KALLEŞ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İsrail adlı işgalci terörist örgütün katilleri Mescid-i Aksa’ya girme cüretini gösteriyorlar. Katil sürüsü, Müslümanların kutsallarına istedikleri gibi saldırabiliyor. Bu cesareti nerden alıyor, bu düşmanlığı yapmaya nasıl cüret edebiliyorlar?

Tabiî ki Müslümanların tepkisizliğinden cesaret alıyorlar. Nasıl olsa tepki görmeyeceklerini biliyorlar. Nasıl olsa İslâm ülkelerindeki tepesi küfür, tepesi hain devletçiklerin, o tepelere gelmiş, satın alınıp o tepelere getirilmiş işbirlikçi liderleri, İsrail’e gerekli tepkiyi vermeyecekler. Zaten öyle olsa böyle olmaz. Onun için İslam ülkeleri ister demokrasi ister diktatörlük, hep işbirlikçilere teslim. Ki, İsrail ve diğer düşmanlar istedikleri gibi at oynatabilsinler.

AKP’nin ise bütün bunların üzerine, “Arap’ı arkadan vuran Türk!” görüntüsü veriyor olması, İsrail’in cesaretine cesaret katıyor, cüretine de cüret.

Haçlı ve Yahudi ordusu Irak’a saldırıyor, diğer işbirlikçilerle beraber AKP de Yahudi ve Haçlılarla birlikte saldırının en önünde.

Libya’ya saldırıyorlar, manzara gene aynı.

Afganistan’da gene aynı ihanet ve satılmışlık…

Eh, işgalci terörist devlet İsrail de bu tablo karşısında, taşların bağlandığı köyde emperyalizmanın kurt köpeği olarak, kudurmuş bir köpek olarak -taşları bağlayalar AKP gibi işbirlikçi idareciler nasıl olsa ve onların işbirlikçiliğinden de gayet emin olarak- pervasızca saldırma cüretini gösteriyor.

AKP’nin, RTE’nin şahsında Türkiye’nin pozisyonu, hani şu bizim işbirlikçilerin dâhil olmaya çalıştığı Batı işgâlcileri, canileri karşısında vatanlarını kahramanca müdafaa eden El Şebab mücahidleri nezdinde, onların şahsında gerçek ve samimi bütün vatanseverler nezdinde şu haberdeki gibi:

“Somali’deki Eş-Şebab, Türk vatandaşlarının ve kurumlarının “meşru hedef” olduğunu belirterek, Türkleri ABD’lilerden ya da İngilizlerden farklı görmediklerini söyledi.

Eş-Şebab örgütünün sözcüsü El Cezire’ye konuştu.

Röportajda dikkat çekici olan husus, Mogadişu’da Türk vatandaşlarına ve kurumlarına da saldıran örgütün, bunları “meşru hedef” olarak adlandırması. Şeyh Ali, “Müslümanların en büyük düşmanı NATO ve Türkiye de NATO’nun bir parçası” derken, NATO’nun bir Hıristiyan birliği olduğunu ve örgütün Türkiye’yi Müslümanları ezmek için bir balyoz gibi kullandığını söyledi.

Ali, Türklerin kendileri için ABD’liler, İngilizler ya da Afrika Birliği askerlerinden farklı olmadığını vurguladı.”

Türkiye NATO üyesidir ve NATO da Haçlı ordusudur.

Ne kadar doğru ve haklı bir tesbit değil mi? Haçlı ordusu NATO, Müslümanları ezmek için Türkiye’yi balyoz niyetine kullanmakta…

Bu ayıp bize yetmez mi?

Ayıptan da öte, kalleşlik…

İşte İsrail de bundan cesaret alıyor ve isteği zaman istediği gibi Mescid-iAksa’ya giriyor, Gazze’ye saldırıyor. Nasıl olsa, bunu durdurabilecek tek güç, Osmanlı’nın torunları, işbirlikçi, satılmış, hain liderler eliyle Haçlı NATO’nun parçası kılınmış.

Kendi kardeşlerini arkadan vuran kalleş…

Evinin soyulması üzerine Hoca’yı suçlayan komşularına Hoca’nın cevabı malûm: Hırsızın hiç mi suçu yok!

Dün kendisine Kemalist diyen kalleşler eliyle arkadan vuruyorduk kardeşlerimizi, bu gün onlardan kurtulduk sahtekârlığıyla bu defa Müslümanlık iddiacıları giydi emperyalistlerden miras kalan çizmeleri.

Bizi bizden çalan, bizi emperyalizmaya, Yahudi-Haçlı Batı’ya peşkeş çeken mânâ hırsızları ile hesaplaşmadan, onların ipliğini pazara çıkarıp, tepemizde oyun tezgâhlamalarının vasıtası demokrasi teranelerini bir bir kendilerine yutturmadan; bu aşağılık vatan satıcı p……..en kurtulmadan ne Gazze’nin kurtulmasından bahsedilebilir ne de Ayasofya’nın açılmasından.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İletişim Formu