VAZİFEDEN DURUM ÇIKARMAK

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Başlığın farkındayım ve bunu birkaç satır sonra izah etmeye çalışacağım.

Durumdan vazife çıkarmak; inisiyatif almak demek. Kısaca böyle.

İnisiyatif kullanmak, mensubu olunanherhangi bir yapının hiyerarşik ve fikri yapısına sadık kalmak kaydıyla, talimat beklemenin zarar vereceği veya gereksiz olduğu şartlarda,“muradı kestirmek” ve “gerekeni süratle yapmak” tır.

Yani hemen anlayacağımız gibi, meselenin özü, İBDA’dan öğrendiğimiz “muradı kestirmek”ten ve “gerekeni yapmak”tan başka bir şey değil.

Yolunuz, ziyaretçi veya görevli olarak herhangi bir iş için, herhangi bir ülkenin ordusuna ait kışla veya  karargah binalarına düşerse ve  sağa sola biraz dikkatle bakınırsanız, duvarlarda, gerektiğinde inisiyatif almayı teşvik edici tabelalar görmek mümkündür.

Bir kışla veya karargahı örnek vermemizin sebebi, emir komuta zinciri ve hiyerarşinin en katı şekli üzerine bina edilmeleri…

Elbette böyle iki satırla ve bir karargahtan veya kışladan yola çıkıp, sözlük anlamını karalayarak geçiştirmek kadar kolay da değil. Mevzu, mensubiyet iddia edilen yeri-şeyi “temsil etme-edebilme”ye kadar gider. Yani mühimdir ve uzundur.

Mensubiyet iddia edilen yapının ideolojik zeminine, stratejik çizgisine ve yapının gizli-açık hiyerarşisine, uzakta-yakında ve her şartta sadakat, fikri-ideolojik-askeri eğitim, tecrübe, tahlil ve muhakeme kabiliyeti, icra edilecek işi süratle tamamlayabilecek aksiyon yeteneği ve gücü, fedakarlık, liyakat… Hepsi hatta fazlası da, mevzunun içinde birbirini tamamlayıcı ve olmazsa olmaz.

Büyük ve güçlü ordularda, örgüt ve devletlerde, gerektiğinde inisiyatif alması istenen-beklenen, eğitilen-teşvik edilen ilk zümre de, yukarıda bahsettiğimiz çerçevede yetiştirilen-yetişen “subay zümresi”dir. Bizim, konumuzda subaydan örnekle, sırma ve apoletten bahsetmediğimiz açık.  Üzerine alınan herkesin, muradı kestirerek, gerekeni yapmak için inisiyatif alabilmesini; vazifeyi yüklendikten sonra da, tam ve eksiksiz olarak yapmasını yani “temsil edebilmesini”kastediyoruz.

Gerek devlet çapında, gerekse yerel çapta tüm örgütlenmelerde, inisiyatif alma, biraz yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi teşvik edilirken, bir yandan da, ucuz kahramanlık ve fevri çıkışlara karşı şu ihtar edilir: “Yapamayacaksan, inisiyatif alma!”

Durumdan vazife çıkarıldığı ve inisiyatif alınarak vazifenin yapıldığı sanılırken; “keklik gibi”olmayan bir vazifeye(!) soyunup, bu vazifenin(!) sonunda da -gayet tabii olarak- olmaması gereken bir durumu ortaya çıkardıktan sonra “efendiler bu durum da nereden çıktı, haydi gelin de ayıklayalım şu pirincin taşını” diye feryat etme ve bir çuval inciri berbat etme tehlikesi hiç te uzakta değildir.

Mensubu olunan herhangi bir yapının liderliğinin “KARA” dediğine, kendi kıt aklınca tevilller tabirlerle “AK” demek, inisiyatif almak ve temsil etmek değil, sadece ahmaklıktır.

“Bir şey ki, yapsan da olur yapmasan da; yapma!” (Salih Mirzabeyoğlu)

Mevzumuzla alakası? Alakası çok. Hatta mevzunun tamamı bu ölçünün altında.

Şöyle ki…

Temsil edeyim derken, rezil etmemek lazım!

Temsil edebilene tabi olmak lazım!

Bir yapı adına yapılan, gereksiz bir iş sonucunda (iyi niyetle bile olsa) karşılaşılabilecek en küçük bir hatanın, çok büyük çapta zararlar verebileceğini unutmamak lazım!

Bir orduda asker, bir partide üye, bir örgütte militan, bir fabrikada işçi olmak hiçbir şeyi değiştirmez; içinde bulunulan hiyerarşide, en altta olmanın küçültmeyeceğini, en üstte olmanın da yükseltmeyeceğini bilmek lazım.

Yapılması gerekeni yapmayıp başkalarına havale etmemeyi, yapılmaması gerekeni de yapmaya kalkışmamayı bilmek lazım!

İnisiyatif almak demek, “ya tutarsa” diyerek her meseleye destursuz soyunmak demek değildir. Yapılmaya soyunulan işlerin, o anda yapabileceklerimizle sınırlı olduğunu unutmamak ama bu sınırın genişlemesinin de kendi elimizde olduğunu unutmamak lazım!

Hiçbir şey yapılamıyorsa, sadece susmak lazım.

Her çıtırtıya cıvıldamamak lazım! Bu, inisiyatif almak değildir!

Durumdan vazife çıkarıp, inisiyatif alayım derken; vazifeden durum çıkarıp, sıvamamak lazım.

Çıtırtı ve cıvıldamak deyince, Metris yıllarımdan bu yana unutmadığım ve bir çok mevzuda aklıma geliveren kısa bir öyküyü paylaşarak bitirmek istiyorum:

“Rusya’nın soğuk dağ köylerinin tepeliklerinde, kar ve soğuktan bitkin düşmüş bir serçe donmak üzeredir. Açlık ve soğuktan takati kalmamış, ölmek üzere öylece durmaktadır.

Tam o sırada, odun yüklü kağnısıyla evine doğru dönen bir köylü serçeyi görür. Kağnısını durdurur. Yere iner ve serçeyi bir hamlede yakalar. Bakar ki ölmek üzere; hayvana acır ve üzülür.

Ne yapabileceğini düşünürken, kağnısını çeken öküzlerden birinin dışkıladığını görür. Hemen taze hayvan bokunun ortasına bir oyuk açar ve serçeyi oraya koyar. Yanına da birkaç parça ekmek kırıntısı bırakarak yoluna devam eder.

Sıcak hayvan dışkısının içinde kendine gelen serçe, adamın bıraktığı ekmek kırıntılarını yerken, bir yandan da  mutlulukla cıvıldamaya başlar.

Önceki köylünün peşinden, aynı yolu takip eden başka bir kağnı gelir. Kağnıyı süren adam, ısınan ve karnı doyduktan sonra şen şakrak cıvıldayan serçenin seslerini duyar. Kağnısını durdurur. Çevreyi tarar ve serçeyi görür. Hızla atlar ve serçeyi yakalar. Hiç tereddüt etmeden eliyle kafasını koparır, birkaç saniyede tüylerini yolar, oracıkta yaktığı küçük bir ateşte pişirir, yer ve yoluna devam eder.”

Bu minik öykünün üç ana fikri vardır:

1- Seni boka sokan herkesi düşman sanma.

2- Seni boktan çıkaran herkesi dost sanma.

3- Bokun içindeyken sessiz kal.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar

İletişim Formu