YETER ARTIK! DAHA KAÇ GENÇ ÖLECEK?

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

Dün akşam 22:00 sıralarında net üzerinden bir arkadaşımızla sohbet ediyorduk. Sürekli Berkin meselesi etrafında yayın yapmamız toplum tarafından yanlış anlaşılabilir ve bizim farklı kesimlerin ideallerini taşıdığımız vehmini uyandırabilir kaygısındaydı. Ona şunları yazarak cevap vermiştim:

Burada mesele Berkin ve çevresindekilerin ideali değil.

Bir çocuk öldürülüyor; onun ideali ne olabilir ki?

Bunun acısını bir müslüman kadar kim duyabilir ki?

Berkin’e başka sebepten değil; mazlum olduğu için sahip çıkıyoruz. Vicdanımızın, imanımızın sesine kulak veriyoruz. Daha doğrusu vermek lazım.

Üstad Necip Fazıl, yahudi yayılmacılığının en büyük düşmanıdır ama Büyük Mazlumlar eserine Yahudi olduğu için zulüm gören Dreyfus’u dahil etmiştir.

Aynı şekilde Sabetaycı-dönme topluluğu ile en sert cedelleşenlerin başındadır ama İstiklal Mahkemesi mağdurlarından Cavit bey ve Dr.Nazım’ı Büyük Mazlumlar arasında saymıştır. Bu iki figürün Selanik Sabetaycılarından olduğunu Üstad başta herkes bilir.

Mazlumluk, mağdurluk başka bir şeydir.

Mazlumluk, mağdurluk bir taktik-strateji meselesi değil; ahlâki bir duruştur. “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” sözü Türk’ün ruh kökünden fışkıran en güzel sözlerin başındadır. Mazlum deyince akan sular durur. Taktik, strateji; artık hepsi hikayedir.

Bugün Berkin’in cenazesinde en ön safta oluruz, yarın 14 yaşında Fetullahçı bir çocuk öldürülürse onun cenazesinde; öbür gün Şırnak’ta “gösteri yapıyor, elinde sapan var” diye 14 yaşında bir çocuk öldürülürse onun yanında… Bundan da hiçbir siyasi beklenti ve hesabımız olamaz. Niyetimizi Allah biliyor; ondan gelecek ecirden başka aradığımız yok.

Şunu da gönül rahatlığı ile söyleyebilirim: Milleti %50 olaraktan ikiye bölüp, yedi düvelin yapamadığı kin ve nifakı aramıza sokan zalimin pek yakında taç ve tahtını yel almış bir düşküne dönüşmesi mukadder…  Onun “devrik diktatör” sıfatıyla çıkarılacağı bir mahkeme kapısında, her ne kadar ben ardından kimsenin ağlamayacağını, bugün kefen giyip gaz verenler başta olmak üzere hiç birisinin ortada olmayacağını düşünsem dahi, olur mu olur; onun lehine gösteri yapan bir topluluğa ateş açılır ve elinde Tayyip Erdoğan posteri var diye bir çocuğumuz, bir vatan evladı hedef gözetilerek öldürülürse, inanın, onun hesabını sormak için de elimizden gelen her ADIMI atarız.

Bizim Akape’ye yaptığımız muhalefet Akape’ye oy veren halkımıza yapılmış muhalefet değildir. Tabii oyunu maddi çıkar karşılığı veren ve bile bile hırsızlığa arka çıkan menfaat şebekeleri değil kastımız.

Ne Berkin olayında, ne Akape muhalefetimizde, bu coğrafyada yaşayan ahalinin yüzde ellisi adına diğer yüzde ellinin karşısına çıkmıyoruz. Bu yüzde elliden birisini istismar edip, diğerine karşı kışkırtan zalim emire karşı Hakkı haykırmak için yazıp çiziyoruz. Bir yarısını uyutarak, diğer yarısını korkutarak aslında yüzde yüzün geleceğini çalan ve bu coğrafyada onulmaz yaralar açan bir kibir heykeliyle boğuşuyoruz. Düşman olduklarımız bile bizim hakkaniyetimize inanmalı; “kimse savunmasa bile bizim hakkımızı İbdacılar savunuronlar haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmaz” diyebilmeli… Bunu örnekleştirmeye memur ve mecburuz. Dava da budur; mücadele de… İnsan olma memuriyeti…

Dün aynıyla bunları konuşurken, meğer o saatlerde Berkin için gösteri yapan gruplarla Ülkücü olduğu rivayet edilen bir grup arasında çatışma çıkmış ve bir vatan evladı daha toprağa düşmüş.

Berkin’in acısı içimize bir hançer gibi saplanmışken, Burak Can Karamanoğlu’nun ölüm haberiyle bir defa daha öldürüldük.

Ey Ülkücü genç! Berkin’i öldüren, ölüm emrini veren kişi; Türk Milliyetçiliğini ayakları altına alıp çiğneyen zihniyetin sahibidir. Senin Milli Sembol diye rozetini yakanda taşıdığın bozkurta it diyen politikacıdır!

Sizi 12 Eylül öncesi “vatan elden gidiyor” diye kışkırtıp, diğer vatan evlatlarının üstüne salan ve daha sonra “devleti, vatanı korumak size mi kaldı” diye hepinizi zindanlara tıkanların kirli tezgahını ne çabuk unuttun? O zihniyet bugün başka bir kılıkta bu ülkeyi yönetiyor.  O zihniyet, sizin dün gece yaptığınız kavgaya “iti ite kırdırma politikası” adını veriyor.  O zihniyet Muhsin Başkana düzenlenen sabotaj bütün detaylarıyla aydınlanana kadar zanlıdır ve elinde ülkücü kanı taşıma ihtimali olan zihniyettir. Onun oyununa gelme!

Berkin için yürüyen, Berkin’in acısını bir öfke patlamasıyla yaşayan halkımız! Katil bellidir. Başka çatışmaların içine girmek, halkın diğer yüzde ellisinden bir gruba saldırmak, yahut bir saldırıya maruz kaldığında kan akmasına sebep olacak misillemeler yapmak sadece ama sadece Berkin’in ölüm emrini verenin ekmeğine yağ sürmek olacaktır.

Berkin’le yıkıldık; Burak Can’la bir kez daha öldürüldük. Bir diktatörün hırs ve kini bu memleket evlatlarından daha kaç kişinin ölümüne sebep olacak? Milliyetçiliği ayaklar altında çiğneyip, bozkurta it diyen adam koltuğu sallanmaya başlar başlamaz Ülkücü gençliği bir anda kendi sokak milisine dönüştürmeye heves edebilir. Ama inanıyorum ki, Türk milletini parçalamaya götürecek böyle bir oyuna ilk olarak akl-ı selim Türk Milliyetçileri karşı çıkacaktır.

Yakasına yapışılacak kişi Berkin için yürüyenler değil; senin Milliyetçilik idealini ayakları altında çiğneyen, senin bozkurtuna İt diyendir.

Nur içinde yat Burak Can. Tek sermayesi provokasyon olan bir diktatörün saltanat hırsına vatan toprağına kurban düşen mağdurlardansın.

Pek yakında yeni provokasyonlar olabilir. “Camiye ayakkabıyla girdiler” masalının yeni versiyonlarını hatırlatıcı durumlar bu defa Ülkücü gençlik üzerinden dönebilir. Kimse bu oyuna alet olmasın. Sol ve sağ kesimleri bu zalimin provokatif söylemlerine karşı uyanık olmaya davet ediyoruz. Bir diktatörün hırs ve kibrine daha kaç vatan evladını kurban vereceğiz?

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on pinterest
Pinterest
Share on pocket
Pocket
Share on whatsapp
WhatsApp

İletişim Formu