DÜŞÜNCE POLİSİ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Yirminci Yüzyılın önemli yazarlarından biri olan George Orwell’in kullandığı tabir; düşünce polisi… İnsanın kendisini,  kendine mahkum edişini iki kelimeyle ilan eden yazar, suskunluğun, kabulün, iktidara boyun eğmenin varacağı sonucu en baştan ilan etmiştir…

Sen; evet sen ya da ben…

Düşünüyorum o halde varım derken varlığını nasıl gösterebiliyorsun? Şartlı bir varlık gösterme; şunlar olursa ben olurum şu olmazsa ben olmam gibi sanki dünya onun etrafında dönüyor, fikrin temsilcisi kendisi gibi hareketler, varlık göstermeden ziyade aksiyon hareketini içten baltalayıcı girişimler tersinden varlık göstermelerdir… Cepheleşmeyi anlamayan, düşmanını tanımayan, fikre yabancı, aksiyona kapalı birine yapılacak en büyük iyilik onu kendi zindanında kendi düşünce polisi ile baş başa bırakmaktadır… Ne zaman düşünce polisine mukavemet gösterme fikrini istenen şuur seviyesinde bulup düşünce zindanının duvarlarını parçalarsa o zaman hüsnüniyet kapıları açılır…

Bunu yaparsam bu olur, şunu yaparsam şu olur diye yapılması gerekeni ertelerken, sana hükmetmeye başlayan düşünce polisinin esaretinde Salih Mirzabeyoğlu’na Özgürlük demenin komikliğini görüyor musunuz ?

Gerçek dava adamı idealleri uğruna davasından vazgeçmeyip, her şart altında davasını sürdürmeyi başarabilenlerdir… Salih Mirzabeyoğlu her şartta ve her ortamda mücadelesini sürdürürken

Ona nisbetle fikir ve aksiyonda nerede olunduğunun özeleştirisini yapmadan hiçbir başarı elde edilemez. Neredeyiz ve nerede bu insanlar!?

Fikrin istediği vakârı, heybeti, aksiyonu kuşanarak yürümek ve genç nesillere aktarmak bizim üzerimize düşen bir borçtur…

Fikir ve aksiyonda bunu başarmak zorundayız. Sağa sola bakmadan kim var denildiğinde ben varım diyebiliyorsak düşünce polisini bertaraf etmiş oluruz… Bertaraf edilen aslında kendi tutukluğunun korkaklığının sığındığı düşünce polisidir… Fikrin sahibi zindanda işkence de iken “aman provokasyonlara gelmeyelim” diyen düşünce polislerine karşı “ne zaman Allah için provokasyona geleceksiniz!” diyen vicdanlı cesur yüreklilerin oluşturduğu kadrolar meydanları doldurmaya başlamıştır…

Meydanları işkencecilere, işkencecileri koruyanlara, kollayanlara, susanlara, susturanlara dar edecek gerçek fikir ve aksiyon sahibi bir gençlik; “kininin, öcünün davacısı” bir gençlik geliyor…

Eğer bu ümidi boğarsan, eğer bunu ötelersen, eğer sevdiğinin uğruna bir adım atmazsan…

Eğer çilesini çekmezsen, eğer çekmediğin çilenin cakasını satarsan, eğer korkarsan, eğer geri durursan, eğer sevdiğini söylemezsen, eğer işkencecilere karşı sert olmazsan, şu an ve her daim işkencede olan Mirzabeyoğlu’nun vebali boynunadır…

Tarih seni asla affetmeyecektir!

Galileo’nun dediği gibi “dünya dönüyor”… Kimi eleniyor, kimi saflardan düşüyor, kimi işbirliğinde, susanlar, duranlar, seyredenler… Bu mesuliyet sizi boğar… Boğacaktır!

Üzerine ne düşüyorsa, onu yapmak zorundasın!

Anlıyorsundur heralde?

Eğer yürüyebiliyorsan, eğer konuşabiliyorsan, eğer koşabiliyorsan, eğer akledebiliyorsan, eğer ağlayabiliyorsan, eğer gülebiliyorsan, eğer sevebiliyorsan anlıyorsundur…

İnsansan anlıyorsun… Vicdanın kabuk bağlamamışsa eğer, nefes aldığın her anın hakkını vermeye bak ve ona uygun hareket et!

Düşünce polisinden kurtul hamleni yap…

Zindanda bulunan fikrini ve bedenini kurtar..

İçindeki insanı yaşat ki yaşayasın…

Düş ile düşmek arasında bir hece farkı olsa da,

Hayal kur düş’le harekete geç ve gerçekleştir…

Senden beklenen bu…

Nerede olursan ol…

Farketmez…

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu