SİZİN TAPTIKLARINIZ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Muhyiddin Arabi, vaktin birinde yüksek bir yere çıkıp, ahaliye seslenmiş. Sesi duyan halk şaşırmış, Muhyiddin Arabi’yi izlemeye başlamış.

Bağırmaktaymış Muhyiddin Arabi:

“SİZİN TAPTIKLARINIZ BENİM AYAĞIMIN ALTINDA!”

“TAPTIKLARINIZ AYAĞIMIN ALTINDA!”

Muhyiddin Arabi’nin delirdiğini, aklını yitirdiğini sanan ahaliden bazıları hemen koşup devrin yetkililerine şikayet etmişler. “Muhyiddin Allah’a küfrediyor, bize de hakaret ediyor” demişler…

Askerler kısa sürede olay yerine gelmişler ve bakmışlar ki olay gerçek; Muhyiddin Arabi’yi tutuklayıp zindana atmışlar…

Devrin kadıları mahkeme kurmuş ve Muhyiddin Arabi’ yi idam cezasına çarptırıp, bir süre sonra da idam etmişler. Mezarını da kimsenin bilmediği bir yere yapıp, naaşını oraya gömmüşler…

Aradan uzun yıllar geçmiş.

Yavuz Sultan Selim, Şam’ı fethetmiş.

Bir süre sonra, Muhyiddin’in kabrini merak edip halktan soruşturmaya, mezarın yerini araştırmaya başlamış…

Bazı köylülerin tarifleriyle, çöl ikliminin kuruttuğu şehrin bir tarafında, ekilip biçilmediği ve hiç bir bakım yapılmadığı halde, kendiliğinden yeşeren ve solan bir toprak parçasını keşfedip, kazdırmış.

Muhyiddin Arabi’nin cesedi bulunmuş.

Daha sonra, idamına sebep olan olayın ve konuşmanın geçtiği yeri merak eden Yavuz Sultan Selim, biraz daha araştırdıktan sonra orayı da ahaliden bazı insanların yardımlarıyla arayıp bulmuş.

Emretmiş Yavuz Selim: “TAPTIKLARINIZ AYAKLARIMIN ALTINDA DERKEN DURDUĞU YERİ KAZIN!”

Kazılan yerden, yani Muhyiddin Arabi’nin halka “TAPTIKLARINIZ AYAKLARIMIN ALTINDA” diye haykırdığı yerden, bir sandık veya küp dolusu altın çıkmış.

Muhyiddin Arabi’nin niçin böyle seslendiğini anlayanlar donmuş kalmışlar.

Meğer Muhyiddin Arabi, devrin “para sıfırlayıcılarının” , “bu Bakara iyi makaracılarının” ,“indira gandicilerinin” taptıkları şeyden bahsediyormuş.

Tutuklandıktan sonra da unutulmaz izler bırakmış tarihin sayfalarına.

İdamını beklediği zindanda şöyle bir olaydan veya konuşmadan bahsedilir:

Aynı hücreyi paylaştığı bir mahkum, Muhyiddin Arabi’ye üç soru sormak istediğini söyler ve O’da kabul eder.

“Ey Muhyiddin, sabır nedir?”

“Ben şimdi nazar etsem şu kapılar teker teker açılır ve ben çıkar giderim. Fakat benim Allah’ın beni bu şekilde imtihan etmesine tahammülüm sabırdır.”

“Kanaat nedir?”

“Ben şimdi nazar etsem, şu yerde gördüğün taşlar altın ve gümüş olur. Ama benim şu an ne lambamı yakacak yağım, ne de yiyecek ekmeğim var. Bu halime şükrediyorum. Bu kanaattir.”

“Fütüvvet (Delikanlılık) nedir?”

“Bu soruna yarın cevap vereyim…”

Deyip konuşmayı bitirir.

Soruları soran ve son sorunun cevabını ertesi gün alacak olan zindan arkadaşı, gece, uykusunda bir rüya görür.

Rüyasında, Mahşer yerinde insanlar hesaba çekilmektedir. Muhyiddin Arabi’nin yanına melekler gelir ve O’na sevinçle seslenirler:

“Ey Muhyiddin, Allah seni sevenleri Cennet’e koydu müjdeler olsun.”

Muhyiddin Arabi ellerini açıp dua etmeye başlar:

“Allahım… Yalnızca beni sevenleri değil, beni sevmeyenleri de Cennetine koy.”

Sonra adama döner:

“İşte fütüvvet (delikanlılık) budur” der.

Yani;

12 yıldır işkence yaptığınız zindanda hücrede tuttuğunuz Salih Mirzabeyoğlu’nun “önemli olan ben değilim; ümmet” dediği gibi…

Yaşadığın mahallenin ismini lakap yapmakla, lodos yemiş yengeç gibi yan yan yürürken poz vermekle, hiçbir savunması olmayan adama korumalarının arasından efelenmekle, devletin zırhını kuşanıp heybetli heybetli(!) kükremekle, olmuyor bu işler “panpa”

Hadi yürü git, bak dalgana şimdi…

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu