KADER DEYİP KAPATALIM MI BU CİNAYETİ?

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Neresinden başlayacağımı, söze nasıl gireceğimi bilmiyorum. Kelimeler karşısında hiç bu kadar aciz kaldığımı da hatırlamıyorum. Manisa – Soma’da göçük altında kalan madencilerimiz… Hadiseyi dün akşam ilk duyduğumda bu çapta büyük bir facia olduğunu tahayyül edemesem de, kendi kendime ilk tepkim şu olmuştu: Şimdi sorumluluk mevkiinde bir yavşak çıkıp, daha önce bir başka maden kazasında dedikleri gibi “güzel öldüler” derse hiç şaşırmam.

 

Öyle ya; bu ülkede “güzel yaşamak” onlara, “güzel ölmek” garibana yakışıyordu.

 

“Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür” demiş eskiler. Unutmak maalesef bizim en zayıf yanımız. 2010 senesiydi. Karadon Maden Ocağı’nda 17 Mayıs’ta meydana gelen grizu faciasında 30 işçi hayatını kaybetmişti.

 

Başbakan Erdoğan ise o facianın ardından,“bu mesleğin kaderinde var” beyanında bulunmuş; asıl skandal ise dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’den gelmişti:

 

“Güzel öldüler. O konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim.

(…) Bütün işçilerimizi ailelerine teslim ettik. Hepsi defnedildi, hepsi huzur içindeler.”

 

Kafa bu olunca kimden ne beklersin? Şimdi bu tür durumlarda, serbest piyasa ekonomisine teslim olmuş ve bunun iç şartlarını oluşturmuş bir takım batı ülkelerinde dahi devlet ve hukuk denilen aygıtın büyük sermayeden yana olması ve yaşanan faciayı “doğallaştırmaya” çalışması şaşırtıcı değildir. Ancak yine bu ülkelerde aynı şey bir daha yaşanmasın diye gerekli tedbirler hemen alınır ve kamuoyunun önüne de birkaç kurban atılır. Bu da genellikle sorumlu bakan ve birkaç yetkili bürokrat olur. Olay kamu vicdanının infialine engel olacak “yumuşaklıkla” geçiştirilir ve sermayenin itibarını koruma adına iş güvenliği tedbirleri en ince noktasına kadar alınır.

 

Yani devletin ticari ve endüstriyel işletmelere belli teşvikler sağlayıp, onların daha fazla kâr etmelerini sağlama ve buna bağlı olarak ülke içinde mevcut refahı arttırma politikası ile; yine devletin bahsi geçen ticari ve endüstriyel işletmelerde çalışan vatandaşların sağlık ve güvenliğini sağlama sorumluluğu arasında bir çatışma vardır.

 

Bu iki politika arasındaki dengeyi sağlama görevi hükümetlerindir. Soma Holding’in Türkiye’nin en büyük ikinci gökdelenini diktiği bir yerde, ikinci politikanın ne kadar geçerli olduğunu görebilmek zor olmasa gerek.

 

Sadece madenlerde değil, taşeronlara bağlı çalıştırılan bütün işçilerin sosyal güvenceleri ve güvenlikleriyle ilgili sıkıntılar var. Birçoğu sigortasız çalıştırılıyor. Keşke böyle bir acıdan ders çıkarıp zor şartlarda çalıştırılan işçilerin hakları verilse; iş güvenliği ile ilgili ciddi anlamda önlemler alınsa… Keşke diyorum çünkü AKP’nin bu tür hadiselerde hükümet olarak sorumluluğu ört bas edildiği müddetçe iki gün sonra kimse bunları konuşmuyor olacak ve madenci yakınları acılarıyla baş başa kalacak.

 

“Bu mesleğin kaderinde maalesef bu var. Bu mesleğe giren kardeşlerim bunu bilerek giriyorlar.” Bugün Recep bey söyledi. Üç sene önce olduğu gibi “kader” lafını ağzına almasa da, halen aynı yerde durduğunu bir kez daha gördük. Bu zihniyet mi gerekli önlemleri alıp can kaybını ve kaza riskini minimuma indirecek? Tilkilerden kümesin can güvenliğini, kurtlardan kuzuların sağlık şartlarını temin etmesini bekle; daha mantıklı olur.

AKP her zaman olduğu gibi “ölümler üstünden politika yapmayın” edebiyatıyla kendisini aradan sıyırmaya bakıyor. Bu acıdan rant elde etmeye bakanlar varsa yazıklar olsun. Ama bu acının sorumlularını bile bile görmezden gelmemizi de kimse beklemesin. Bu acının siyaset üstü olması sorumluluğu olan siyasilerin sorumluluk payını görmezden getiremez. Bu dünyada gücümüz yetmezse öbür tarafta iki elimiz yakalarında olacak.

 

İngiltere’de 1862’te 204 kişi öldü diyor. Japonya’da 1914’de 600 işçi öldü diyor. Ölümler bu işin doğası diyor. Lan sene olmuş 2014. Sen ne içtin arkadaşım; bu neyin kafasıdır?

 

İşçi bayramlarını engellemek için gösterdikleri azim ve kararlılığın, çok değil, sadece yarısını işçi ölümlerini engellemek için harcasalardı, bugün yüzlerce vatan evladını kaybetmezdik.

 

Bir zamanlar mitinglerde, “Dicle’nin kenarında bir keçi kaybolsa o benden sorulur” diye bas bas bağırıyordu. Keçi onun olsun; ama Soma’da ölen yüzlerce madenciyi kimden soracağız? Bunun vebali kimin üstünde, kader deyip kapatalım mı bu cinayeti?

 

 

Eski akaid kitaplarında şöyle yazar: “Kader bir itikat meselesidir; amel meselesi değil.” Oysa siyaset başlı başına bir amel meseledir. Mesuliyet yeridir. Böyleyken, sorumluluk mevkisinde olanların ihmalden kaynaklı ölümleri “kader” diyerek kapatmaya çalışması cinayetlerin en büyüğü… Dini bir terminolojiyi en olmaz yerde kullanmak bizzat dine ihanet.

 

İşçilerin ölümü kaderse “sen” niye korumasız gezip kaderine razı olmuyorsun? Ardında, önünde, sağında ve solunda bir koruma ordusu var. Razı ol kaderine ve bırak kendini. Protestodan çekiniyorsan “bu işin doğasında var.”

 

İcra mevkiindeysen kader deyip kapatamazsın. Normalde 130-140 dolara mâledilen kömürün seçim yatırımı olarak bedava dağıtılma amacıyla, taşeron işçi kullanarak ve o insanlar boğaz tokluğuna öldüresiye çalıştırılarak 23.80 dolara mal edilmesiyle övünülüyorsa burada her türlü halt yenmiştir. Bu insanlara böcek kadar bile değer vermemenin bariz işaretidir.

 

En büyük iki kömür üreticisi ülke Almanya ve Türkiye… Son 30 yılda Almanya’da iş kazası nedeniyle ölen madenci sayısı sadece 3 iken, şu son Soma faciasından önce Türkiye’de bu rakam 1300 civarındaydı. Ne yani, kalbinde Allah korkusundan eser olmayan bu aşağılık zihniyet bizden “kader”in coğrafyası olduğunu mu düşünmemizi istiyor?

 

Öyle bir ülkeyiz ki, cenaze evinde cenaze sahipleri dövülüp tehdit ediliyor. Devletin kanalı ölen kardeşlerimiz için değil; hükümet aklamak adına “Çin’de de böyle şeyler oluyor” diye haberler yapıyor. Tek aldıkları tedbir Gezi parkını kapatmak, Taksime çıkışı engellemek… Kendi halkına ateş emri verenlerden insanlık bekleyen varsa uyansın artık.

 

Son söz, bir arkadaşıma aittir: “Dünyanın neresinde olursa olsun, herhangi bir kitlesel ölüm sonrası, ölenlerin yakınlarına şiddet uygulayıp onları gözaltına alan varsa “tartışmasız” orospu çocuğudur. Bilin bakalım burası neresi?” 

Gökhan Yamangül

ADIMLAR DERGİSİ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu