KİBRİN SALTANATIYLA İÇ SAVAŞA SÜRÜKLENİŞ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son günlerde özellikle Aksaray ve Ordu derken akabinde Fethiye’de yaşanan çatışmalar, AKP’nin çözüm sürecinin aslında bir iç savaş potansiyelini içinde ne şiddette barındırdığının apaçık ispatı oldu.

Ülkenin birçok yerinde ve özellikle üniversitelerde yaşanan gerginlikler, kavgalar bir yana, Aksaray ve Fethiye’de HDP teşkilatlarının açılmasına, Ordu’da ise HDP Eş Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün şehre gelmesine karşı yapılan protesto gösterileri, ülkeyi bir anda iç savaş atmosferine soktu. Tabi Malatya ve Bolu başta olmak üzere birçok ildeki üniversitelerde yaşanan kavgalar da bu tabloyu tamamlayan diğer unsurlar.

Fethiye’de HDP tabelası indirilip yerine Türk Bayrağı asıldığı gibi HDP’li denilerek birçok esnafın da dükkânı taşa tutuldu. Kriz masası kuruldu, polis yetmediği için devreye jandarma sokuldu derken onlarca kişi gözaltına alındı. TOMA’larla su sıkılıp gaz atılmasına rağmen gösteriler geceden sabahlara kadar devam etti.

Aksaray’daki hadiseler de iki gün devam etti, seçim otobüsü taşlandı, yaralananlar oldu, yine onlarca gözaltı var.

Ordu’da Ertuğrul Kürkçü gittiği seçim bürosunda, protestocuların büroyu kuşatması ile mahsur kalıp, göstericilerin dağılmasıyla birlikte ayrılmaya kalktıysa da bindiği taksi yumruklandı. Kürkçü, Giresun’da da protestoların hedefi oldu. Yolda arabalar taşlandı, yaralananlar oldu.

Düzce’de HDP’yi protesto eden kalabalık olaysız dağıldı. Bolu’da üniversitede başlayan gerginlik taşlı sopalı kavgaya dönüşürken, eylemler şehir merkezine sıçradı ve protestolar HDP binası önünde devam etti.

Marmara ve İnönü Üniversitelerinde de taşlı sopalı kavgalar cereyan etti.

AKP’nin, “çözüm süreci” adı ve “mazlum kürtlerin gasbedilmiş haklarını veriyoruz” ambalajıyla sunduğu ve aslında mazlumların haklarını vermekten öte Kürt Milliyetçiliğini şımartma ve iç meselelerimizi çözme yerine emperyalist planlar dahilinde yeni problemlere kapı açma hamleleri, “ulusalcı” Kürt faşizmi ile yandaşları hariç bütün Anadolu ahalisinin tepkisine sebep olmaktaydı. “Artık şehid gelmiyor, yoksa şehidler gelsin mi isteniyor?” denilerek yapılan eleştiriler tesirsiz kılınmaya çalışılırken, Anadolu’da biriken kin ve nefret göz ardı edilmekteydi. İşte, AKP’nin yanlış politikaları ile biriken bu kin ve nefret vesilesini buldukça patlamaya başladı. Ortada bir yanlış varsa, bu yanlış başka yanlışlarla düzeltilemez. Düzeltilemeyeceği gibi belki eskisinden daha vahim tabloların ortaya çıkmasına ve geri dönülemez neticelerin doğmasına yol açılabilir.

AKP, en başından bu yana, emperyalist bir proje olarak Anadolu’ya sunulurken, gerçek yüzünü gizleyebilmek için Büyük Doğu’cu görünme yolunu tutmuştu. Oysa, Büyük Doğu’nun teklifleri ile RTE’nin söyleyip yaptıkları arasında dış yüzden -lafta- bir benzerlik iddia ediliyor olsa da öz itibariyle dağlar kadar fark olduğunu her vesileyle vurgulayageldik.

Yürüyen Büyük Doğu olarak İBDA’nın bu meseleye bakışı malum: Kürt meselesi değil, Kürt’ün meselesi ne olmalıdır. Bu çerçevede de Türk’ün, Arap’ın vs meseleleri ne olmalıdır. Bu bakış açısı, topyekûn bir varlık ve oluş meselesinin halli demektir aynı zamanda ki, günlük politik hamlelerin ötesinde asıl halledilmesi gereken mesele de budur.

Ne Türk’ü bilir ne Kürt’ü, beynine kazınan emperyalizm artığı klişeleri tekrarlamakla meselelerimizi çözebileceğini zanneden, o çözüm umduğu Batılıların tabiriyle onbaşı kültürüyle kendisinde bir şeyler vehmeden ve bunu da etrafa vehmettiren bir kibir budalalığı… Bu saikle de iç savaşa sürükleniş…

Her şeyden önce, Türk ve Kürt insan olarak nedir, daha doğru ifadeyle insan nedir?

İnsan nedir, yani “ben kimim?”; işte her şeyden önce cevabı verilmesi gereken sual.

Meseleleri, mücerretlerin en mücerredi olarak ta en başından, “ben kimim ve insan nedir?” sualinden başlayarak ele almadan, bu suallere cevap vermeden, veremeden, insan ve onun yaşadığı toplum meseleleri hakkında çözü teklif makamı demek olan iktidara gelmiş olmak, çözümsüzlüğü derinleştirmeye yol açar. Evet, belki günlük bazı palyatif tedbirlerle bir süre için dışarıya akan kan durmuş olabilir ama bu kanın dışarı değil içeri akmakta -iç kanama- olmadığını da göstermez.

İnsan ve toplum meselelerinin hallini, bütün bir ideoloji ve sistem planında ele almayan, alamayan her fikir ve metod, son merhalesinde iflas etmeye mahkûm. Biz, bu son yaşanan hadiseleri, bu kıvılcımlanmaları, ateşin yeniden parlamasına dair bir delalet olarak görmekte ve bu yangına mani olabilmek adına tarafları Büyük Doğu’nun çözüm tekliflerini ciddiyetle ele almaya davet etmekteyiz. Yoksa tarihi mesuliyetleri çok büyük olacak, akacak kanın hesabını veremeyeceklerdir.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu