Erdoğan’ın Ermenilere Dilediği Başsağlığı

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Esselâmü Aleyküm.

Nasılsınız?

(Av. Güven Yılmaz, iyi olduğunu söylüyor, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.)

İyiyim, teşekkür ederim.

Türkiye’den herhangi bir haber var mı? Yeni bir şey?

(Av. Yılmaz, yeni bir gelişme olmadığını, ancak -Carlos’un da haberdar olduğu üzere- Carlos’un İtalyan avukatı Sandro Clementi’nin İstanbul’a geldiğini ve iki saat önce de kendisiyle ailesini havaalanından yolcu ettiğini, şimdi havada olduklarını söylüyor.)

Ayrıldılar demek. Salı günü gelmişlerdi, değil mi?

(Av. Yılmaz, Carlos’u doğruluyor ve İstanbul’da beş gün kaldıklarını söylüyor.)

İyi, iyi.

(Av. Yılmaz, Av. Sandro Clementi ve ailesinin Carlos’a çok selâm söylediklerini de ekliyor.)

Sağolsunlar. Zaten Sandro’yla geçen hafta görüşmüştüm. Bana söylemişti oraya geleceğini. İyi bir insandır kendisi. Çocukları da çok iyidir yine.

(Av. Yılmaz, Carlos’u doğruluyor ve Av. Clementi’nin üç yakışıklı oğlu olduğunu söyleyerek lâtife yapıyor.)

Evet, iyi çocuklar hepsi.

(Av. Yılmaz, Carlos’a kendisinin nasıl olduğunu soruyor.)

İyiyim, iyiyim. Bu vesileyle, Ümit Yaşar Işıkhan’a bana gönderdiği o sevimli minyatür kitabları için teşekkür etmek istiyorum, gerçekten çok hoşlar, lütfen benim adıma kendisine telefon edip teşekkür edin.

Kumandan Mirzabeyoğlu nasıl bu arada?

(Av. Yılmaz, bizzat ziyarete gidemediğini, fakat Av. Ali Rıza Yaman’ın gittiğini, kendisinin iyi olduğunu söylüyor.)

Tamamdır. Bir dahaki gidişinizde, cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a oy atması gerektiğini O’na söylemeyi aman unutmayın (Carlos gülüyor). Cumhurbaşkanı olsun Erdoğan (Av. Yılmaz da gülüyor ve “belki” diyor.)

Bir şey söyleyeceğim: Siyaset yaparken, iki şeyi birbirinden ayırmak zorundadır insan. Kendi plânlarınız ve ideolojik yapınızla, sizi çevreleyen dünya gerçekliğini birbirinden ayırmalısınız. Oportünizmi, fırsatçılığı kasdetmiyorum. Kaldı ki, oportünizme karşı bir insanım ben. Çünkü oportünizm, hiçbir prensibinizin olmadığı anlamına gelir. Ne var ki, gerçekçi biçimde vermelisiniz mücadelenizi.

Türkiye, CIA’in adamlarına, yâni şu “Hoca”ya, Gülen’e ve adamlarına karşı son aylarda verdiği mücadeleyle iyi bir ilerleme kaydetti. Bu bir dönüm noktasıdır Türkiye için. Hükümetin bugün takib ettiği politik çizgi olumludur. Kürtlerle daha da yakınlaştılar meselâ. Ayrıca, bu hafta, birkaç gün önce, “Ermeni soykırımı” vesilesiyle Ermeni halkına başsağlığı bile diledi Erdoğan.

Burada bir sürü eleştiri okuyorum uluslararası basında. Neymiş, daha fazlasını söylemeliymiş Erdoğan, “soykırım”ı tanımamış yine, falan filân. Boş lâftır, saçmalıktır bunlar.

Unutulan şey şudur: Bazı insanlar, tüm geçimlerini “soykırım işi”nden sağlıyor, bundan ekmek yiyor, bu yüzden görmek istemiyorlar bazı gerçekleri. Yine bu yüzden görmezden geliyorlar Türkiye Başbakanı –inşallah yakında devlet başkanı- Erdoğan’ın Ermenistan halkına başsağlığı dileğini.

Unutmayınız ki, Türkler gelmeden önce de o bölgede yaşıyordu Ermeniler. Belki bölgedeki en eski halk Ermeniler olmayabilir, ama en eski halklardan biri oldukları muhakkaktır. Tarihî bir gerçek bu.

Aynı şekilde, Türklerle çok fazla karışmıştır Ermeniler. Birçok Türk erkeği, Ermeni kadınlarla evlenmiştir. Ermenilerin Anadoludan sürgün edilmesinden sonraki dönemi kasdetmiyorum yalnızca; bu tarihten önce de yaşanmıştır böylesi birçok evlilik.

Diyeceğim o ki, Erdoğan’ın Ermenilere başsağlığı dilemesi bir cesaret ifâdesidir. Kuşkusuz, daha fazlasını da söyleyebilir. Ermenilerin Anadoludan sürgün edilip etnik temizliğe maruz bırakılmasının 100. yıldönümü olan gelecek seneyi bekleyelim meselâ; bakalım o zaman neler söyleyecek.

Korkunç sonuçları olmuştur bu sürgünün; yüzbinlerce insan ölmüştür bu sürgün sırasında. Birçoğu da katledilmiş, katliama uğratılmıştır.

Bu bakımdan, Erdoğan’ın başsağlığı mesajı, onun payına düşen bir şereftir. Tabiî, yeterince konuşmadı falan diye söyleniyor ve onu eleştiriyor şimdi bazıları. En azından başsağlığı dilemiş, değil mi? İsteseydi, hiç ağzını açmayabilir, hiçbir şey de söylemeyebilirdi. Ama buna aldıran yok.

Ermenilere karşı işlenen o suçların sorumlularının hepsi öldü artık. Bu suçların yol açtığı kötü sonuçlar, artık tarihin bir parçası oldu, tarihe mâloldu. Şimdi Türkiye hükümetinin, Türk halkı adına, Türkiye’de yaşayan halklar adına, bu etnik temizliği tanıması önemlidir. Zaten bu etnik temizliğin sorumlusu da bizzat Türk halkı değil, katliam emirlerini veren bazı sabetayist subaylar, bazı Sabetayist suçlulardır. Türk halkı ise, bu sabetayistlerin suç ve kanaatlerine iştirak etmemiştir. Tartışılmaz bir gerçektir bu, ki daha önce de -BARAN’da- anlatmıştım.

Geçmişte Ermenilere ait olan o toprakların ve Ermeni evlerinin –ki çoğunlukla mevcut değiller artık- bugün o Ermenilerin torunlarına iade edilmesi gibi bir problem de mevcut değil artık. Çünkü yeni sınırlar ve demografik, politik, idarî, ideolojik yeni gerçekler var bugün. Bunlar değişecek değil.

Böyle olunca, gelecek sene –inşallah devlet başkanı olarak- Erdoğan’ın yeni bir açıklama yapması ve o dönem sultanın tebaası olan birtakım sabetayist münafıkların Ermenileri Anadoludan temizlemek çerçevesinde işlediği bu suçları tanıması mümkün olabilir, bunları söyleyebilecek kadar güçlü bir pozisyonda olabilir. Çünkü ne Türk sultanı, ne Türk halkı, ne Türk milleti; hiçbiri sorumlusu değildi bu katliamların.

Evet, sürülen Ermenilerin torunlarını bulup, dedelerinin mallarını kendilerine iade etmek gibi bir problem yok ortada. O hâlde ne yapılabilir bundan sonra? Şunu yapmak, Ermeniler için iyi olacaktır meselâ:

Ermenistan’ın Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmasından sonra, Ermenilere yönelik Türk saldırganlığı fikrine yaslanarak Ermenistan’ı idare edenler yüzünden, şu ân çok berbat bir durumdadır Ermenistan. Azerbaycan’a saldırmak gibi birçok problemin çıkmasına da sebeb oldular ve zamanında Rusya’dan bile daha yüksek hayat standardı olan bir ülkeyi mahvettiler. Rusya’nın yaptığı yardımlara dayanarak yaşıyorlar bugün fiilen. Ne kadar üzücü. Çünkü, bildiğimiz gibi, öyle tembel değil, çok çalışkan insanlardır Ermeniler.

Bu bakımdan, Ermenilere yardım etmeliyiz bence. Sınırları açmalı; Türk sultanın eski tebaasının yaptığı gibi, Ermenilerin ticaret yapmak üzere Türkiye’ye gelip gitmelerine izin vermeli; Ermenilerin yeniden Türkiye’nin ve Türklerin dostu olmasını sağlamalıyız; gelişmeleri için yardımcı olmalıyız onlara.

Türkiye’deki ekonomik sıçramayı biliyorsunuz. Erdoğan’ın gelişinden sonra nasıl bir ekonomik gelişme oldu ve ülke içi fakirlik nasıl azaldı. İşte bu gelişmişliğin Ermenistan’a da uzanması, Türkiye ve Rusya’nın yardımıyla Ermenistan’ın da gelişmesi sağlanmalıdır.

Ermenistan’ın Azerbaycan’la olan meselesinin çözülmesine de yardımcı olunmalıdır. Zorunludur bu meselenin çözülmesi. Çünkü bu problemin süregitmesi yalnızca NATO’nun işine yarıyor. O güya sosyal demokrat ve NATO müttefiği Taşnak Ermenilerin iktidar makamlarından gitmesi için, iktidar makamlarını kullanarak onlara bölgede karmaşa çıkarma izni verilmemesi için, bu yaklaşım önemli.

Erdoğan’ın bu konuda birşeyler söyleme cesareti göstermesine de saygı duyuyorum bu yüzden. Siyasî bir tavırdır neticede bu. Şayet bu kadarını söyleyebildi ve daha fazlasını söyleyemediyse, içinde bulunduğu durumun ancak bu kadarına müsaade etmesi dolayısıyladır. İnşallah yeterince güçlenir ve hem partisine oy veren Türk halkının çoğunluğu, hem de diğer partilerden insanlar, Erdoğan’ın bu yaklaşımını destekler. İnşallah, bu meselenin artık bir çözüme kavuşturulmasının herkesin faydasına olduğunu görür ve 100 yılın bu meselenin sürüncemede kalması için gereğinden fazla bir süre olduğunu düşünürler. Bu şekilde Türkiye de, İran ve sınırındaki o küçük Kürdistan dahil, tüm komşularıyla iyi ilişkiler kurarak daha da gelişir; bu önemli ve stratejik bölgenin merkezi ve cazibe odağı olur.

Erdoğan’ı bekleyen bir diğer önemli mesele de, tüm siyasî mahpusların serbest bırakılmasıdır. Bu siyasî mahpuslar, ortak bir deklarasyon kaleme alacak ve siyasî bir araç olarak bundan böyle silâha ve şiddete başvurmayacaklarına söz vereceklerdir. Peşinden ise, siyonistler ve sabetayistler de dahil olmak üzere herkes, şiddet kullanmadıktan sonra kendilerini ifâde etmekte ve seçimlerde kendilerini temsil etmekte serbest olacaklardır.

İşte bunlar, Türkiye’nin tam bağımsız bir bölge gücü, belki de bir gün dünya gücü olmasının temeli ve manivelâsı olacaktır.

Allah, tarihin o döneminde ölen fakir Ermenilere merhamet etsin; aç susuz yüzlerce kilometre yürütüldükleri için ölen bu insanların kimi çocuklarının hayatını kurtaran ve onları kendi çocukları gibi büyüten, böylece iyi müslüman olduklarını gösteren Türk ve Kürt ailelerine, hattâ Türk askerlerine de rahmet eylesin.

Bu mesele o kadar önemli değildi belki ama anlamlı bir meseleydi benim için. Erdoğan’ın o açık sözlü ifâdesi beni çok duygulandırdığı için; diğer taraftan, Türkiye dışında “Ermeni soykırımı” davasından ekmek yiyen Türk ve Türkiye düşmanlarının Erdoğan eleştirilerinden rahatsız olduğum için söyleme ihtiyacı duydum tüm bunları.

(Carlos, Ermeni meselesi merkezli değerlendirmelerini yaptıktan sonra, kısaca Venezüella’daki son duruma da temas ediyor; devlet başkanı dahil olmak üzere iktidar kanadıyla bellibaşlı muhalefet liderlerlerinin yaptığı toplantının sona erdiğini; sadece iktidar yanlılarını değil, muhalefet kanadından insanları da hedef alan şiddet dalgasının muhalefeti korkuttuğunu; insanların öldürüldüğü böyle bir iç şiddetin Venezüella geleneğinde olmaması hasebiyle, bunun arkasında yabancı güçler bulunduğunun görüldüğünü; durumun çok ama çok nâzik olduğunu; inşallah Venezüella hükümetinin hem ülkedeki çalkantıya son verecek siyasî tedbirleri, hem muhalefet kanadının da emniyetini sağlayacak güvenlik tedbirlerini ve hem de bağımsız bir hükümet olarak öyle dış mihrakları, emperyalistleri, bankacılık sistemini falan suçlamadan kendi hatası ve sorumluluğu olan ekonomik tedbirleri hayata geçirmesini umduğunu; hernekadar dışişleri bakanı iyi bir insan olsa da tüm o Venezüella diplomasisini kuşatmış homoseksüel yapının temizlenmesinin gerekliliğini; Venezüella’yı tüm dünyada bu tür insanların temsil etmesinin yanlış ve haksızlık olduğunu; kendisine en basit vatandaşlık haklarının tanınmamasında ve savunmasının sürekli sabote edilmesinde de yabancılar için çalışan işte bu yapının birinci derecede sorumluluğunun bulunduğunu; karamsar olmadığını ancak önümüzde uzun bir mücadele sürecinin bizi beklediğini; nihayet, Venezüella hükümetinin tüm bu problemleri çözmek için başvurduğu Kübalı danışmanların da yetersiz kaldığını söylüyor.)

Savaş sürüyor, hayat sürüyor, biz de direnmeye devam edeceğiz; hepimiz, hep birlikte!

Allahü Ekber.

26 Nisan 2014

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu