KAHROLSUN DEVRAN

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

14 yaşındaki çocuk, sadece 16 kilo kalmış cansız bedeniyle ve elinde sabah kahvaltısı için bakkaldan aldığı bir somun ekmekle, harami sofralarının tepesine dev bir yumruk gibi inerek gitti.

Hadiselerin sağı- solu bir yana…Aslında O’nun da ağır yaralandığı, ta aylar öncesinin Gezi Parkı direnişinden bu güne dek yaşananların tam adı“İSYAN”dır.

İnsanların artık tanktan, toptan, tüfekten, ölüm mangalarından, milislerden korkmadığı bir noktadayız ve her gün yaşana yaşana artık kanıksanan TOMA’lı, joplu, gazlı, plastik mermili, palalı, milisli zulme rağmen, insanların korkmadan bedenlerini birbirlerine siper ettiğini görüyoruz.

Halk olarak çok büyük ve çok hızlı bir değişim yaşıyoruz. Bu durumun adı da “devrim” den başka bir şey değil. Bu sürecin; yani “devrim süreci” nin başlangıcı da 99 yılıdır.

10 yıl önce “yahu halka kapalı kamusal alan mı olur” diye ağlaşıp zırlaşan tesettür istismarcıları, bu gün iktidar sarhoşluğuyla Taksim’i, Güvenpark’ı ve benzeri yerleri insanlara kapatarak bu devrimden kaçabileceklerini sanıyorlar.

Nafile…

İnsanlar, ısrarla ve sayıları her gün artan kalabalıklarla, akın akın kapatılan bölgelere yürüyor.

Çünkü dediğimiz gibi ve yine diyeceğimiz gibi, bu durumun adı “devrim”den başka bir şey değil.

Bir film şeridi gibi aylardır yaşananlar…

İktidar sahiplerinin “solcu” , “bölücü” , “falancı” , “filancı” diyerek ayrıştırmaya çalıştığı kalabalıklar arasındaki  “solcu” denilen insanlar, namazlarını kılan “sağcı” denilen insanların etraflarını el ele çembere alıp onları koruyorlar.

Yemeklerini paylaşıyorlar.

Aynı şişelerden su içiyorlar.

Hiç tanışmamış insanlar, birbirlerinin yaralarına pansuman yapmak için koşuşturuyorlar.

Gaz bombalarından etkilenip çaresizce sağa sola kaçışan sokak köpeklerini bile tedavi edip, yiyeceklerini paylaşıyorlar.

Dalga dalga saldırıyor zırhlı araçlar yine…

Ama nafile.

Adı “devrim”den başka bir şey değil bu yaşananların.

Hiç bir devlet, teşkilat, savaş ve siyaset tecrübesi olmayan al yanaklı muhafazakar demokratların, olayların nereye kadar gidebileceğini hala anlamayıp, kendilerinden emin pozlarla kürsülerden efelik taslamalarıysa komedi gibi.

O çok güvendikleri eli palalı bar işletmecisi kolpaçinolar, beyaz kefen giyme taklidi yapan götü ayaz görmemiş süt kuzuları, eli nasır tutmamış battaniye mücahitleri, yarın ortalıktan ilk sıvışacak tayfalardır.

Çünkü kitleler artık duvarları çatırdatıyor.

Taksim’i gözlüyoruz.

Okmeydanı’nı, Osmanbey’i, Şişli’yi izliyoruz.

Uzun yıllarını, işkencelerde ve siyasi tutsaklıklarda geçirmiş arkadaşımın, bu manzaralar karşısında gözleri yaşarıyor. Bir yandan da ıslanmış bir tebessümle “devrim oldu kardeşim, insanlar artık zulümden korkmuyor, bu direnç ve dayanışma, başlı başına bir devrim” diyor.

Doğru da diyor.

Çünkü gerçekten kimse korkmuyor.

Bolu zindanlarında ademe mahkum edilen Salih MİRZABEYOĞLU‘nun, yıllarını çürüten hücre duvarlarının ardından “inşallah yakında görüşeceğiz” dediği yayılıyor kulaktan kulağa.

Kıblesini şaşıranlar tedirgin.

Ilık rüzgârlarda kahramancılık oynayanlar endişeli.

Bir devir bitiyor.

Tam yazıyı da bitirirken, müzik çalardan “Kahrolsun Devran” diye bir şarkı başlıyor…

O halde başlığı da değiştiriyorum…

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu