HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 15
Levent AKINCI (*)
Kendileri ömürlerini lâiklere, solculara ve Batılılara yaranmakla geçiren zavallılar, ezberden konuşup bizim kiliseyi taklit ettiğimizi iddia ediyorlar! Güler misin ağlar mısın. Ve şunu da belirtelim; kilise ehli, ehli kitap kâfirdir, bu lâik bir kısım ilâhiyatçı ve yazar çizer takımı ise itikadımızca kitapsız kâfirdir. Müşrik veya müşrik hükmünde kâfirdir. Ehli kitap kâfirlerden kız alınabilir, bu kitapsızlardan izdivaç caiz değildir. Ehli kitap kâfirlerin helâl yolla kestiği helâl hayvanlar besmele ile yenilebilir, bu kitapsız kâfirlerin kestiği hayvan ise murdar olur. Daha bir çok fark vardır aralarında uzatmayayım.
Bir ayeti çok dillerine doladıklarını gördüm yaratılışçı evrimcilerin, hele bir arkadaş var ki bildik yaratılışçı evrimci de demek yetmez doğrudan “yaratılışçı darvinist”, Amerika’da katıldığı bir organizasyondaki konuşmasında Darvin’in şu âyetteki emre uyduğunu söylüyordu: (Daha sonradan bu görüşlerinden galiba kısmen de olsa dönmüş ama hâlâ daha insanların hayvanlarla ortak atası tezi ile dini uyuşturma gayretinden vazgeçmemiş durumda, bocalamaya devam ediyor. Bu çocuk diğerlerine göre daha samimi gördüğüm kadarıyla, umarım düzelir. Allah ıslah etsin)
“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ahiret hayatını da işte böyle yaratacaktır. Allah her şeye kādirdir.” (Ankebut 20)
Tabiî ki bu cümleler ve tüm diğer yazdıklarımız âyetlerin aslı değil meâl yani bir yerde çok kısa ve kısır tefsirlerdir. Evvelâ aslını mushaftan ve sonra da mânâsı için Ehli Sünnet ulemanın tefsirlerinden okumak lâzım. Bütün âyetleri. Kezâ bütün hadisleri de yine aynı ulemanın şerhleri ile okumalı.
Bahsettiğim arkadaş bu âyetin siyakı sibakı, nüzûl sebebi ve zemini ve zamanı, selef ve halefin nasıl idrak ettiği vs hepsini göz ardı ederek, yani klâsik modernist meâlci lügâtçi bakışla, “bakın ilk yaratılışımıza bakmamız emredilmiş, ve yani yeryüzünde ilk insanın nasıl yaratıldığı ile ilgili bilgiler var bizim için” gibi şeyler söylüyor. Bu arkadaşlar bu meâlcilikle ahirette de tek hücrelilerden ve planktonlardan evrimle yaratılacağımızı söylerlerse şaşırmayacağız. Ve Mesih Aleyhisselâm’ın nefesiyle can bulan çamur kuşun da aynı şekilde halkedildiğini iddia ederlerse şaşırmayacağız. Tek hücreli, plankton, balık, sürüngen, derken al sana kuş (!)…
Çünkü meâlciliğini yaptıkları bu tür âyetlerde eldeki bir kısım meâllerle ve güncel lügâtlerle yol alırlarsa, öte dünyadaki hayatın da aynı şekilde yaratılacağı buyruluyor demek durumunda kalırlar. Çünkü adeta, kudreti ilâhîyi tahdid ediyor veya Allah’ın bir ânda “ol” diyerek veyahut da, aklın bilimin izâh edemeyeceği şekilde yaratamayacağına inanıyorlar!
Akıl dışı demek farklı, akıl üstü, aşkın, aklı bilimi muciz (aciz bırakıcı) demek farklı, bunu da anlamıyorlar. Akıl dışı derken halk arasında bilhassa, ‘saçma’ anlamı da kastedilebiliyor, ama akıl üstü demek farklıdır. Neyse. Âyete nazar edelim:
Evvelâ, bu âyet ahireti, haşri inkâr edenleri, çürük kemikleri alıp, ufalayıp, “biz böyle olunca mı bir daha toplanacak, dirileceğiz” diyen kâfirleri ilzam eden bir ayet aynı zamanda. Nitekim “Onları ilk defa kim yarattı ise o diriltecek” buyrulmuş başka âyetlerde. Ankebut 20’de atıf yapılan neş’e-i ûlâ dünya hayatı, neş’e-i sâniye de ahiret hayatıdır. Ve yine aynı âyetin hemen devamında 23. âyette “Allah’ın âyetlerini ve O’na dönüşü” inkâr edenlerden bahsediliyor. Yani haşri ve ahireti inkâr edenler. Çok âyette bahisleri geçer, meselâ:
“İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Şimdi o açıktan açığa bize düşman kesiliyor. Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışıyor ve ‘Şu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?’ diyor. De ki, kim onları ilk başta yaratmış ise o diriltecek. O yaratmanın ve yaratılanların her türlüsünü bilir.” (Yasin 77-79)
Bir çok âyette yeryüzünün yağmurla ölümünden sonra dirilmesi, yani yeşermesi örneği verilip insanın dirilişinin de bunun gibi olacağı beyan edilir. Yine bir çok âyette, kâfirlerin, “bu kurumuş çürümüş kemikler mi diriltilecek” diyerek inkâr ve alay ettikleri zikredilir. Yani Ankebut 20’de de Kur’ân’ın bir çok yerinde olduğu gibi; insanı ve âlemi ilk defa yaratanın ahireti de yaratacağı, ölüleri dirilteceği beyan ediliyor vesselâm. İlk defa yaratmak mı daha kolay tekrar yaratmak diriltmek mi, (insan mantığına göre daha kolay yani) gibi dersler verilir bazı âyetlerde:
“İlk yaratma ile yorulup aciz mi kaldık ki, yeniden yaratamayalım? Hayır, onlar bu yeni yaratılıştan şüphe içindedirler.” (Kaf 15)
“Yaratmayı hiç yoktan başlatan, sonra onu iade edip diriltecek olan O’dur; bu O’na göre daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misaller O’nundur. O, Azîz ve Hakîm’dir” (Rûm 27)
Velhasıl, lafın tamamı aptala söylenir, uzatmayalım bu bahsi. “Îsâ’nın yaratılışı Âdem’in yaratılışı gibidir” kavli için düz mantıkla ve meâlcilikle lügâtçilikle hemen atılıp “Birebir aynı mı ? Hz Âdem’in de mi Hz Îsâ gibi sadece annesi var babası yok?”, veya, “Hz Îsâ da mı topraktan aynı şekilde birebir Hz Âdem gibi yaratıldı?” demiyor, oradaki icaza, hikmete ve kudrete, kün emrine hasrı nazar ediyorsak, bahsettiğimiz haşr ayetlerinde de durum aynıdır. Allahuâlem.
“Evrimci değilim ama, evrim de Kur’an ile çelişmez ha” deme kuyruğuna girmiş birileri. Bu aralar moda. Bir şeylere hazırlık aşaması sanki. Kimi diyor ki “Tamam; Âdem, dediğiniz gibi, balçıktan yaratılmış olabilir, ama eşi hominid asıllı idi ve hominid asıllı insanlar vardı. Âdem’le Havva’nın çocukları onlarla evlendi, böyle karışarak ve çoğalarak geldik bu güne”. Bazen de bunu bir ihtimâl olarak söyleyenlere rastlıyoruz. “Böyle de olmuş olabilir”, “Şöyle de olmuş olabilir” gayb taşlama moda. Daha bir sürü böyle ucûbe yorumlar. Kimileri de doğrudan bildik Darvinist zaten.
Evet, Ankebut Suresindeki âyet yeterince anlaşıldı ise şimdi gelelim yaratılış konusunda gayba taş atanlarla ilgili âyetlere.
“Ben, onları (şeytan ve soyu) ne göklerin ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında şahit tutmadım ve hiçbir zaman doğru yoldan çıkanları yardımcı edinmiş değilim.” (Kehf 51)
Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Yoksa meleklerin yaratılışlarına şahit mi oldular? Şahitlikleri kaydedilecek ve bundan sorguya çekileceklerdir. (Zuhruf 19)
“Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?” (Saffat 150)
Bu âyetlerden ders almak ve ihtar olmak gerektir ki, görmediğimiz bilmediğimiz yaratılış hakkında, ister göklerin ve yerin, ister meleklerin ve cinlerin yaratılışı hakkında, ister insanın ilk yaratılışı hakkında nakilde ne varsa ona imân edip susmak gerekir, bundan öte zanlarla atıp tutmak gördüğümüz üzere şeytanların ve müşriklerin huyudur.
Neyse, daha fazla uzatmadan başlıktaki konumuzu sonlandıracak olursak;
Hülâsa, bu hikâyenin tenkidinde üç mühim sonuç çıkıyor karşımıza;
1) Freud-Darvin-Marks teslisine tapanların ve bunlara sırnaşanlarımızın iddia ettiği gibi bir evrim kesinlikle yoktur. İlk insan, Allah Teâlâ’nın topraktan annesiz ve babasız olarak halk ettiği ve talim-terbiye ettiği Âdem Âleyhisselâm’dır. Eşini de ondan yarattı. Evrimciler, Marksistler, Freudistler, Darvinistler; Göbeklitepe ve civarındaki diğer buluntularda çuvalladılar ve tarih öncesi zaman tasnifini bir kez daha değiştirmek zorunda kaldılar. Yani bir yerde Paleolitik, Mezolitik gibi tasnifler ve bilhassa sözde süreleri çuvalladı! Prehistorya baştan yazılacak yani. Şimdi sıra sözde Hominid teorilerine geldi.
2) İnsan, mucizevî hâller haricinde ancak diğer insanlardan irşâd olur, hayatta en hakikî mürşid ilim değildir, onu tâlim eden muâllimlerdir, âlimlerdir. İlk muâllimimiz de annemizdir, başta, doğar doğmaz anne veya o roldeki bir diğer insan veya insanlardan öğreniriz her şeyi. Hatta ana karnında başlar öğrenme. Bu, yanan bir çerağın yanma kuvvesine sahip hazır bir diğer çerağı tutuşturup kendi gibi yakması gibidir adeta. Ve maden, keşif ve işleme meselesidir. Kesbî ilim meselesi böyledir. Vehbî ilim ise bundan aşkındır ve aklı bilimi tamamen âciz bırakıcıdır. Gerek kritik dönemde gerek sonraki hayat boyu, insan bildiği her şeyi diğer insanlardan öğrenir. Bir insan yavrusunun dil ve konuşma edinimi umumî mucizattan, faraza Hay gibi birinin edinimi ise hususî bir mucize olarak kabul edilebilir.
3) Ne İbni Tufeyl ve masalı, ne Rûmi ve şiirleri ne de Nazzam gibiler Edille-i Şer’iyye içinde yer almaktadır. ‘Evreka, İslâm kaynaklarında da evrim var, daha Darvin yokken evrim düşüncesi bizde vardı’ diyenlere dinde delillendirmenin ne olduğu ve nasıl olduğu hususunda ciddi bir talim gerekiyor. İslam coğrafyasında tarih boyunca zaman zaman nice uçuk kaçık ve batıl görüşler ortaya atılmıştır. Ümerasıyla olsun, ulemasıyla olsun, ümmetin “Sevâd-ı Âzâm”ı tarafından asla kabul görmemiş ve kimi tekfir edilmiş, kimi tenkid edilmiş ve reddiyeler verilip çürütülmüş, kimi hiç ciddiye alınmamış kişi ve görüşlerini İslâm kaynakları diye sunanlara ancak İslâm’ı, Ehli Sünnet’i ve tarihi bilmeyen cahiller ve gafiller kanar. Ayrıca da, modernistlerin dillerine doladıkları bu ve benzeri zevâtın da hangisi (16) açık açık bu günkü bildik evrimi savunuyordu, bu da çook su götürür.
(16) https://www.youtube.com/live/9p-pktQVgnU?si=HHbWbiEg5mLigpgk Evrimi reddeden bilim adamları hakkında, 8. Dakikadan itibaren. Hemen devamında da İslam dünyasındaki, türler arası geçişi savundu denilen bazı alim ve düşünürlerinin sözlerinin çarpıtılması hakkında.
-BİTTİ-
(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi










