TELEFONDAKİ SES

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

“Orospuyla memurun bahşişini peşin vereceksin!” diyor telefondaki ses.
Karşısındaki biraz önce teklif ettiği rüşveti iş bittikten sonra verme fikrinden vazgeçip, telefondaki sesin haklılığını tasdikliyor…

Kime, ne için rüşvet verilecek?

Roleks saatlerden bahsediliyor mesela. Hani şu Bakan Beyefendiye lâyık görülen markadan… Ama onunki gibi yüz binlerce liralık bir şey değil, daha ucuz… Ucuz olduğuna da bakmayın, namusu ve şerefi ile çalışıp, alın teri ile kazanan ve çoluk-çocuğunun rızkını bu helâl para ile temin eden ekseriyetin hayatı boyunca bir arada göremeyeceği birkaç on bin lira söz konusu olan.

Rıza Sarraf’ın hangi fahişeye ne verdiği bizi ilgilendirmez. Bu mesele, kendisi ile en fazla şarkıcı karısı arasında aile içi bir dava, tabi bir de son zamanlarda fuhşu suç olmaktan çıkartan ama fuhuş gelirlerinden vergi almanın ne kadar mühim bir mesele olduğuna kafayı takmış bulunan maliyeyi alakadar eder… Yoksa RTE meydanlarda sayıp döktüğü onca hizmeti nasıl yapıp da oy avcılığına çıkacak? Karı kız satışından vergini ver ki, devlet de hizmet götürsün vatandaşına. Çamlıca’ya Cami yapsın mesela, anlı şanlı… Üç kuruş da kömür-makarna parası ayarlandı mı, alan razı, satan razı… Bu iktidar o biçim çalışıyor ağabeycim…

Evet, bu işler bizi ilgilendirmez, nihayetinde her şey kanun ve nizam içinde yürüyor ve bakisi de aile içi mevzu… Fakat devlet memurlarının orospularla aynı sınıfta değerlendirilmesi ve hangisine ne kadar ve ne için rüşvet verildiği ve karşılığında ne gibi bir hizmet beklendiği elbette bizi, bizi olduğu kadar bütün bir ülkeyi ve hatta bütün bir dünyayı elbette ki ilgilendirir. Ve böyle bir hadise dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, yaşandığı ülkeyle ilgili olarak dünyanın geri kalanına bir fikir verir.
Allah Resulü, adil bir hükümdar devrinde yaşamış olmaktan memnuniyetini ifade eder mesela. Yabancı ve hatta düşman bir ülkeyi yönetiyor olsa da adil bir hükümdarın hüküm sürdüğü bir devirde yaşıyor olmak, o hükümdarı tanımak, insanlık açısından kayda değer bir kıymettir çünkü.

Hz. Ömer’in, daha Müslüman olmadan önce, bir arkadaşıyla beraber ziyaret ettiği bir ülkede, o ülkenin hükümdarının oğlunun atlarına el koyması ile yaşadıkları serüven mühim…

Ülkelerine gelen bu yabancıların atlarına şehzade tarafından el konulduğunu öğrenen sıradan bir esnaf, onlara yol gösterir. Nihayetinde iş hükümdara akseder ve Hz. Ömer ve arkadaşı atlarına kavuşurlar. O şehirden ayrılırken şahit oldukları manzara ise müthiştir; hükümdar bir yabancının malını gasbeden oğlunu ve oğlunun bu kötü işine çanak tutan devlet görevlisini astırmıştır. Hem Hz. Ömer ve arkadaşı hem de bütün o şehrin meskunları ve varsa diğer misafirler, bu müthiş adalet dersine hep beraber şahit olmuşlardır. Hz. Ömer’in mizacında olan “adalet” duygusunun pekişmesine gençliğinde şahit olduğu bu adalet tablosunun katkısını kim inkâr edebilir?

Ve yine Allah Resûlü…

Mekke’de sıkıştırılan Müslümanları, hükümdarının adaletine güvendiği Habeşistan’a hicrete gönderir… Onlar da bu adaletli hükümdarın ülkesinde can ve mal güvenliklerinden emin olarak yaşarlar.

Esseyid Abdulhakîm Arvasî Hazretleri, “Bir ülke küfürle idare olunabilir ama zulümle asla!” buyurmuşlardır.

Adalet; can, mal, namus, neseb emniyetini de havidir. Devlet kademelerindekilerin hırsızlık, rüşvet gibi melanetlere bulaştığı bir vasatta, adaletten kim bahsedebilir?

Rüşvet öyle bir belâdır ki, hırsızlıktan da ağırdır. Hırsız, bir bahçeden bir bostan çalar, rüşvet alan memur ise, bir bostan karşılığı millet malı olan koca bahçeyi haramzadeye peşkeş çeker.

Şemsi Paşa’ya atfedilen meşhur söz malum… Osmanlı’yı rüşvete alıştırmakla övünür. Böylece Osmanlı’nın yıkılmasının yolunu açmış ve şahsi intikamını almış olacaktır. Evet, rüşvet devlet yıkar, bu devlet Osmanlı olsa da. Zira devlet işlerinin içine rüşvet girmişse bütün işler ehline tevdi edilmek yerine, parayı verenin düdüğü çaldığı, makamı kaptığı, adamını bulanın ihaleyi kapattığı bir çirkefleşme hâsıl olur. Devlet de bu bataklıkta kaybolur, gider. İnsanlar da ahlâksızlaşır, Devletin başındaki adamın yaptığı ahlâksızlık bir iken, bunun aksi ile milyonlar kendilerini en pis ilişkilerin içinde buluverir. Bir zaman sonra topyekûn sistem bu rüşvet ahlâksızlığı üzerinden dönmeye başlar. Doğru ve dürüst fertler o sistem içerisinde kendilerine yer bulamaz olur. Rüşvet ve ahlâksızlığa batmış olanlar, temizleri aralarında yaşatmaz, onlara hayat hakkı tanımaz. Onlar yanlarında kendileri gibi yüzleri kızarmadan rüşvet alacak ahlâksızlar isterler ki, tezgâhları bozulmasın. Ahlâksızlık hâkim ahlâk olur çıkar ve çürüme toplumun en alt katmanlarına kadar yayılır. Balık baştan kokmuştur. Fuzûlî’nin de ifade ettiği gibi, selâm dahi rüşvet olmadığı için alınmaz. Fertler tamamen kendi menfaatlerini düşünmeye başlayıp, “gemisini yürüten kaptan” anlayışı topluma hâkim olur. Toplumdaki bu çürüme ve yozlaşma çarpan tesiriyle gün geçtikçe daha da derinlere nüfuz edecektir. Haram yoldan ve emek harcanmadan kazanılan paranın harcanılmasında da gösteriş ve lüks-israf alıp başını gider. Böylece toplumun bir kesimi açlık ve sefalet içinde kıvranır ve makarna-kömür torbalarının yolunu gözlemeye mahkûm edilirken, zenginleştikçe zenginleşen haramiler, “Hookkalarda”, Ebu EyyupEl Ansari adına yapılan pislik çukurlarında, soydukları paraları gönül huzuruyla harcayabilirler.

Evet, o kadar iğrençleşiyorlar ki, Eyüp Sultan Hazretlerinin adını, kendi pisliklerine alet edebilecek kadar.

Ahvalin vahameti konuşulurken, Fil suresinin okunmasının ihtarı tedaisiyle; bütün mukaddeslerimizi ayakları altına alıp içlerini boşaltmak suretiyle, ruh ve mânâ alemimizi tarumar etmek üzere yola çıkan Ebrehe’nin Fillerini görmek ve tanımak borcu altında değil miyiz?

İşte, ortaya saçılan bu pislikler, Ebabilleri üzerlerine celbeden Ebrehe, ordusu ve filleri gibi…

Her türlü vasıftan azade adamın biri çıkmış ve “günâh işleme hürriyeti”nden bahsediyor. Yani Allah’a asi olma hürriyeti. İnsanın günahkâr olması ayrı, insan bundan utanır, haya eder. Ama kuldan utanmaz, Allahtan korkmaz bu vasıf dışı mahlûk, hem de Müslümanlık kisvesi altında, en adi soydan aşağıların aşağısı bir kâfirin yapamayacağı edepsizliği yapmayı kendisine hak olarak görebiliyor.

Kul çerçevesinde hiçbir sınır ve hudut tanımayan sizler, gelin bakalım, bu dine Allah kefil.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Son Yazılar

İletişim Formu