VENEZÜELLA’DAKİ KARMAŞA

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Esselâmü Aleyküm.

Sizi böyle erken aradığım için kusura bakmayın. Saat 4’te bir görüşmem olacak. Uzun konuşamayacağım bu yüzden.

(Av. Güven Yılmaz, mesele teşkil etmediğini söylüyor Carlos’a.)

Bana soracağınız herhangi bir soru var mı?

(Av. Yılmaz, sorusu olmadığını söylüyor, Carlos’a nasıl olduğunu soruyor.)

İyiyim, teşekkür ederim.

Bu arada, Ümit Yaşar Işıkhan’ın gönderdiği ufak kitab çok hoş, okuyamıyorum ama çok hoş, herkes de ondan bir tane istiyor. Şayet bana o kitabtan üçbeş tane daha gönderirse çok memnun olurum. Avukatlarıma da gönderebilir mi o ufak kitabtan; söyleyebilir misiniz kendisine?

(Av. Yılmaz, Carlos’a “tamam” diyor.)

Kumandan Mirzabeyoğlu nasıl?

(Av. Yılmaz, meslekdaşı Av. Ali Rıza Yaman’ın “dün” kendisini ziyaret ettiğini ve Kumandan Mirzabeyoğlu’nun iyi olduğunu söylüyor.)

Ali Rıza Yaman’ı görmek isterdim. Beni hiç ziyaret edemedi, değil mi?

(Av. Yılmaz, Carlos’u tasdik ediyor.)

Ankara’daki Venezüella Büyükelçiliği ile, aynı şekilde Beyrut’taki Venezüella Büyükelçiliği ile olan temaslarımız neticelenebilseydi keşke. Normal değil bunlar. Bir sürü gecikme oldu. Şimdi Paris’te çok iyi bir büyükelçimiz var ama çok sabırlı olmak zorundayız. Düşman çok güçlü…

Bu vesileyle, Venezüella’daki gidişatla ilgili bir yorum yapayım.

Nedir Venezüella’daki şiddet hâdisesi?

İnsanlar protestolar düzenliyor. Ancak bu bir “protesto” yolu değil, düpedüz Bolivarcı devrimci rejimi devirme teşebbüsüdür.

Ne var ki, teslim etmemiz gereken şey, bu insanların protesto ettikleri şeyleri protesto etmelerinin dayandığı bir sebebin gerçekten var olduğudur. Ülkede asayişsizlik ve yolsuzluk mevcut olduğu gibi, belli kapitalist unsurlardan kaynaklanan, temel bazı ihtiyaç maddelerinin artık piyasada bulunmaması gibi bir çok sabotaj da sözkonusu.

Yalnız, mesele bu “unsurlar”dan ibaret değil. Hükümetin de yetersizliği, yolsuzluğu ve beceriksizliği var. “Et” sıkıntısı meselâ. Bir kere, Venezüella, zamanında “et ihraç eden” bir ülkeydi. Aile büyüklerimiz bile, II. Dünya Savaşı’na kadar et ihraç ederlermiş dışarıya. Şimdiyse ya et yok veyahut da dondurulduktan sonra son kullanma tarihi geçmiş bayat ve bozuk etler var piyasada.

Velhâsıl, asayişsizlik ve yolsuzluk gibi birbiriyle atbaşı giden büyük problemler var ülkede. Hükümetse tüm bu problemlerin üstesinden gelebilecek, tüm bu kalkışmaları bastırabilecek yeterliliği veya dikkati gösteremiyor.

Oysa; şayet ortada herhangi bir “devrim” varsa, “baskı” da aynı şekilde gereklidir. Normal bir demokratik burjuva rejiminde bile, kanuna saygı göstermeyen ve toplum karşıtı davranışlar içerisine girenlere karşı baskı uygulamak zorundasınız. Mesele budur. Bunun başkaca bir yolu yok. Hele devriminizin karşısında bir isyan hareketi başlatmış silâhlı düşmanlarınız varsa!

Kolombiyalı kalabalık “paramiliter” birimler faaliyet göstermektedir bugün Venezüella’da. İnanılmaz bir hâdise bu. Ordu ne iş yapıyor orada? Tabiî, emir alırsa gidip savaşır, emir almazsa savaşmaz bir ordu.

Evet, böyle bir karmaşa yaşıyoruz şu ân Venezüella’da. Ne olacağını doğrusu ben de çok merak ediyorum.

Venezüella’daki Bolivarcı Devrim’de iki kanat var: Ordu ve siviller yâni hükümet. Ordunun, ülkenin bu şekilde düzensizlik içerisinde devam etmesini istediğini hiç zannetmiyorum. Ordunun herhangi bir ülkede, özellikle benim ülkemde takib ettiği gelenek, düzenin sağlanmasıdır. Ordu, düzenin muhafazasını ister. Venezüella’da da artık siviller mi, yoksa ordu mu görevini yapmıyor, bilmiyorum. Ancak, benim buradaki durumum bile, Venezüella’daki devrimin liderliğinde işlerin iyi gitmediğine dair küçük bir örnek.

Birçok fırsatçı, orta seviyenin en üst mevkîlerine ulaşmıştır devlette. Buralarda bir sürü yolsuzluk ve oyun dönmektedir. Aslında konuşmak isterdim ama belli bazı şeyleri burada paylaşmaya hakkım yok. Yine de şunu söyleyebilirim ki, durum çok ama çok kötü.

Venezüella devlet başkanlığının ve en yüksek seviyedeki bazı bakanların iyi niyetinden kuşkum yok. Fakat durumun bu şekilde daha fazla gidemeyeceği gerçeği de ortada.

Diğer yandan, nüfusun çoğunluğu hükümetten yana oy kullanmıştır. Ne var ki, muhalefete karşı çok küçük bir avantaj sağlayabilmişlerdir. Hükümet daha fazla oy almasına rağmen, tüm stratejik şehirler, başkent dahil en büyük şehirler, hep muhalefete kaptırılmıştır. Sonra da böyle bir karmaşa…

Hattâ kimi zaman, solun toplam oyunun sağdan sayıca fazla olduğu yerlerde bile, sağ almıştır seçimleri. Niçin böyle olmuştur? O yerlerde sol oylar bölünmüştür de ondan. Güya iktidardaki Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi, militanların kendisini desteklemeyeceği resmî adaylar dayatmıştır solcu seçmene. Onlar da gerçekten Bolivarcı ve devrimci olan kendi adaylarını çıkartmışlardır. Böylece ikiye bölünmüştür hükümete gidecek oylar ve sonuçta kazanan da muhalefet olmuştur. Çok sayıda şehirde ve eyalette hep bunlar yaşanmıştır.

Hernekadar başka bir teşkilâtta hâlen faal olsalar dahi, benim kardeşlerim de o iktidar partisinin birer üyesiydi, ama dışlandılar. Sadece onlar değil, başka yerlerde başka insanlar da bu şekilde dışlandılar. Niçin peki? Çünkü namusluydular, çünkü yolsuzluğa karşı insanlardı ve sırf bu yüzden saldırıya uğradılar.

Burada eleştirdiğim, hükümetin kendisi değil, sosyalist partideki bazı insanlardır. Çünkü herşeyden önce namuslu biridir bir “sosyalist”. Fakat, Venezüella’daki durum bu değil, hiç değil.

O parti bünyesindeki militanlara değil, orta seviyedeki kadrolaradır eleştirim. Zaten bu eleştirdiğim kişilerin ideolojik ve politik kökenlerine baktığınızda, ya sağdan veyahut da an’anevî sosyal demokrat partiden geldiklerini görürsünüz. Demek istediğim şey, devrimci falan değildir onlar. Orada bulunmaları da sırf fırsatçılıklarından dolayıdır. Neyse…

Hükümetteki ikinci parti ise, Komünist Parti. Sayıca kalabalık değiller ama hâlâ ikinci parti. Yine devrim taraftarı olan daha küçük diğer partilerden ayrı olarak, onlar gerçekten devrimci ve dürüst insanlardır çoğu. Bu iki partinin çoğu zaman birlikte olması ve kamuoyu önünde birlik görüntüsü vermesi iyi birşey ama -alttan alta- yaşanan ayrılıklar iyi değil. Birleşik Sosyalist Parti’nin kurulması teorik olarak iyi bir fikirdi, ancak pratiğe döküldüğünde sonuç tam bir felâket oldu.

Neyse… Doğuya bakıyorum, güneşe!.. Dört gözle bekliyorum… Kemalistler gibi konuştum sanki.

(Carlos gülüyor ve kendisinin “iyimser” karakterli bir insan olmasından, eşi Isabelle dahil çevresindekilerin karamsarlığa gömüldüğü yerlerde dahi gülerek ve şaka yaparak konuşabilmesinden, avukatlarından bile daha güçlü bir duruş sergilemesinden bahsediyor.)

Yine de, gelecek bizimdir. Türkiye’de de öyle!.. Bundan birkaç sene önce, o zaman için tuhaf kaçabilecek biçimde, Türkiye’deki ülkesini seven ve yabancıların ajanı olmayan herkesin ortak bir gelecek için bir araya gelmesi gereğinden bahsetmiştim. Büyük bir Türkiye için birleşmesinden, bölünmesinden değil!

(Carlos, daha önce Fethullah Gülen, Erdoğan, azınlık hakları hakkında söylediklerini kısaca özetliyor.)

Başkan Maduro liderliğinde ama devrimdeki yanlışlarını düzeltimiş “komünist kırmızı çizgide” hür bir Venezüella için dua edelim. Aynı şekilde, Osmanlı İmparatorluğu parçalanmazdan önceki eski güzel günleri örnek alacak biçimde, müslümanıyla, alevisiyle, hıristiyanıyla herkesin vatandaşlığından gurur duyacağı “iyi müslüman” bir Türkiye için de dua edelim.

Allahü Ekber.

15 Mart 2014

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu