SİYASET VE AHLÂK

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir ilmin izâhı; mevzuu ve gâyesi ile diğer disiplinler arasındaki yeri tayin edilerek mümkündür. Var olan olaylar, kendilerini konu edinen ilimleri sınıflandıracak kişiye, bunu nasıl yapması gerektiğini adeta dikte eder. Çünkü ilimleri birbirinden farklı kılan, ele aldıkları konularla ilkelerinin farklı oluşudur. İlimler genel olarak iki ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Bunlardan birisi nazarî (teorik) ilimlerdir, amacı bilginin kendisidir. Diğeri ise amelî (pratik) ilimlerdir. Siyaset ve ahlâk ilimleri, amelî ilimlerdendir. Bu görüşe karşı çıkanlar ve ahlâkı nazarî sayanlar olduğu gibi birçok düşünüre göre de bu ikisi dışında amelî ilim mevcut değildir. Astronomi, aritmetik, geometri ve benzeri tabiat ilimlerinin amacı bilginin kendisidir. Fakat ahlâk, sadece faziletin ne olduğunu bilmeyi değil, aynı zamanda ve öncelikli olarak iyi olmayı amaç edinir.

Bir ilmin hizmet ettiği gâye, onun mahiyetini belirler. Hedef nazarî bir mükemmellik dâhi olsa ahlâk ve siyaset, amelî bir gâyeye hizmet etmektedir. Doğru davranış (etik), bir ahlâkî kuramdır ama bu kuramı öncelikle bilgi adına değil fiil adına gerçekleştirir ve bu da ahlâkın bir başka özelliğidir. Bu sebeple ahlâk, kuram oluşturmak amacıyla geliştirilmiş bir kuram ve sadece entelektüel bir doyuma hizmet eden zihinsel bir çalışma değil, en başta fikir ile fiil ilişkisidir. Pratik, hem ahlâkın varolma koşulu hem de onun hedefidir.

Siyasetin gâyesi ise toplumun faziletli olabilmesi için hazırlanması ve yönetilmesidir. O hâlde siyaset “el-ilmü’l medenî”nin ikinci kısmını oluşturur. Âlimler, ahlâk ve siyaset ilimlerine özel bir isim takmış ve bu ikilisinin oluşturduğu ilme “el-ilmü’l medenî” demişlerdir. Ahlâk ilminin temelini oluşturan şey, siyaset ilminin de temelini oluşturmaktadır. Bu temele de “ilmü’n nefs” denmiştir. “İlmü’n nefs”, İslâm düşünce geleneği içerisinde bir bilgi disiplinidir. Tabiat ilimleri ile metafizik arasında bir berzah keyfiyeti ifâde eder. Nefs, hayat sahibi tabiî bir cismin yetkinliğidir. Birçok durumda cisim olmaksızın ne etki eder, ne de etkilenir. Sevinç, hüzün, cesaret, gazap ve benzeri tezahürler nefse âit olup cisme de bağlıdırlar. Cisimle irtibatı olmayıp nefs ile ilişkili olan şeyler ise metafiziğin konusudur.

Ahlâk ilmi, melekelerden, geleneklerden ve iradî fiillerin bütününden meydana gelmektedir. Siyaset ilminin esasını da, ahlâkî ve fikrî faziletler teşkil eder. Siyaset ile kastedilen, devlet yönetimidir. Devlet ile kastedilen ise, araziler ve binalar değil, toplumu oluşturan insanlardır. Bir yönüyle halk, müşterek hayatlarında belirli bir yetkinliği elde etmeye çalışan fertlerden oluşur. Ahlâk, ferdin hayatının idaresidir; siyaset ise, bu fertlerden meydana gelen toplumsal hayatın yönetilmesidir. Temelini ahlâkın oluşturduğu siyasetin, insan davranışlarını belirli bir mantığa göre düzenlemesi de “hukuk”u doğurur. Hukuk ise; Salih Mirzabeyoğlu’nun ifâdesiyle, ahlâkın pıhtılaşmış hâlidir.

Amelî bir ilim olan siyaset; özü, konusu ve ilkeleri ile nazarî ilimlerden farklıdır. Nazarî ilimlerin maksadı, düşünüp tasavvur etmektir. Varlıklar, insan irade ve fiillerine ilişkin olanlar ve olmayanlar diye iki grupta mütalâa edilebilir. Nazarî düşüncenin amacı, nefsin kendisini teorik bilgi açısından tamamlamasıdır. Amelî düşünce ise, yapılması gerekenin bilgisine ulaşıp onu yapmayı, nefsi ahlâkî faziletler açısından kemâle erdirmeyi amaçlar. Bu sebeple siyaset ilminin konusu, irade ve ihtiyarla ilgili olan varlıkları içermektedir. Gâyesi de yapıp-etme, uygulamadır. Toplumu oluşturan fertleri hem nitelikli ve iyi insan hâline getirmek için hem de iyi davranışlarda bulunmaları için çaba gösterir. Siyaset ilmi, bir yönüyle nazarî ilimlerle de ilişkilidir. Siyaset ilminin ilkeleri, ne kadar çok geneli ifâde ederse o derece etkin olmaktan uzaklaşır. Bu sebeple siyaset ilminin birinci kısmına nazarî, ikinci kısmına amelî denilmiştir. Nazarî kısmı; âdetleri, kazanılmış alışkanlıkları, bütün irâdî fiilleri ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırır. İkincisi ise, bu âdetlerin neftse yerleşik hâle getiriliş keyfiyeti ile bu davranışlardan hangisinin egemen olduğunu ve bunlar arasındaki ilişkiyi araştırır. Nefsin kuvveleri ile yönetim usûlleri arasında bir benzeşme vardır. Ülkelerin yönetim usûlleri sayısınca ruh biçimi vardır. Ruhun bozulma biçimleri ve uyumun bozulması, ülkelerin bozulma biçimlerine benzer.

Ahlâk ve siyaset ilimlerinin fonksiyonları ayrı ayrıdır. Siyaset, toplumda adaleti temin eden genel kaideleri koyar. Olunması gerekenin tertibi ve âletidir. Ahlâk ise, olunması gerekeni tesbit eden ve buna göre fertleri hazırlayandır. Her fiil, kendisinden başka bir şeyi amaçlar ve bu şeyi meydana getirme eğiliminden kendi değerini çıkarır. Onun için ahlâklılık; fiilleri, kendilerinden doğru oldukları düşünüldüğünden değil, insan için iyi olana yaklaştıracakları düşünüldüğü için yapmaya denir.

Toplumsal hayat, kaçınılmaz bir gerekliliktir. İnsan, ahlâkî erdemleri ancak toplum ile birlikte yaşayarak öğrenebilir. Çünkü insanlar birbirlerinden bağımsız değillerdir, hayatı için gerekli şeylerin üretilmesinde başkalarının yardımına ve işbirliğine muhtaçtır. Bir insanın, bütün faziletlere sahip olması mümkün değildir. Bu mümkün olsa bile, bütün faziletlerin bir defada elde edilmesi son derece zordur. İnsan, tabiatı itibariyle medenî bir varlıktır, toplumla birlikte bulunmak ve yaşamak zorundadır. Toplum ile birlikte yaşamak da belirli bir düzen etrafında mümkündür ve devlet böyle oluşmuştur. Bu da demektir ki, insanın devletsiz yaşaması mümkün değildir. Bütün sistemlerin hedefi; insanı, kendi anlayışlarına göre faziletli kılmaktır. İnsanın fazileti elde edebilmesi için nasıl elde edeceğini gösteren siyaset ilmine ve bu ilmin uygulanabileceği bir yere, yani devlete ihtiyaç vardır.

Ahlâk ile siyaset arasındaki ilişki, ahlâkın siyasetin temelini oluşturmasıdır. Temeli olmadan yükselebilen bir bina tasavvur edilemeyeceği gibi belirli ahlâk anlayışından yoksun hareketler de siyasî olarak isimlendirilemezler. Şuurdan mahrum, içgüdü ile girişilen bir takım didişmelerden ibaret kalmaya mahkûmdurlar. Ahlâk, ikinci kısmı siyaset olan amelî ilimlerin ilk kısmıdır ve bu bağlamda siyasetin üstünde mantıkî bir önceliğe sahiptir.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son Yazılar

İletişim Formu