruz; hemen şimdi” hissiyatını kuşanmış bizlerin öfke ve kinlerinin bir kat daha kabarmasına sebebiyet vermesi üzerine,

“Bu işin bir dahaki seferi yok!” diyerek mukabelede bulunuyoruz.

Sabırlar tükenmiş, tahammüller bitmiş, bıçak kemiğe dayanmış, Müdür hâlâ ikna ve oyalama taktikleriyle meşgul, günü vukuatsız kurtarma derdinde. Oysa yiğit gönüldaşlarımız ve haksızlığa isyan eden diğer kesimden olan arkadaşlarımız bırakın Emniyet Müdürünün söylediklerine ram (!) olmayı, hedefe çoktan kilitlenmişlerdi.

Megafondan yükselen ses soruyor:

-Biz buraya doğum günü kutlamaya mı geldik?

Bütün gönüldaşlar hep bir ağızdan;

-Hayır!!!

-Öyleyse neden  geldik?

-Kumandanımızı almaya geldik!

-Ne zaman?

-Hemen; şimdi!

-Evet biz buraya doğum günü kutlamaya, pasta kesmeye, mum söndürmeye gelmedik. Buraya Kumandanımızı hemen- şimdi, kendi doğum günümüz olsun diye almaya geldik.

Şeklindeki konuşmasının ardından adım adım ilerliyoruz.

“Allah’ın eli topluluk üzerindedir” ölçüsüne nisbetle, bu keyfiyet ve iradeyi ortaya koymak!!! O zaman sayının hiçbir ehemmiyeti kalmıyor. Aslına bakarsanız bütün mesele de budur.

Belirtmek de fayda görüyoruz ki;

Barikatları yıkıp, polisle göğüs göğse gelen yiğit gönüldaşlarımız öyle cesur bir şekilde taarruz ettiler ki, -bunların çoğu 1999 sürecinde cezaevinde olan tecrübe sahibi kişiler idi- bir anda polislerin birkaçının kalkanları alaşağı edildi, bir çeviğin gaz maskesi suratından çıkartılıp alındı ve böyle bir hamle beklemeyen,  zaten tedirgin olan polislere müthiş bir panik yaşatıldı.

Bu panikle  6-7 polis  gazları aynı anda sıktılar. Ortalık bir anda karıştı. O karışıklık içerisinde yiğit bir gönüldaşımızın bir polis şefine karşı yaptığı bitirici hamleyi, o karışıklıkta bir anlığına hayranlıkla seyrediyorum… Gönüldaşın hedef seçiminde gösterdiği titizliğin geçmiş tecrübelerle yakından alâkasını bir anda anladım.

Yine Şükrü Keskin gönüldaş’ın onca arbedeye rağmen, bayrağımızı bırakmaması, aynı şekilde İbrahim Gülşen gönüldaşın da megafonu bırakmayarak slogan atmaya devam etmesi ve bir taraftan da çarpışmaları, hatta ön saflarda barikatları yıkan ve direk gaza maruz kalan gönüldaşların 1-2 dakika gibi kısa bir sürede kendilerini toparlayarak tekrar taarruza katılmaları ve asla geri çekilmemeleri vazifelerini,  ne pahasına olursa olsun yapma disiplin ve azimleri, hedef istikametinde gösterdikleri kararlılık, kadın-erkek, genç-yaşlı, çoluk-çocuk bütün gönüldaşlar, 60 küsur kişi olunmasına rağmen çelikten bir iradenin ortaya konulduğunun göstergesidir.

Yazının girişinde belirttiğimiz gibi, “İnanmak –iman etmek-, nizam, disiplin” ve bu şuurda bir kadroyla;

Evet biz o gün oraya KUMANDANIMIZI ALMAYA GİTTİK.

Önemli olan bu iradeyi ortaya koymaktır!!!

Esma TURAN

222

BU İŞİN BİR DAHASI YOK

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu