EN İĞRENÇ SİLAH

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

20. yy kuşkusuz en büyük icatlarından birisi sinematograftır. Sinematografın keşfiyle birlikte sinema sanatı ortaya çıkmıştır. Kısa zamanda her ülkede insanları sinemaya çeken bir yer olmuştur sinema salonları. Ve sinemayla uğraşan insanlar ve devletler sinemanın insanlar üzerindeki etkisini görerek bunu bir propaganda aleti haline getirmişlerdir. Kuşkusuz bunların başında Sovyetler, Naziler, Faşist İtalya ve Amerika gelmektedir. I. ve II. Dünya savaşlarında ve soğuk savaş yıllarında bu devletler sinemayı en etkili propaganda aleti hâline getirerek ideolojilerini tüm dünyaya yaymaya çalışmışlardır. Daha sonra televizyonun icadıyla beraber bu durum televizyon ekranlarına taşınmıştır. Televizyonculuğun da iki türlü yayın anlayışı vardır. Birincisi, başını İngiltere BBC’nin çektiği “kamusal” yayıncılık diğeri de Amerikan televizyonlarının başını çektiği “ticari” yayıncılıktır. Kamusal yayıncılık kitlelerini devletin resmi ideolojisiyle eğitmeyi amaç edinen bir yayıncılık anlayışıdır. Ticari yayıncılıkta amaç kâr etmektir ve reyting almak için hiçbir değer ve ahlak anlayışı gözetmeksizin her türlü programı, filmi, diziyi, belgeseli v.s yayınlamaktan ve yapmaktan çekinmez. Yeter ki para getirsin.

Bu gün her ev ve iş yerine televizyon girmiştir. Bu insanları etkilemek ve onları kanalize etmek isteyenler için müthiş bir fırsattır. Yapılan ve yayınlanan programlar, tv filmleri, diziler, çizgi filmler, klipler ve belgeseller artık her eve giren birer propaganda aleti olup çıkıvermiştir. Bir takım mihraklar da bu yapımlara el atarak kendi ideoloji ve görüşlerini, masum kılıflar altında tüm insanlara zerk etmektedirler. Her ev ve iş yerinde bulunan televizyon artık idrakları iğdiş eden, insanları hipnotize eden kültür emperyalizminin en etkili ve zehirli silahı olarak odalarımızın başköşesinde oturarak tüm gözleri kendi tek gözünde toplamaktadır.

Durum böyle olunca “yenidünya düzeni” eliti bu işe el atarak dünyanın birçok ülkesine tv programı ihraç etmeye başlamışlardır. Çok büyük ekipler kurularak ve büyük bütçeler harcayarak yaptıkları programları, hiç politika ve propaganda içermiyor gibi göstererek masumane bir şekilde insanlara ekranlardan zorla izletmektedirler. Zorla diyoruz çünkü her kanalda bu tür programlar bulunmaktadır. İster istemez, zorla izlenilmesi sağlanıyor. Gazete, dergi, internet ortamlarında da bu programlar bol janjanlı reklamlarıyla izleme yönünde halk şartlandırıyorlar.

Bu program format tasarım şirketlerinin en büyüklerinden ve en güçlülerinden birisi de “Endemol”dür. Bu gün Endemol’ün, Türkiye’de birçok kanalda -kamusal ve ticarî ayrımı olmaksızın- programı bulunmaktadır. Endemol’ün bazı yapımları şunlardır:  Eşimle Başım Dertte, Yılın Annesi, Aşkın Gözü Kördür, 3-2-1 Pişir, Anlaşma, Star Akademi, Var mısın Yok musun, Canlı Para, Eyvah Düşüyorum ve Benzemez Kimse Sana gibi stüdyo programlarının yanı sıra Wipeout, Fear Factor, XXS, 101 Yol .

Bu konuyla ilgili geçenlerde bir tv kanalında Banu Avar’ın konuyla ilgili yaptığı konuşmasından bir kesiti aşağıda sunuyoruz.

“Bize bir operasyon uygulanıyor şu anda. Bir program seyrediyorum geçen gün evde, gözüm takıldı, kadın kocasının kafasına bir şey attı. Yahut da ne bileyim küfür edebiliyor. Ya da kafaya böyle vuruyor, “hadi be” filan diyor. Bunların hepsi aslında Türkiye’yi şekillendirmek için yapılıyor. Türkiye’de üretilen değil de dışarıdan gelenlere özellikle bakın, özellikle bu Survivor’lar, Yetenek Sizsiniz, Wipeout, bu gibi… Bunların hepsi tek şirket tarafından Türkiye’ye ve diğer ülkelere pazarlanıyor. Bu şirketler küresel çetelerin şirketleri. Hele Survivor’un başındaki adamı ben yazdım. Meraklısı Survivor Banu Avar yazıp bir okuyun, bakın kimler var o işin içinde. O iş neden öyle? “Arkadaşına güvenme, sırtından bıçakla!”; bu duyguyu yaymak için yapılıyor. Bütün bunları psikologlar hazırlıyor. Sex And The City aynı şekilde. “Boş ver kardeşim, özgür kadın ol, istediğinle takıl, evlilik aile boş ver” falan… Bütün bunlar bir olayı yıkmak için. Ve İsrail bile yasakladı ya Sex And The City’yi. “Çok büyük zararları var kadınların üzerinde” diye. Ve bizim izdivaç programlarına bakıyorsun, aynı şekilde; yani insanlar alış satış. Neyin var? Filan. Şimdi bunları sokuyorlar. Bütün bunlar bir operasyon, bir savaş. Psikolojik savaş oyunu. Eğer bunların içinde kaybolursak, Suriye’de ne olmuş, kaç şehidimiz gelmiş, efendim PKK, Amerika’nın bir maşası olan PKK ve Amerika’nın diğer maşası olan El Kaide Suriye ve Türkiye’yi aynı anda hedef almış mı almamış mı yahut da yarın öbür gün biz elektriksiz ve gazsız mı kalacağız. Bütün borumuz, altınımız ve petrolümüz Rio Tinto şirketine peşkeş mi çekildi, hiç umurumuzda olmuyor. “Aa, Leyla Hanım bugün gene Ahmet beyle buluşacak, acaba ne diyecek?” diye bunları uzunca bir zaman seyrettiğiniz zaman beyne kelepçe geçiriliyor. Ve hiçbir şey, başka bir şey düşünemez oluyorsunuz. Olay bu. Bunu birçok ülkede yapıyorlar. Buna çok dikkat etmeleri lazım. “

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu