SÖZÜ MÂNÂLI KILMAK

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

“Siz de dik durdunuz, biz de”..

 

Emniyet Müdürü’nün bu sözüne şahit olan biri, üzerine bastığı alanda az evvel tozun dumana karıştığını kavramakta gecikmez.. Serüveni güzeldir: 9 Mayıs 2014 Cuma günü, Kumandan’ın doğumgününde Bolu’ya gideceğimizi haftalar öncesinden biliyorduk. Bir önceki sene aynı günde yaşananlar yüzünden her zamankinden biraz daha farklı hislerle doluyduk. O gün polis, küçüklerin saçlarını çekiştirip gaz bombalarıyla müdahale etmiş ve onlarca gönüldaşımızı gözaltına almıştı. Bunlarla birlikte Kumandan’ın tutukluğu üzerine içeriden ve dışarıdan çevrilen binbir dalavere ve sürekli erteleme-oyalama teşebbüsleri, artık tahammül edilemez boyutlara ulaşmıştı. Bu hislerle, İstanbul’da sağanak yağmurda bindiğimiz otobüsten Bolu’da, açılmış bir havaya ve her zamankinden daha kalabalık ve daha hazırlıklı polis topluluğunun önüne indik. Barikatların sayısı artırılmış, birbirlerinden 20 metre kadar aralıkla üç sıra hâlinde dizilmiş ve birbirlerine bağlanmışlardı. Emniyet Müdürü öne çıkarak barikatları yıkıp yıkmayacağımızı filân sorarken, Kumandan’ın daha en başta “hâkim davanın mahkûm tavrı olmaz!” irtifasına çektiği mücadele şartlarında bizler için ipleri ele almanın zamanı gelmişti.. Megafondaki ağabeyimiz “Gönüldaşlar buraya Kumandan’ın doğum gününü kutlamaya mı geldiniz?” diye sorunca hep bir ağızdan “Hayır!” diye bağırdık.. Ne istediğimizi sorunca “Kumandan’ı almak” diyerek, “Ne zaman?” diye sorunca da “Hemen!” diyerek toplu bir şekilde mukabele ettik.. Tamamen kendiliğinden gelişen bu hâdiseyi, barikatlara saldırmamız ve birkaç saniye içinde yerle bir etmemiz takip etti.. Polisin coplu ve bol biber gazlı savunma gayretleri, gönüldaşların şecaati karşısında eriyip gitti.. Mevziler tutuldu ve bu irâde savaşının neticesinde polis birlikleri koğuşlarına çekildiler.. Hikâyenin bir yerinde; Müdür Bey’in, yakası bir arslan ağabeyimizin elinde bizim saflara doğru yapmış olduğu mecburî ziyaret, yine gönüldaşların araya girmesiyle yarım kalmıştı.. Uzun bir müddet sonra, polisi çektiği hâlde tekrar ziyaret için yanımıza gelebilme davranışını gösterebilmesine ve makalenin başındaki, günü iyi özetleyen sözü sarf etmesine yine gönüldaşlardan süzülen asil tavır sebep olmuştu.. Gönüldaşların kahramanlıklarından bahsetmek bile abes, demek istediğimiz; 9 Mayıs 2014 tarihinin Kumandan’ın tahliye edilmesi takviminde geri dönülemez bir milat olduğudur..

 

Hanımlar ve küçükler için ayrı bir bahis açmak, aslında onları tahkir etmek mânâsına gelir. Tarih ve zaman, başköşeye onları yerleştirirken bir ân bile tereddüt etmeyecektir. Esas hikâye anlatılırken, zenginlik kâbilinden ayrı bir bahis açılmaya onların dışındakiler muhataptır. Hanımların, kimselerin ortalıkta görünmediği demlerde “oluş”u sürekli kılan onca fedakârlıkları.. Emniyet Müdürü’nün “çocuklar var, zarar görmesinler” sözüne verilen, “burada küçük filan yok, onlar Bolu yollarında büyüdüler” cevabı ve toz dumanın koptuğu yerde yaşı küçük akıncıların Kumandan’a tam yaraşır vakur duruşları.. Müdür Bey’in bahsettiği “çocukluk”a gelince, o büyük davadır.. Çocuk, keyifli bir hediye verircesine bir tabiîlikle kendilerini büyütenlerin sıkıntılarını hafifleten ve büyüklere kendisine beslenenden çok daha fazla şefkat besleyendir.. Şartlar ne olursa olsun, asla kaybedilmemesi ve sürekli içinde bulunulması gereken hâli temsil edendir.. Doğrusunu isterseniz Kumandan, merhamet edip elini uzatmamış ve hepimizi yeniden çocukluğumuza döndürmemiş olsaydı, bu çağın katlanılabilir bir tarafı da yoktu..

 

Eğer hayat denilen şey; kendini ortaya koyabilmekse, inandığı ve sevdiği için mücadeleyse, hatalarından bezginlik değil yeni bir kuvvet çıkarmaksa, biz yaşıyoruz.. Gâye ile birlikte gâyeye giden yolu da severek.. Bizce iki kere iki dört cinsinden bir formül değildir gâye, iki kere iki dört, hayat değildir zaten, ölümün başlangıcıdır.. Ve yaşamanın “nasıl”ı konuşulacaksa eğer; sadece bir kere Kumandan ve gönüldaşları için, gönüldaşlarla omuz omuza cezaevlerine giden bir kişi, kardeşlik hukukunun zirvesindeki tarifsiz keyfi tadar ve hayatını boşa yaşamış sayılamaz..

 

O hâlde biz, “letaifler”i hiç edebiyatını yapmadan iş ve eserde mânâlı kılmak gayretindeyiz; bâtını, oturduğu yerde “sırları biliyorum” edâsıyla derviş menakıbından ahkâm savurup adeta pazara mal olarak seren, can damarları kurumuş tezgâhdarların hiç anlayamadıkları ve asla anlayamayacakları sahici hislerle…

 

Cem TÜRKBİNER

ADIMLAR DERGİSİ

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu