YENİ İKTİSAT NOTLARI: DOKTRİNEL TAVRIN ÜÇ AŞAMASI

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bu yazıda kısaca iktisadî strüktürü üç döneme ayırmaya çalışacağım ve bu üç dönem için geçerli ideolojik tavrın farkları üzerinde duracağım. Böylece iktisadî doktrin, iktisadî strüktür ile birlikte üç aşamaya ayrılmış olacak.

İbda fikir sisteminin ortaya koyduğu “iktisadî doktrin”in inşası için en büyük sorun, ortada hiçbir “iktisadî strüktürün”, hiçbir başlangıç noktasının bulunmamasıdır.  Bu maddenin olmadığı bir evrende fizik ile ilgilenmek gibi bir duruma benziyor.  Ama tam olarak değil, İbda mimarı “iktisada giriş” alt başlığını verdiği kitabının adını “İktisat ve Ahlak” koydu. Böylece bir iktisadî doktrin, inşa etmeye çalışırken, temel sorumuz İktisat ve Ahlak’ta belirtildiği üzere şudur:

 -Yaşanmaya değer hayat hangisi, hangi hayat tarzına göre nasıl iktisat?

Yani inşa edeceğimiz yeni iktisat, serbest bir biçimde kendi kendine oluşmayacak, iktisadî doktrinimize göre şekillenecektir. [prensiplerimizden bir tanesinin“müdahalecilik” ve diğer bir tanesinin “sermaye ve mülkiyette tedbircilik” olduğu da bu noktada gözden kaçırılmamalı] ve “elbette teori ve pratik burada iç içedir.”

Öncelikle iktisattan söz edeceksek, “İktisadî Doktrin”, “İktisat Politikası” ve “İktisadî Strüktür” olmak üzere üçlü bir ayırım yapalım.  Şu anda söz ettiğimiz şey bu üç kavramdan, “iktisadî doktrin” yani iktisadî düşünce…

Ancak doktrin -teori-, strüktür- pratik- ile iç içe olduğu için, üç farklı iktisadî strüktürde geçerli üç farklı iktisadî doktrinel tavır [doktrinin üç aşamasını] ayırt etmeyi teklif ediyorum.

İlk olarak yeni iktisadın strüktürünü üç aşama ayıralım:

Bunlardan ilki, Anomi dönemidir. Yani bugünden bahsediyoruz. Bu dönemin önemi, bu dönemde yaşanan iktisadî ve siyasi yapı ve kararların geleceği etkileme gücüdür. Bugün ortaya çıkabilecek her sorun gelecekte çözülmek zorundadır. O halde bugünden bir direniş hattı çekmek ve gelecekteki siyasi tavrımız doğrultusunda mevcut ekonomik politika ve yapıyla bu doğrultuda mücadele etmek zorundayız.

İkincisi, [Bir varsayımla söylüyoruz ki:] Anarşi/Kuruluş evresidir. Bu evrede, çöken ekonomik sistemin, ortaya çıkardığı sonuçları göreceğiz, bu dönem küresel ekonomik yıkımın şiddetine göre şekillenecektir. Bu dönem aynı zamanda doktrinimizi uygulamaya geçireceğimiz, bir kuruluş evresidir.

Üçüncüsü, Yeni Devlet/yeni toplum/yeni iktisat evresidir. Bu dönem iktisadî doktrinlerimizi tam manasıyla hayata geçirdiğimiz ve “yaşanmaya değer hayat”ı inşa ettiğimiz, rönesansımızın vaat ettiklerinin gerçekleşeceği [ya da tersini de düşünebilirsiniz] dönemdir.

Bu ayırım “değişmeyen ahlaki prensiplerin, değişen dünyaya tatbiki” için gereklidir. Ayırım, değişen dünyanın objektif olarak tesbitine [ilk dönem] ve gelecek ile ilgili beklentilerimiz doğrultusunda strüktürel tahminlere göre yapılmıştır.

Bu tahminler şu varsayıma dayanıyor:

“Dünyanın içinde bulunduğu anomik durum büyük bir çöküşe sebep olacaktır. Bu çöküşün boyutları Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından daha vahim olacaktır. Sovyet sisteminin çöküşünü gözler önüne getirelim, bir birine tam bağımlı[1] ulus devletlerin oluşturduğu küresel kapitalist sistemin iflasından söz ediyoruz ve böylece ortaya çıkacak olan yıkım: Sovyet tecrübesinden onlarca kat daha şiddetli olacaktır.”

Şimdilik son söz olarak şunları söylemeliyim:

İktisadi doktrinimiz yukarıda kaba hatlarıyla çizdiğim üç aşamalı strüktür üzerine inşa edilebilir. Her aşamadaki ideolojik tavır, “şartların objektif tahlili”ne göre farklı olmak zorundadır. Böylece ilk aşamada doktrinimizin devrimci/çatışmacı tavrı, ikinci aşamada “kurucu iradesi” ve üçüncü aşamada ise,  yaşanmaya değer hayatı ortaya koyan “nihai doktrin” ortaya çıkacaktır.

Fikirlerim elbette tartışmaya sonuna kadar açıktır.

_______________________________________________________

[1]Fordizm sonrası sistem, üretimi dünya ölçeğinde parçalamıştır. Böylece bir malın üretimi yüzlerce ayrı noktadan gelen parçalarla yapılmaktadır. İktisadi artık belirli çokuluslu şirket ve bankaların elinde toplanıyor olabilir, ancak hiçbir ülke bu üretim sisteminde tam anlamıyla milli bir ekonomiye sahip değildir. –üretim mekansal olarak parçalanmış bir ülkenin sınırlarını çoktan aşmıştır/ en ucuz üretim bölgesinde ara mal üretmek bir zorunluluktur çünkü rekabet bunu gerektirir –

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim Formu