MİRZABEYOĞLU SUİKASTİ VE “YOĞURTTAN DARBE”
Takdim: 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen hadiseye Kumandan Mirzabeyoğlu’nun yakıştırması, “Yoğurttan darbeye mukavvadan hançer” olmuştu. AKP çetesi tarafından işlenen Telegram suikastine giden yolda Kumandan Mirzabeyoğlu’nun bu tesbiti de kayıtlara geçti elbette. Bu yakıştırma, hadise üzerinden şahısları adına kahramanlık destanları yazmak isteyenlerin hesaplarını bozmaya yetmekteydi. Kumandan’ı hesaplarına payanda edemedikleri bir yana, söyledikleriyle de yine oyun bozanlık yapmaktaydı. 15 Temmuz davaları devam ederken, davalarda yaşananlar Kumandan Mirzabeyoğlu’nu doğrulamaya devam ediyor. Davaları Türk medyasında en sadıkane takip eden Müyesser YILDIZ aşağıdaki üç yazı ile en son yapılan duruşmalarda neler olduğunu bize aktarıyor:
Eski Başdanışmanı: Yurtta Sulh Konseyi Var Başkanı da Hulusi Akar
Müyesser Yıldız
24/04/2025
Yargıtay’ın 199 sanık yönünden verilen kararları bozmasının ardından yeniden görülen Genelkurmay Çatı davasında, dönemin Genelkurmay Harekat Merkezi’nde görevli eski kurmay albay Osman Kardal, Hulusi Akar ve Yaşar Güler’in garantör sıfatıyla darbeyi önlemedikleri için yargılanmasını istedi. Sanıklardan Ali Çakır da cezaevinde birlikte kaldığı Bora Kaplan davası sanıklarından birisinin, “15 Temmuz’da hasımlarımızı öldürüp askeri birliklerin önüne attık.” itirafında bulunduğunu öne sürdü.
Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda görülen davanın bugünkü üçüncü celsesinde sanıklar ve avukatlarının Yargıtay kararına karşı beyanlarının alınmasına devam edildi.
Sanıkların büyük bölümü deliller değerlendirilmeden, silahların balistik incelemesi yapılmadan yargılanarak cezalandırıldıklarını anlatıp yeniden yargılanmaları gerektiğini bildirdi.
Bora Kaplan 15 Temmuz Bağlantısı
Sanıklardan eski yüzbaşı Ali Çakır ise cezaevinde aynı koğuşta kaldığı Bora Kaplan davası sanıklardan birisinin, “15 Temmuz’da hasımlarımızı öldürüp askeri birliklerinin önüne attık.” itirafında bulunduğunu öne sürüp bu konunun araştırılmasını istedi.
Eski kurmay albay Cemal Turgut ise 15 Temmuz’da bazı polis telsizlerinde yapılan konuşmalara ve TBMM’de görevli polislerin açıklamalarına dikkat çekerek, “Rastgele 4 bin mermi atılmış. Bölgedeki sivillerin bunlarla vurulması mümkün. TSK’da kalaşnikof ve keskin nişancı sılahı yok. Bu polisler tanık olarak dinlensin.” dedi.
Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in özel kalem müdürü eski kurmay yarbay Bünyamin Tuner de mahkemenin önceki heyetine tepki gösterip bu heyetten gerçeklerin ortaya çıkmasına engel olmamasını istedi.
Eski kurmay binbaşı Mutlu Burak Uyar, askeri mevzuatı bilmeyen hakim ve savcılar yüzünden mağdur edildiğini anlatırken o gece karargâhta kalmasına sebep olan Daire Başkanı Uğur Tarçın başta olmak üzere Hulusi Akar, Yaşar Güler, Metin Gürak gibi çok sayıda ismin dinlenmesini isteyip, “Bunlar benim masumiyetim için önemli.” dedi.
“Cumhurbaşkanının Adamıyım”
Dönemin Genelkurmay Harekat Merkezi sorumlusu eski kurmay albay Osman Kardal, ülkemizde hak yemenin, sol elle yemek yemek kadar dikkat çekmediğini belirtip mahkeme heyetini eleştirince Başkan, heyete yönelik ithamlarda bulunmaması uyarısında bulundu. Beyanının devamında yeniden yargılanmaları gerektiğini bildiren Kardal, mağdur müştekilerden gelen tepkiler ùzerine de “Ülkemizin üye olduğu BM 61 şehidin dışarıdan öldürüldüğünü yazdı. Kimse kimseye ahkam kesmesin.” dedi.
Osman Kardal, Trabzonlu ve Trabzon Lisesi mezunu olduğunu belirtirken Ekrem İmamoğlu’nu kastederek, “Muhtemelen lisede birlikte okuduk. O liseyi bitiren herkes 4 yıllık fakülteyi kazanır.” mesajı verdi.
Osman Kardal şöyle devam etti:
“1-10 Temmuz arasında ailemle tatildeydim. Örgütten olsam izinli olmazdım. Ailemden bir tane FETÖ’cü bulun, örgüt üyeliğini kabul edeceğim. Örgüt üyesi de darbeci de değilim. 17-25 Aralık’tan sonra ‘Genelkurmay’a hiçbir FETÖ’cü girmeyecek’ denilerek Harekat Merkezinde görevlendirildim. Ben aslında Cumhurbaşkanının adamıyım. 15 Temmuz’da eksi 15’inci katta çalısıyor; Irak, Suriye, Yemen’i takıp ediyordum, dışarıda olanlardan haberdar değildim. Koskoca Genelkurmay Başkanı, hiçbir kuvvet komutanına bildirmeden telefonla uçuş sahasının kapatılması talimatını bir albaya verdi. Sen bunun darbe olduğunu söyle, önleyelim. Başladıktan sonra önleyemezsin. Garantör sıfatıyla darbeyi önlemediler. Neden önleyemediler? Birinci ve ikinci başkanın yargılanmasını istiyorum. Harekat Merkezinde üç kurmay albaydık. Biri general oldu. Diğeri, Genelkurmay’da okunmaz, ama o hep Aydınlık okurdu. Onu da general yaptılar. Beni içeri atmaları gerekiyordu ki, general olsunlar. O gün sadece Daire Başkanımız İlhan Kırtıl’la 20’ye yakın görüşmem var, ama darbeden söz eden yok. O yargılanmadı. En son Cumhurbaşkanlığı Harekat Merkezinin başında olduğunu duydum. Süleyman Ayhan Bey (Cumhurbaşkanlığı avukatı) bilir.”
Kardal, gözaltında ağır işkence gördüğünü, ifadesinin bile sadece alt iç çamaşırıyla ve avukatsız alındığını iddia ederken de, “İşkence yeniden yargılama sebebidir.” dedi.
Eski Başdanışman Bombaladı
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın başdanışmanı olan eski kurmay albay Orhan Yıkılkan, Akar ve Yaşar Güler hakkında dikkat çekici iddialarda bulundu.
Yıkılkan, mühimmat dağıtan, halka karşı asker sevk eden Fahri Kafkas hakkında beraat kararı verildiğini, Yargıtay’ın da bu kararı onadığını vurguladıktan sonra şunları sôyledi:
“Haklı ve doğru bir karar. Sorduğum şu: onun beraat gerekçelerinin neden dikkate alınmadığı. Nedeni, maalesef Yaşar Güler’in devre arkadaşının yakını olması ve Güler’in referansıyla Genelkurmay’da görevlendirilmesidir.”
Orhan Yıkılkan, olmadığı anlaşılan sözde Yurtta Sulh Konseyi ile ilgili olarak da şu çarpıcı iddiaları dillendirdi:
“Mahkeme zaten yok demişti. Yargıtay da Konseyle ilgili bilgi belge bulunmadığını belirtti. Hayır MEDAS mesajları içinde Hulusi Akar’ın konsey başkanı olduğuna dair evrak var. Başkanın Akar, kuvvet komutanlarının da üye olduğunu gösteriyor. Bu 12 Eylül mesajlarıyla aynı. İşte bunu yok saymak için Mahkeme de Yargıtay da ‘Yok’ dedi. Peki, buna gôzümüzü kapatalım, Akar, ‘İmzalamadım.’ desin; ama öncesi, ön hazırlıkları, verdiği emirler var. Apaçık bunu göz önünde bulundurmamak ne kadar vicdani? Bunu önceki mahkeme heyetine söylediğimde Başkan Oğuz Dik, ‘Hulusi Akar iddianamede yok, yargılayamayız.’ dedi. Yargılayın demiyorum; hak, hukuk, adalet diyorum. İsmi, imzası olmayanlar cezalandırılıyor, buna dikkat çekiyorum.”
Bu beyanlarının ardından Yıkılkan, mahkemenin de hukuksuzlukları tespit etmesi halinde Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Başsavcılığı nezdinde yargılama sürecinin yeniden başlatılması için girişimde bulunmasını istedi.
“Ümit ve Ekrem Beyler Aramıza Hoşgeldiniz”
15 Temmuz’da Hulusi Akar’ı derdest ettirmekle suçlanan eski tuğgeneral Mehmet Dişli de şunları söyledi:
“Konumum sayın Hulusi Akar’la aynıdır. 16 Temmuz’da Çankaya Köşkü’nde kriz masasında görev yaparken gözaltına alınıp Emniyete götürüldüğümde, ‘Niye buradayım?’ diye sordum. 9 yıl geçti, hala aynı noktadayım. Yargı kararları deniyor; hangi yargı kararlarından bahsediliyor? En temel hukuk kaidelerinin yok sayıldığı, tanıklarin dinlenmediği, sadece kurgusal raporların dikkate alındığı kararlar mı? Ümit ve Ekrem Beylere aramıza hoşgeldiniz diyorum. Başımıza ne geldiğini şimdi anladılar. Bundan sonrası benim için onur ve bunların sorumlularından hukuk önünde hesap sorma mücadelesidir. Az kaldığını düşünüyorum.”
Bilsem Hulusi Akar’ı Boğardım
Sanıklardan eski Çiğli Üs Komutanı Kubilay Selçuk da Hulusi Akar için “efendi” sıfatını kullanıp şöyle konuştu:
“Ne haltlar karıştırdığını, Atatürk Orman Çiftliği’nde birileriyle biraraya geldiğini veya darbeyi haber alıp en ufak tedbiri almadığını bilsem, onu orada boğardım herhalde. Siyasi bir tuzağa düştüm, beni attılar ki, böyle at oynatabilsinler, memleketi sereserpe yere sersinler. Hulusi Akar’ın buraya gelmesini istiyorum. Karakterim ve ahlakım gereği paylaşmadığım şeyler de var. Gelirse paylaşırız. Bir Genelkurmay Başkanı Karargahını FETÖ’cülerden seçer mi? Değilse, hüsnü şehadat edeceği bir tane adam mı yok? Bu bir karakter testidir. Böyle birisini Genelkurmay Başkanlığı’na devam ettiremez, Milli Savunma Bakanı yapamazsınız.”
Devlet Başkanı Kim Olacaktı?
Bugünkü celsede beyanda bulunan son sanık eski tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş oldu. Sônmezateş şunları söyledi:
“Kimseyi öldürüp yaralamadım. Ben niye ceza aldım? Erdoğan’ı tutuklamaya çalışmaktan. Bundan büyük suç yok. Bundan daha az suç olan, Cumhurbaşkanı adaylığı ve seçilme ihtimali söz konusuysa tutuklanmaktır. Yoksa öldürme, yaralama suç değil. Evet, Marmaris’e gittim. O gün elinde silah olan tek general bendim ve görevimi başaramadım. O yüzden buradayım.”
Sönmezateş beyanının devamında Erdoğan’la ilgili yolsuzluk iddialarını gündeme getirince Mahkeme Başkanı, bunların dava konusu olmadığı ve siyaset yapmaması uyarısında bulundu.
Sönmezateş şöyle devam etti:
“Ben ve adamlarım kimseyi öldürmedik. Yapsam mutlaka söylerdim. Yaptığım suçtan değil yapmadığımdan ceza aldım. 14 gün TEM’de sorgulandım. 15 Temmuz’u sorguladılar, gerçeği arıyorlardı. Darbenın 1 numarası denilen Akın Öztürk’le ıigili tek soru sormadılar. Akın Öztürk’ün darbeyle, FETÖ’yle ilgisi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Abidin Ünal ve Hulusi Akar’la ilgili çok soruya muhatap oldum. Abidin Ünal’la darbeden önce hiç görüşmediğimi söyledim. Hulusi Akar’ı sorarsanız; bu salondakilere, ‘Darbeden sonra kim devlet başkanı olacaktı?’ derseniz, yüzde 90’ı, ‘Akar olacaktı.’ der. Sorguyu yapanlara, ‘Siz ona dokunamaz, hiçbir şey yapamazsınız.’ dedim. Hulusi Akar’ın adamları 2 sene onu korumak için elinden geleni yapti, ‘Hulusi Akar hakkında konuşmayın. Sizi yakında kurtaracak, bunun için çalışıyor.’ dediler. Ama artık karınlarının bu yalana doyduğunu, her koyunun kendi bacağından asıldığını anladıklarını görüyorum. Burada örgüt de lider de yok. 2018’de var gibiydi. O da Hulusi Akar’ı korumak içindi. Bugün de Hulusi Akar’a kimse bir şey yapamaz. Erdoğan’ın korumasında, Hakan Fidan’ın en yakın arkadaşı. O mesele kapandı, bitti.”
Sönmezateş, Akın Öztürk ve İlhan Talu’nun ağır işkencelere maruz kaldığını belirtirken de Özgür Özel’in Erdoğan’a verdiği, “15 Temmuz’u dış dünyaya anlatmada bizden yardım istediniz.” cevabına şöyle tepki gösterdi:
“Özgür Özel denen herif şimdi itiraf ediyor. Yurtdışına gidip işkence görmediğimizi anlattı. Şimdi üniversite ve lise öğrencileri işkence görüyorsa sebebi budur. Ben onların yerinde olsam Özgür Özel’e güvenmem.”
Mahkeme Başkanı, Sönmezateş’in bu sözlerine de, “Davamızın konusu değil.” diyerek müdahale etti.
Duruşmaya yarın devam edilecek.
“Darbecilerin Kaos Planı” Denilen Rapor MİT’in miydi?
25/04/2025

Yeniden görülen Genelkurmay Çatı davasında, 15 Temmuz’da Akıncı üs komutanı olan Hakan Evrim, “Yargıtay’ı reddediyorum” dedi. Eski tuğamiral Sinan Sürer de kaos planı hazırlamakla suçlandığını, ama bunun MİT’ten gelen resmi bir yazı olduğunu, ama sadece 8 sayfasının gündeme getirildiğini, diğer 11 sayfasında ise AKP ile ilgili ciddi iddialar bulunduğunu, bunları ana başlıklarıyla açıklamak istediğini söyleyince Mahkeme Başkanı, dosya kapsamında kalması için uyardı.
Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonunda görülen davanın bugünkü dördüncü celsesinde Yargıtay’ın bozma ilamına karşı sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.
Sanıklardan eski astsubay başçavuş Derviş Taş, hesabını alnının akıyla verdiğini belirtip şöyle konuştu:
“Hem de mahkemenin bize sunmadığı delilleri biz mahkemeye sunarak. Bizler ölmüş eşekleriz. Artık kurtlardan, saçma sapan suçlamalardan korkmuyoruz.”
Eski astsubay çavuş İlyas Akyar da sözlü savunmalarının dinlenmediğini, yazılı savunmalarının ise okunmadığını iddia edip bunlar dışında başka bir savunma yolu olup olmadığını sordu. Mahkeme Başkanı, “Sözlü savunman dinleniyor, yazılı savunman okunuyor.” karşılığını verdi.
Çatı Çöktü
15 Temmuz’da Akıncı Üs komutanı olan eski tuğgeneral Hakan Evrim ise BM’in Akın Öztürk’le ilgili olarak verdiği “Adil yargılanmadı, derhal tahliye edilmeli” şeklindeki karara dikkat çekip şunları söyledi:
“Yargıtay’ı reddediyorum. Çünkü BM, ‘Adil yargılama yapılmadı.’ diyor. Bu kararla çatı çökmüş, darbe davaları toptan yıkılmıştır. Ne önceki yargılamaları ne yargı kararlarını kabul ediyorum. Bundan sonra yapmamız gereken; kimler işkence yaptı, bizleri hukuksuz yargıladı, bunlar tespit edilmelidir. Hepsi suçludur. Ve darbe davaları yeniden görülmelidir.”
MİT Raporunu Kim Sızdırdı?
Dönemin Genelkurmay 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı eski tuğamiral Sinan Sürer’in beyanı sırasında bir şehit yakınının sanıklara gösterdiği tepki nedeniyle sık sık gerginlik yaşandı.
Sürer salona her gelişlerinde müştekilerin küfür ve hakaretlerine maruz kaldıklarını belirtirken bir şehit yakını tepkisini sürdürünce Mahkeme Başkanı, “Dinlemeyeceksen biraz dışarıda bekle, sonra alacağım. Duruşma yapmamızı engelliyorsun.” uyarısında bulundu.
Ancak müştekinin müdahalesi sürünce Başkan salondan çıkarılmasını isterken, Sinan Sürer, “Bence çıkmasın; dinlesin, anlasın. Yoksa ikna olmaz.” dedi.
Beyanına, “Elimde silah var diye beni linç ettiler.” ifadesiyle başlayan Sürer şöyle devam etti:
“Yusuf Çelik’i öldürdüğüm iddia edildi. Balistik incelemede baktılar yokum, vazgeçtiler. Bu defa ‘Kaos planı hazırladı.’ dediler. Bu, MİT’ten gelen resmi bır yazıydı. Ama sanki ben hazırlamışım gibi basına servis ettiler. Bunu da önceki mahkeme başkanı Oğuz Dik yaptı. Buna ilişkin hakkımda soruşturma açılmadı, tek soru sorulmadı. Ben sorduğumda da Oğuz Dik, ‘Senin el yazın değil.’ dedi. O yazının 8 sayfası seçimlere ilişkin bir kaos planıydı. Sadece bu kısmı sızdırıldı. Diğer 11 sayfa ise AK Parti’yle ilgiliydi. Sadece ana başlıklarını söyleyeyim.”
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, Sürer’den dosya kapsamında kalmasını istedi. Sinan Sürer de, “O zaman eğer buradaysa Müyesser Yıldız Hanım’a vereceğim.” dedi.
Sürer beyanının devamında şunları söyledi:
“Eli kanlı olarak suçlanıyorum, ateş ettiğıme dair hiçbir görüntü yok. Defalarca balistik raporlarını istedim, verilmedi. Oğuz Dik, ‘Belki sana bundan ceza vermeyeceğiz.’ dedi. Bu kadar linç edilen birisinin silahının balistik incelemesinin yapılmaması mümkün mü? Raporlar Haziran 2022’de geldi, silahlarımın temiz olduğu ortaya çıktı. Ama aya yol yapıp araba sürdürsem de inanmayacaklar. Meydan okuyorum, Allah rızası için bana bir tane delil gösterin.”
Şehit yakınının, “Yalancı!” diye bağırması üzerine de Sürer hem ona hem Cumhurbaşkanlığı avukatı Süleyman Ayhan’a şöyle seslendi:
“Yalan söyleyenin Allah belasını versin. Eğer elinizde güvendiğiniz delil varsa karşılıklı lanetleşelim. Değil birisini vurmak, tek bir mermi bile sıkmadım. Haydi Süleyman Bey, karşılıklı lanetleşelim.”
Sinan Sürer son olarak 15 Temmuz’la ilgili şüpheleri dilendiren, aralarında Şamil Tayyar, Abdurrahman Dilipak, Yusuf Kaplan, Selim Temurci, Nihal Olçok, Aytun Çıray, Veli Ağbaba gibi isimlerin olduğu çok sayıda ismin tanık olarak dinlenmesini istedi.
Sürer’in beyanları tamamlandıktan sonra da şehit yakını, “Evlat acısı gör” deyince, Cumhurbaşkanlığı eski başyaveri Ali Yazıcı, “Siz bizim kalbimizdesiniz. Oğlunuzun katilleri aramızda yok.” karşılığını verirken eski yarbay Özcan Karacan şunları söyledi:
“Devletimiz şehitlerle ilgili gerekli maddi-manevi yardımları yapıyor. Bu hanımefendi bu güzelliklerden yararlandıktan sonra hala konuşuyor, bizi dinlemiyor bile. Söylenenlerden sonra sabır taşı olsa çatlar. Biz de küfretsek, sonra ‘Şehit ailesine küfretti.’ denir. Ne olur hanımefendiye söz hakkı verin ya da çıkarın. Yaptığımızın yapmadığımızın bedelini yeterince ağır şekilde ödüyoruz. Biz ve ailelerimiz zaten maddi manevi zulüm altındayız. Kendimizi acındırmak için anlatmıyorum. Bilsinler ki, bize zulmediliyor. İçleri biraz soğusun, rahat etsinler.”
Tahliye Yok
Bugünkü beyanların tamamlanmasından sonra, Yargıtay’ın haklarında verilen cezayı bozduğu, bu dosyadan tutuklu 15 sanığın tutukluluk durumu görüşüldü. Savcı, tutukluluk hallerinin devamı yönünde mütalaa verdi. Mahkeme de tutuklulukların devamını kararlaştırdı.
Darbe Bildirisindeki İsim de Akar’ı İşaret Etti
28/04/2025

Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülen Genelkurmay Çatı davasında darbe bildirisinde adı bulunan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, sözkonusu bildiriye ilişkin mesajın TSK sistemine nereden ve nasıl yüklendiğinin araştırılmadığını belirterek, “İki mesaj var. Birinde Hulusi Akar’ın, diğerinde benim adım var. İlk hazırlanan hangisidir? Daha sonra kopyala-yapıştırla mı ikincisi hazırlandı? Bunlar da incelenmedi.” dedi.
Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın bugünkü beşinci celsesinde, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı beyanı sorulan tutuksuz sanık eski uzman çavuş Serkan Candan 15 Temmuz’da Genelkurmay’da nöbetçi olduğunu, tüm suçlamalardan beraat ettiğini anlatıp bozma gerekçesi yapılan üç şehidi tanımadığını, başka da söyleyecek bir şeyi olmadığıni bildirdi.
Dönemin Genelkurmay Personel Başkanı İlhan Talu ise Yurtta Sulh Konseyi üyeliği ve yöneticilik suçlamalarından beraat ettiğini hatırlatarak bozma ilamındaki şehit İhsan Çağ’a ilişkin suçlamadan da beraat etmesi gerektiğini söyledi.
Gece 11.30’da Çıplak Arama
Darbe bildirisinde ismi olan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, 9 yıl boyunca başına gelmeyenin kalmadığını, ilk yargılamadaki her savunmasından sonra cezaevinde cezalandırıldığını, avukat bulamadığını, dosyadaki bilgi ve belgelere haklarında karar verildikten sonra ulaştığını, nïhayetinde Ankara’dan Tekirdağ’a sürüldüğünü belirterek naklinin mahkeme kararıyla mı yapıldığını sordu.
Mahkeme Başkanı’nın, “Cezaevi nakillerine karışmıyoruz.” cevabından sonra Partigöç şöyle devam etti:
“Buraya 7 saatte geldim. Tüm evraklarıma el koydular. ‘Çıplak arama yok.’ diyorlar. Gece 11.30’da önü kapalı, arkası açık önlükle geliyorlar. ‘Oramı buramı ellemeyin, tam soyunayım.’ diyorum.”
TSK’da Elektronik İmza Yok
Mehmet Partigöç, Yargıtay’ın bozma ilamında yer alan üç şehit ve yaralıdan sorumlu tutulması için yönetici olması gerektiğini belirtirken de şunları anlattı:
“Darbe toplantılarının yapıldığı villaya gitmişim. Burada herhangi bir parmak izim var mı, bunu talep ediyorum. Saçım dökülüyor, her gittiğim yerde bir tutam saç bırakıyorum. O villada DNA incelemesi yapıldı mı? Beni o villaya götürdüler. Hemen yanında eski asker, miletvekili Şirin Ünal’ın villası, kapısında da kamera var. Bu kameradaki görüntüler alındı mı? Villa yolundaki bankamatiklerin, sitelerin kameraları toplandı mı, bölgedeki MOBESE’lere bakıldı mı? Yoksa niye yok, lehimize olduğu için mi yok? Medyada günlerce darbe mesajını onayladığım konuşuldu. TSK’da ıslak imza veya elektronik onay olarak iki tür onay var. Aslan Güner’in ikinci başkan olduğu dönemde ‘bilgiler sızıyor’ denilerek bilgisayar onayı kaldırıldı. Bu değişiklik incelendi mi, incelenmediyse neden? Islak imza var mı yok mu, olsa bilirim. Fuat Uğur 21 Nisan 2016’da, ‘Bir korsan mesaj yayınlanırsa’ diye yazdı. Bu Fuat Uğur’a soruldu mu? TSK’da mesaj çekebilmek için bir yerden elektronik olarak gönderilmiş olması gerekir, CD olarak giremezsiniz. Bu mesajı kim atmış? Mesaj odasında kamera var, giren çıkan yok. Kim buraya erişebiliyor? Genelkurmay Bilgi İşlem Merkezi uzaktan istediğini yapabiliyor. Burası da incelenmedi. Bana bağlı şubedeki bir bilgisayarda bulunmuş. Orada 40 bilgisayar var, biri hariç tamamı kapalı devre. Her nedense o birindeymiş. Niye onda yapalım? Peki o bilgisayarda mı yazılmış, başka yerden mi yüklenmiş? Bu da incelenmedi. İki mesaj var. Birinin altında Hulusi Akar’ın, diğerinde benim adım var. Hangisi önce, hangisi sonra kopyala-yapıştırla hazırlandı? Acaba benim adım uygun olmaz diye vazgeçilip sonra benim adımla olan mı çoğaltıldı – ya da tersi mi oldu? Bunlar incelenmeden kendimizi savunamayız.”
Gelmiyorlar Çünkü Korkuyorlar
Partigöç’ten sonra beyanda bulunan dönemin Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Muhsin Kutsi Barış kritik tanıklar dinlenmeden, maktüllerle ilgili raporlar ve müştekilerin beyanı alınmadan karar verildiğini kaydedip şunları söyledi:
“Yurtta Sulh Konseyi’nin olmadığı ortaya çıktı, dünyanın en büyük başarısız darbe kumpası çöktü. Benim birinci sicil amirim Yaşar Güler, ikinci sicil amirim Hulusi Akar’dı. Siyasi iradeyi arkanıza almışsınız, kumpası kurmuşsunuz, niye gelip de gözlerimizin içine bakarak sorularımıza cevap vermiyorsunuz? Çünkü korkuyorlar, ama korkunun ecele faydası yok. 18 Temmuz Muhafız Alayı’nın kuruluş yıldönümüdür, tüm devlet erkanı gelir. Emrimde binlerce asker vardı. Eğer darbeci olsam, tüm erkan gelmişken enterne eder, darbeyi yapanların içinde olsam bunu teklif eder ve hayata geçirirdim.”
Muhsin Kutsi Barış, Hulusi Akar, Yaşar Güler, Abidin Ünal, Zekai Aksakallı, Şirin Ünal ve Sadık Üstün’ün yanı sıra Sedat Peker, Ümit Özdağ, Nevzat Tarhan ve Selim Temurci’nin tanık olarak dinlenmesini de istedi.
Siyasi Baskı Tartışması
Sanıklardan dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın özel kalem müdür yardımcısı olan Ahmet Yıldız, soruşturma ve kovuşturma süreciyle bazı hakim ve savcıları eleştirince Mahkeme Başkanı, “Kesinleşmiş suçlarla ilgili kişi ve kurumları suçlamayın, yargılama konusuyla ilgili beyanda bulunun.” uyarısında bulundu.
Ahmet Yıldız, BM’nin Akın Öztürk kararında adil yargılama yapmayanların yargılanması kararına dikkat çekerken de şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye ve dünya önemli bir sürece girdi. Türkiye de belki bugün belki yarın bu değişimi yaşayacak. BM’nin o kararıyla bu dava tamamen bozulmuştur. Üzerinizde siyasi baskı olabilir, ama bu kararlar sizi de bağlayacak.”
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “Mahkeme heyetini itham altında bırakamazsın.” diye tepki gösterdi. Ahmet Yıldız da, “siyasi baskı” ifadesini geri aldığını, Türkiye’de her kurum üzerindeki baskı anlamında söylediğini bildirdi.
Ahmet Yıldız, “Çok ütopik gelebilir, ama ileride ‘Keşke verseymişim.’ diyeceksiniz.” sözleriyle mahkemenin tüm sanıkları tahliye etmesi ve yetkisizlik kararı vermesi talebinde bulundu.
Kaynak: Müyesser Yıldız










