İSLAM ÖZKAN İLE RÖPORTAJ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İslâm Özkan Kimdir?

Hâlen On4 Tv Haber müdürlüğü görevini yapmakta olan gazeteci-yazar İslâm Özkan, Ortadoğu uzmanıdır. Geçmişte, Hamas’ın resmi sitesi editörü olarak çalışmış, daha sonra ise TRT Arapça Kanalının müdürüolmuştur. Ancak, AKP iktidarının Orta Doğu politikalarını benimsemediği için, iktidar yandaşları tarafından görevinden alınmıştır.

adimlardergisi.com

 Röportaj: Fazıl Duygun

Editör: Ayşenur Turan

Cc83a418a131164fe89a7f3ca0f4b9487

UKRAYNA, BATI’NIN “İNSAN HAKLARI” İSTİSMARINI BİR KEZ DAHA GÖSTERMİŞTİR

-İslam Bey, Ukrayna’daki son gelişmeler üzerine kısa bir değerlendirmenizi alsak, devlet başkanı Yanukoviç  bir darbeyle yahut meclis kararıyla görevden alındı ve kaçtı. Yerine Timoşenko’nun gelme ihtimali var. Nasıl değerlendiriyorsunuz Ukrayna’yı?

-Yani, şimdi, tabi Doğu Avrupa’da bulunan fakat coğrafya itibariyle, konumu itibariyle, nüfus ve demografik yapısı itibariyle Avrupa’nın ve Batılı ülkelerin tesir alanı içerisinde olan birtakım ülkeler var.

Bu ülkeler hatırlarsınız, 2000’li yılların ortalarından itibaren başlayan bir kadife devrimler rüzgârı vardı. Bu kadife devrimler rüzgârıyla beraber belirli dönüşümlere uğradılar. Bunlardan biri Gürcistan oldu, diğeri Ukrayna oldu. Doğu Avrupa ülkelerinde bu oldukça sık gözlemlenmiş ve yaşanmış bir şey. Bunlar büyük ölçüde barışçıl gösterilerle oldu. Fakat Ukrayna biraz daha farklı bir demografik yapıya sahip olması hasebiyle, yani nüfusunun yarısına yakını Ortodoks, diğer yarısı da Katolik olan bir ülke.

Katolik olanlar büyük ölçüde Batı ülkelerinin, Amerika’nın ve Avrupa’nın tesirine açık olan bölgeler. Dinyester nehri var. Tam Ukrayna’nın ortasından geçen nehir. Bu nehrin sağ tarafında kalanlar yani Polonya sınırına yakın olanlar Katolik, doğu tarafında kalanlar, sol tarafında kalanlar yani doğuya yakın olanlar ise Ortodoks olanlar. Ortodoks olanlar daha çok Rusya ilgisine yakın bir yerde duruyorlar ve onu destekliyorlar. Tabi Rusya’da 2000’li yıllarda Putin’in iktidara geçmesiyle beraber yeniden bir silkiniş, yani eskiyi unutturmaya çalışan, eski günlerde yaşanan kaosu, parçalanma halini aşmaya çalışan bir süreç yaşadı. Putin’le beraber bir toparlanma sürecine girdi. Tabi Ukrayna da, hemen Rusya’nın yanı başında olması hasebiyle Rusya açısından çok ciddi bir önem taşıyan bir ülke ve tarihsel olarak ta bağları çok. Tarih boyunca hep iç içe olmuşlar.

Bildiğim kadarıyla, çok ayrıntılarını bilmiyorum ama Ukrayna hep Rusya hegemonyası altında bulunmuş bir ülke. Dolayısıyla yeniden toparlanmaya başlayan bir Rusya’nın, Ukrayna’nın Batı ülkelerinin tesiri altında olmasına izin vermesi düşünülemezdi. Nitekim de öyle oldu. Kadife devrimlerden sonra tekrar hamle yapan Rusya’nın etkisiyle, Rus yanlıları Ukrayna’da iktidarı ele geçirdiler. Timoşenko’yu içeri attılar. Falan, filan… Yani, global olarak baktığımızda aslında bu Suriye’de yaşanan olaylara benzer bir olay gibi gözüküyor. Onunla paralellik arzeden bir olay gibi gözüküyor. Yani, Batının manipüle etmeye çalıştığı ülkelerden biri. Rusya bunu, buradaki olayları büyük ölçüde, görebildiğim kadarıyla Ukrayna’yı çok iyi bildiğimi söyleyemem ama büyük ölçüde barışçıl yollarla, iktidarın demokratik tepkime yoluyla, seçim yoluyla bir şekilde sorunların aşılması ve halledilmesi konusunda tavır koyduğunu görüyoruz. Yani, hiçbir zaman Ukrayna’yı, yanı başındaki ülkeyi bir kaosa, bir silahlı çatışma içerisine sürükleyecek bir tavır içerisinde olmadı, bu yönde tavır koyanlara da pirim vermedi. Ama temelde baktığımızda, bu tür ülkelerde esas karışıklık çıkaran, şiddetten yana olanların, Batılı ülkeler, Avrupalı ülkeler olduğunu görüyoruz.

Yani, tam tersi bir şey söz konusu aslında. İmajla, piyasaya pazarlanan imajla ters korelasyon, ters bağlantı içerisinde olduğunu görüyoruz olguların. Putin, otoriter ve baskın, baskı yanlısı, şiddet yanlısı, şiddet kullanmaya meyilli bir lider olarak sunuluyor. Ama Ukrayna’da bakıyorsun tam tersi bir tavır içerisinde. Batılı ülkeler her zaman olduğu gibi son 200 yıldır, insan hakları, demokrasi havariliği yapmasına rağmen bakıyorsunuz dünyayı, dünyayla beraber Ukrayna’yı da kaosa, şiddete sürükleyen bir tavır içerisindeler.Dolayısıyla batılı ülkelerin etkisine açık bir durumdan, bir manipülasyondan söz ediyoruz. Bir de tabi, olayın içeriğine de bakmak gerekiyor. Yani Ukrayna’da muhalefeti temsil eden hangi gruplar? Bunların içerisinde, bunların ideolojik katmanlar nasıl bir özellik arzediyor? Ne tür bir fikri özellikte kaynaklara sahipler? Yönelimleri, siyasi yönelimleri nedir? Bunlara baktığımızda daha çok milliyetçi kimliğide aşan, faşizme, neo naziliğe kayan bir yapı söz konusu. Aşırı sağ diyebileceğimiz, Yunanistan’da Altın Şafak hareketiyle büyük bir ölçüde paralellikler addeden, ondan belki de ilham almış, kriz dönemlerinde ortaya çıkan yani ekonomik sıkıntılar ya da siyasi krizler döneminde ortaya çıkan Avrupa’daki aşırı sağ ne nazi hareketleriyle büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Örneğin; Lenin heykelinin yıkılması da zaten Ukrayna’da faşist karakterin çok net bir şekilde açığa çıkmasıyla yakından alakalı. Tabi burada Rus karşıtlığı da var. Yani Rus düşmanlığı sadece politik bir düşman olarak değil. Politik bir rakip olarak görse Rusya’yı bu bir siyaset yapımı, siyaset üretimi çerçevesinde siyasi çekişmedir. Rusya’yı eleştirebilir dersiniz. Ama ırk olarak bir Rus düşmanlığı, bir müslüman düşmanlığı, bir Batı yanlılığı. Nazi karakteri arzeden bir yapı ortaya çıkınca, insan ister istemez, tabi, farklı düşüncelere gark oluyor, sevkediliyor.

 Bu tarihi bir Alman-Rus çekişmesi, çatışması diyebilir miyiz, Ukrayna’da yaşanan hadiselere bakarak?

-Yani, dediğim gibi. Ben Ukrayna tarihini çok iyi bildiğimi söyleyemem. O yüzden bunun tarihi, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmanın bir uzantısı mıdır? Onu gerçekten o alanda çalışmış, buna emek sarfetmiş, alın teri sarfetmiş insanlara sormak lâzım geldiğini düşünüyorum. Ben o boyutunu çok bilmiyorum. Yani Almanya ile Rusya arasında tabi ki geçmişte, özellikle Sovyet Rusya’sı, Nazi Almanya’sı döneminde bir savaş olduğu, onun öncesinde de Almanya ile Rusya arasında, ama Rusya tabi, tarihe baktığımızda genelde Çarlık Rusya’sının, Fransa ve İngiltere ile birlikte hareket ettiğini ve bu anlamda da Prusya dediğimiz bugünün Almanya’sına karşı bir tavır içerisinde olduğunu görüyoruz.Ama bunun bir Alman-Rus çekişmesi olduğunu söylemek biraz tarihe ve coğrafyaya bağlı kalmak anlamına da gelebilir. Çünkü işin içerisinde, mesela Fransa cumhurbaşkanı Holland’ın açıklamalarını dinlediyseniz, diğer Avrupa ülkelerinin açıklamalarını, İngiliz yetkililerinin açıklamalarına bakın, diğer Avrupalılara bakın. Yani Avrupa büyük ölçüde hani bilmediğimiz daha küçük ölçekli, muhalefette kalmış, iktidara daha ulaşamamış, sesini tam olarak duyuramamış hareketler belki vardır. Farklı mutlaka eleştiriler vardır. Ama genel olarak iktidar yapılarına baktığımızda Avrupa’nın, milliyetçi, aşırı sağcı blok içinde hareket ettiği ve Ukrayna’da Rus karşıtı bir tutum içerisinde olduğu, yani, Ukrayna’yı karıştıran onu manipüle eden bir tutum içerisinde olduğunu görüyoruz.

– Batı dünyası, Avrupa içerisinde Yunanistan’a dair Altın Şafak filan var. Aşırı sağcı veya faşist denilen Neonazi hareketlere tepki gösterip, engel olmaya çalışırken, Ukrayna’daki Milliyetçi, Neo Nazi hareketlere niçin destek çıkıyor?

-Bunu,  mesela Mısır’daki Müslüman Kardeşler de söyledi. Yani, Müslüman Kardeşler de kendince paralellikler kurdu. Mısır ve Ukrayna’da yaşanan iki olay karşısındaki Batı’nın tutumunu sorguluyor. Müslüman Kardeşler, İhvan-ı Müslimin, Mısır ve Ukrayna’daki olaylarda ölen insan sayısı, bakımından da, yaralı sayısı bakımından da, kanlı olması bakımından da,  siyasî sonuçları bakımından çok daha feci vahim sonuçlar ortaya çıkarmış olmasına rağmen, Mısır’daki olaylara mesela daha mesafeli yaklaştığını, Ukrayna’yı ise büyük ölçüde sahiplendiğini ve bunun da Batılı ülkelerin ve Amerika’nın başta olmak üzere demokrasi ve insan hakları konusunda ne kadar çifte standartlara sahip ülkeler olduğunun en önemli göstergesi olduğunu ifade ettiler açıklamalarında. Bu karşılaştırma bir mukayese birçok ülke ile yapılabilir.

 Yani, bunu aslında söylemeye bile gerek yok. Batı o kadar ikiyüzlü, o kadar çifte standartlı, o kadar manipülatik, o kadar istismarcı ki, ama burada Batı’yı suçlamakta çok doğru olmayabilir. Şu anlamda Batı zaten suçludur. Yani Batı’yı ekstradan bir suçlamaya maruz bırakmanın çok fazla bir anlamı yok. Önemli olan Batılı ülkelere bu kozun neden verildiği, bu kozun nasıl verildiği, İslam ülkeleri için söylüyorum. Diğer ülkelerin de kendi hakları açısından böyle bir sorgulamaya tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Eğer koz verirseniz Batılı ülkelerine, onlar istedikleri gibi manipüle ederler. Mesela, Venezuela’da Chavez’i manipüle etmeye çalıştılar ve hala da çalışıyorlar. Orada mesela gösteriler devam ediyor. Chavez’in vefatından sonra, Chavez döneminde de benzeri şeyler oldu. Darbe girişimleri falan oldu. Fakat halktan aldığı devrimci destekle Chavez ayakta kalmayı başardı ve hiç bir zamanda böyle bir otoriter eğilimlere falan sahip olmadı. Yani demokrasiyle iş başına geldi. Seçimlerle iş başına geldi. Halka sormadan bir iş yapmadı. İnsan hakları ihlalleri gerçekleştirilmedi. Ama Mısır’a baktığımızda, mesela, İhvan’ın bu darbeyi gerçekleştirmesi için çok koz verdiğini görüyoruz. Ya da Suriye’de Esad’ın Batılı ülkelerin eline birçok alanda koz verdiğini görüyoruz. Çünkü orada birçok insan hakları ihlalleri oluyor. Tamam, Beşar Esad döneminde bu belki çok daha azalmış olabilir. Ama eğer bu reformlar kendi içlerinde gerçekleştirilse, nispeten açık bir toplum, hesap verebilir bir iktidar oluşturulursa, İslâmî anlamda veya çağdaş anlamda. Batılı ülkelerin müdahale etmelerine çok daha fazla imkân olmayacak aslında. Fakat biz maalesef, ülkelerimiz, bunu fazlasıyla yapıyorlar. Ukrayna’da benzeri süreçlerin olduğunu düşünüyorum. Rus yanlıları daha otoriter bir tavır içerisinde olup, mesela eğer muhalefete haklarını vermediyse, birtakım ihlaller gerçekleştirdilerse, Batılılar için bu bulunmaz bir fırsattır ve bu fırsatı da kaçırmak istemeyeceklerdir. Yani siz, santrafora kaleciyle karşı karşıya olacak şekilde böyle çok güzel orta sahadan paralel bir şekilde falsolu bir pas çakarsanız, santraforunda bunu gole çevirmesine kızmazsınız herhalde.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İletişim Formu