HÂN-I YAĞMA NOTLARI -2- “Dış Güç Teranesi”

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Her duyduğumda bana batılı bir muharririn “birçok insan, dolu ağızla konuşmayacak kadar terbiyelidir; ama boş kafayla konuşmakta sakınca görmez” sözünü hatırlatan terane… Terane diyorum; hakikati olmadığı için değil; yanlış yer ve yanlış zamanlarda, yanlış iş ve yanlış fiilleri müdafaa sadedinde söylendiği için… Bu sözü söylemekten gaye gerçek anlamda bağımsızlığı temin ve dış güçlerle hesaplaşmaksa makbuldür; içini boşaltarak kuyruğu sıkışan politikacıyı kurtarmak için değil…

Bir hakikati cılklaştırıp piç edecek ve ciddiye alınmaz hale getirecekseniz, onu en yersiz zamanlarda ve en yanlış işleri AK’lamak için kullanmanız yeterlidir.

Şimdi bir adam düşünün ki, Kasım 2012 tarihinde yönettiği ülke coğrafyasına emperyalistler tarafından Patriot füzesi döşenmesini talep ediyor ve İslâmabad gezisinde bunun gerekçesini şu şekilde açıklıyor: “Türkiye bir NATO toprağıdır.”

Aynı adam, Irak’ta tarihin en büyük katliamlarından birisini yapan, on binlerce Irak’lı kadının ırzına geçip, çoluk çocuk demeden öldüren, camileri dahi yerle bir eden ve kirli ayaklarıyla çiğneyen Amerikan askerleri için 2003’de The Wall Street Journal’a makale yazıp, “kahraman kadın ve erkek Amerikan askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ediyorum” diyen kişi olsun.

Bu politikacı, duayla yetinmeyip, Amerika saflarında Türkiye’yi savaşa sokmak ve Irak’ın işgaline yardımcı olmak adına 01 Mart 2003 tarihinde dış güçlere sadakatin en uç noktası olan ihanet tezkeresini Meclis’ten geçirebilmek için varını yoğunu harcasın.

Tezkere Meclis’ten geçmediği halde, ülke hava sahasını açıp İncirlik üssünden kalkan ABD uçaklarının Irak’a bomba yağdırmasına izin versin; yani kendi Meclis’inin kararını hiçe sayacak kadar Dış Güç’e saygı ve itaatte kusuru olmasın.

Yine bu politikacı, 2011 senesinde Strasbourg’da yaptığı konuşmasında Haçlı Seferlerini bile “Dış Güç” meselesi olarak görmesin ve batılılara şirin görünmek uğruna İslam coğrafyasını talan ve işgal niyetiyle yapılan bu saldırıları aynen şu ifadelerle övsün:

“-Haçlı Seferleri, iki kültürün, iki medeniyetin, iki dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade, birbirini tanıması, birbirini anlaması ve birbirinden etkilenmesi sonucunu da doğurmuşturBilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide, günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme-içme kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derece etkili olmuştur.

Haçlı Seferleri tarihi, sadece savaşlar, çatışmalar tarihi değil, aynı zamanda bir kültürel etkileşim, yakınlaşma, birbirini doğrudan tanıma tarihidir.(…)Tarihi, artık savaşlar, çatışmalar, kamplaşma ve kutuplaşmalar üzerinden okuyamayız. Tarihi savaşlar üzerinden okuyanlar, geleceği barış üzerine inşa edemezler. Haçlı Seferlerini derin hafızasından silemeyenler, kendi toplumlarına da bölgelerine de dünyaya da barış ve hoşgörü vaat edemezler.”

Yani kör, sağır, budala ve çıkar faresi değilseniz, bu adamın dış güç filan gibi bir kaygısı olmadığı apaçık… Haçlıları bile DIŞ GÜÇ jargonuyla ele almak yerine müsbet bir çerçeveye oturtmaya yeltenen batıya yaranma psikolojisi söz konusu…Dış Güç diye derdi olan adam Haçlı Seferlerini övmez; hele Müslüman kimliği ile siyaset sahnesine adım attıysa bunu düşünmez bile.

Yahu hepsi bir yana, sömürgeci güçlerle meselesi olan bir politikacı niye senelerce “ben BOP eş başkanıyım” diye övünsün ki? Ama nasırına basılır basılmaz, ayakkabı kutuları ifşa olur olmaz hemen malûm terane başlıyor.

Bütün bunlar olurken onun etrafındaki çıkar çevrelerinden ve şapşal bir hayranlıkla her sözünde hikmet arayan bağlılar halkasından en ufak bir tepki yok. Ama ne zaman hükümete karşı bir hareket olsa, ne zaman Akape’yi zorda bırakacak bir gelişme yaşansa birden bire “dış güçleri” hatırlıyorlar.

Uzağa gitmeye gerek yok: Suriye ve Libya meselesinde Amerika, İsrail ve AB ile aynı cephede yer almaktan imtina etmeyen ve hatta İsrail uçakları Suriye’yi bombalarken buradan tekbir getirenlerin, şimdi bir anda “haçlı ve siyonistler Erdoğan’a karşı birleşti” dövizine sarılmaları maskaralığın vardığı son noktadır.

Anlayacaklarını bilsem karşılarına çıkıp tek tek seslenmek isterdim: “Sizin CIA projesi, Amerikan parmağı, emperyalist planlar vs gibi kavramlara aklınız erer miydi? Hah işte, bugün hırsızlık yapmaları caizdir diye fetva verdiğiniz o partiyi bilmem kaç sene önce o dedikleriniz iktidara getirdi. Bu kelimeleri tam da onun tasfiye sürecinde hatırlamanız çok komik. Tren kaçtı beyler.”

Yeni Mesaj gazetesinden Yusuf Karaca isimli bir yazar bam telinden vurmuş: “Haçlı safında Müslüman öldürmeye “Müslümanlık” diyen bu ahmaklar, şimdi hırsızlığa fetva veriyorlar.”

Arslan Bulut, “Hırsızların da Ümmeti Olur mu” diye sormuş:

“-Dört bakan yiyen yolsuzluk soruşturmasından yıpranan AKP’yi savunanların kimileri açıktan, kimileri de üstü kapalı olarak, AKP’nin İslam dünyasında bir “ümmet birliği” meydana getirmek istediği için emperyalistler tarafından hedef alındığını işliyorlar. (…)

One minute tiyatrosu ile insanları bir süre kandırmak mümkün oldu ama Kissinger’in izniyle girişilen İslam dünyası liderliği buraya kadar sürdü! Hem sonra hırsızların ümmeti mi olur Allah aşkına?” (Yeniçağ Gazetesi, 13 Ocak 2014)

İsmet Berkan “milyonlarca doları kutuların içine dış güçler mi koydu” diye sorarken ne kadar haklı?

Bu partinin kuyruğuna takılmayı İslâm’ın yanında olmak sanıyorlar ya… Bunlar yarın cehennemin kapısında bile zebanilere “sizin ardınızda dış güçler var, kendinize güveniyorsanız sandığa gidelim” diyecek.

Korktum ben bunlardan. Dünya dünya olalı, hırsızın bu kadar yüzsüz ve pişkinini görmemiştir.

Devam edecek…

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son Yazılar

İletişim Formu