İNSAN SOYUNA SUİKAST

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Düşünün!

Bir şair kaldığı tek kişilik hücreden sesleniyor: “Ben yıllardır şiir yazamıyorum. Bu durum bu dilden anlayan kimseye çok şey anlatmalı.”

Bu ses Türkiye’de bu dilden anlayan herkesin kulaklarında bir hayalet gibi dolaşıp dururken, içlerinden hiç kimse -bu sözün söylendiği zamandan bu yana- kalkıp da en azından bununla ilgili fikir beyan edip bir tavır almıyor. Sait Faik’in “yazmasaydım çıldıracaktım” sözünü ele alıp çarşaf çarşaf yazılar yazarak bunun edebî(!) geyiğini yapan edebiyat mahfilleri söz konusu Salih Mirzabeyoğlu olunca üç maymunu oynamaktaki maharetleri maymundan da öteye geçiyor. Yok, kendilerini Rimbaud’nun yerine koyup, Mirzabeyoğlu’yla ilgili, “artık tek bir teşbih dahi yapsam çıldıracağım” gibi bir keyfiyetin mi içindeler? Nerdee…

Mirzabeyoğlu, fikirden süzülme şiir anlayışının yalnız temsilcisi değil; bunu kitaplarında açıklamış, yani işin “poetika-şiir hikmeti” bahsini ortaya koymuş biridir. Fikirle şiiri birleştirebilmek öyle her babayiğidin harcı değildir. Bunu başarabilmiş ender şair vardır dünya edebiyatında. Mirzabeyoğlu da bunlardan en önemlilerinden biridir. Gel gör ki değil fikirden süzülmüş şiir, şiir dahi bulunmazken memlekette, dergi köşelerinde, şiir yıllıklarında ve üniversite kürsülerinde bu durumdan ve şiir yokluğundan aklı yettiğince şikâyet edenler ve “Türk şiiri ölüyor!” naraları atanlar bırakın ortaya bir poetika koymayı, şiir yazmayı, fırtınaya tutulmuş gemide gemiyi ilk terk eden geminin kaptanı oluyorlar. Her fırsatta önüne çıkan her akım(!) ve şiirciklere “modern” gözlerle bakarak bunlar hakkında methiyeler düzüp bu tür girişimlere Türk şiirinin içinde bulunduğu durumdan kurtarmak hevesiyle bel bağlayanlar, eğer tutumlarında samimiyseler Mirzabeyoğlu’nun şiir hikemiyatından ve O’nun şiir geleneğimizle kurduğu bağla ortaya çıkardığı fikirden süzülmüş şiirlerinden yararlanabilirler. Bu pencereden bakıldığında Mirzabeyoğlu aynı zamanda avangard bir çizgidedir. Ama nerde bizim yazar-çizer tayfamızda yaptığı sanat üzerine düşünebilmek ve düşünen insanın kıymetini bilerek ona hakkını teslim etmek… Nerde, çağının şahidi ve mesulü şairler.

Çağının şahidi ve mesulü derken… Mirzabeyoğlu’nun sesine bir aksi seda dahi vermeyen/veremeyen şairler üstüne alınmasınlar. Çünkü çağının şahidi ve mesulü olmak için, şairin, çağının şuuruna varmış olması gerekir. Bu da gelenekle olur. Gelenek bizde hep eskiye öykünme olarak algılanagelmiştir. Böyle midir gerçekten? Geleneğe bağlı olmak; eski şekil ve muhtevanın tekrarlanması, dünyasını değiştirmiş şairlerin şiirlerine öykünmek demek değildir. Geleneğe bağlılık, kendi milletinin yüzyıllardır oluşturduğu şiir idrakinin ve gustosunun bilincinde olarak bir tarih şuuru geliştirmektir. Bu tarih şuuruyla dünü ve bugünü yoğurabilmek çağını yakalayabilmektir. Görünen köy kılavuz istemez hesabı bu şuuru Mirzabeyoğlu’ndan başka günümüzde yaşayan hiçbir şairde göremiyoruz.

Tekrardan başa dönersek, Kartaca’lılar için söylenen bir söz vardır: “Kartaca yok oldu çünkü şairi yoktu.” Bu sözü söyleyenler. bugün Türkiye’de Mirzabeyoğlu’na yapılanları görseler herhalde şöyle derlerdi: “Türkiye kendi suyunu ısıtıyor çünkü şairini öldürmeye çalışıyor.”

15 yıldır Türkiye’de Türk şiiri esirdir ve aynı zamanda korkunç bir telegram işkencesine tabidir. Bunu görmek için göz, duymak için kulak ve dillendirmek için dil lazımdır. Hasılı, adam gibi adam, mangal gibi yürek olmalıdır.

Durumlar farklı da olsa Zola’nın Dreyfus davasındaki aydın tavrını bir düşünün. Bugün yapılan hukuksuzluğa hangi yazar-çizer-şair, “itham ediyorum” diyerek tavır koyabiliyor. Mirzabeyoğlu, “şiir yazamıyorum” diyor. “Bu durum bu halden anlayana çok şey söylemeli” diyor ama hiçbir şair kalkıp da bırakın fikri, kendi mevzusu olan şiir konusunda dahi bu konuyla ilgili bir çift kelam etmiyor. İşte Türkiye aydınının(!) ve şairinin hali… Bundan birkaç sene evvel ortalıkta dolaşan bir söz vardı, “Hiç biriniz bir Alex değilsiniz” diye. Bu duruma bakınca Türkiye’de ki yazar-şair takımı, hiç biriniz bir Alex değilsiniz. O Alex ki çıkıp mevzusu üzerine iki saat konuşabilmiş birisi. Eğer sizlerin mevzusu en azından şiirse, şiir yazamayan/yazdırılamayan bir şair hakkında iki dakikada olsa konuşabiliyor olmanız gerekir. Aksi takdirde sizler Mirzabeyoğlu’nun şiir yazamamasına şiir adına aldırış etmiyorsanız tarih tarafından itham edileceksiniz. Ama nerde… kim anlar bu durumu!

Son olarak şairin özgürlüğü şiiridir. İşte, hâlâ bir şairin şiir yazamamasının ne demek olduğunu anlamayan sanatçılar, yarın, bugünün sanatkârları olarak sizleri itham etmesi karşısında apışıp kaldığınızda sizi temize çıkaracak bir tek kelimenin bile yokluğundan duyacağınız utanç, bir gül gibi yüzlerinizde kızarıp açınca, ona konacak olan bülbül değil karga olacaktır. Unutmayın! Anlatılan meşhur hikâyedir. R. Waldo Emerson’la Henry D. Thoeu arasında geçen bir diyalog vardır. Waldo hapiste Henry’yi görünce şöyle der:

-Henry sen neden buradasın? Henry’nin cevabı anlayana çok şey tedai ettirecek cinstendir:

-Waldo sen neden burada değilsin?

Evet Türkiye’de bu durumu bilen ve duyan herkes Mirzabeyoğlu’nun neden hapiste olduğuna dair düşüncelerini beyan etmesi yerine kendinin neden O’nun yanında olmadığını düşünürse meselenin gerçeğini görecektir. Çünkü şair ve şiir özgür olmadıkça şiir ve şair adına sizlerin söz söyleme hakkı yoktur bu ülkede. Çünkü şair ve şiir özgür olmadıkça şiir yok edilmeye mahkûm edilmiştir bu ülkede. Bundan dolayı eğer edebiyat camiasının şiir gibi bir mevzusu ve kaygısı varsa çözüm Mirzabeyoğlu’nun tekrar şiir yazabilmesinden geçer. Onun için işgal ettikleri makam ve etiketlerin hakkını vermek için bu sese kulak vermeleri ve ne yapılması gerekiyorsa ellerini taşın altına koyarak ivedilikle yapmaları gerekir. Yazımızı Mirzabeyoğlu’nun “Zaman ve Şair” adlı şiirinden bir parçayla bitirelim:

Ben ki sözcüsüyüm insan soyunun

Cennetten düşüren suçun diyeti

Olması gereken hayat yolunun

Varoluş çilesi varlık niyeti

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu