İSRAİL İÇİN KURULAN MÜNAFIK İTTİFAK
Hasan KARADEMİR
ABD emperyalizmi ve Siyonist rejim, Orta Doğu’daki işgal ve tahakküm politikalarını sürdürebilmek adına doğrudan müdahale maliyetlerini düşüren bir “yük paylaşımı stratejisi” izlemektedir. Bu stratejinin en somut tezahürü, “İslâm NATO’su” projesi ve bölge ülkelerini Siyonist hedefler doğrultusunda hizalama gayretidir. Batı emperyalizmi, İslâm dünyasının kendi dinamikleriyle birleşmesini ve anti-emperyalist bir hat oluşturmasını engellemek amacıyla, Müslüman halkların enerjisini iç çatışmalarla tüketmeyi esas alan bir konsept geliştirmiştir. Bölgesel aktörleri kendi güvenlik mimarisinin piyonları hâline getiren bu proje, İslâm coğrafyasını içten çökertmeyi ve Siyonist varlığın güvenliğini Müslüman unsurların eliyle teminat altına almayı hedeflemektedir.
Bu jeopolitik kurgunun arkasındaki istihbarat aklı dekonstrukte edildiğinde, Şin Bet ve ABD strateji merkezlerinin Filistin davasını tasfiye etmek için geliştirdiği sahte “Sünnî Koalisyon” ve “Mekke Anlaşması” paravanları netleşmektedir. “Sünnî İttifak” adı altında pazarlanan bu yapı, mezhep kartını istismar ederek Müslümanları sahte bir düşman algısına yönlendirmekte; asıl işgâlci olan Siyonizm ve ABD emperyalizmini gölgede bırakmaktadır. Müslüman halkların şuurunu bulandırmak amacıyla yürütülen bu operasyon, yapay bir Sünnî-Şiî boğazlaşması kışkırtılarak Filistin’deki zulmün, Mescid-i Aksa’nın işgâlinin ve Siyonist genişlemeciliğin unutturulması esasına dayanmaktadır. Petro-dolar rejimleri, Siyonist varlığa adeta bir “dış muhafızlık” hizmeti sunarak, sun’î mezhep söylemleri üzerinden Kudüs ve Filistin’in özgürleştirilmesi davasını nötralize etmeyi amaçlamaktadır. Sahte diplomatik kılıflarla sunulan bu koalisyon, gerçekte Siyonist rejim için oluşturulmuş bir askerî ve siyasî siperden ibarettir.
İslâm coğrafyasındaki işbirlikçi rejimlerin ve petro-dolar oligarşisinin durduğu yer, Hak katında ve tarih önünde açık bir hıyanet vesikasıdır. Kendi iktidarlarını ve iktisadî imtiyazlarını Batılı efendilerinin merhametine bağlayan bu yapılar, ümmetin izzetini ve kaynaklarını Siyonist hedeflere peşkeş çekmektedir. Konunun ahlâkî ve siyasî boyutu tetkik edildiğinde, bu rejimlerin sergilediği tutumun basit bir diplomatik tercih değil, doğrudan doğruya İslâmî bünyeyi içten kemiren bir münafıklık vasfı olduğu görülür.
Çöle İnen Nur tefekküründe resmedilen Mekke’nin faizci, servet delisi, tefeci ve statüko bekçisi Kureyş aristokrasisi (Ebu Cehl zihniyeti) ile günümüzün petro-dolar rejimleri arasında sarsılmaz bir ruh bağı bulunmaktadır. Cahiliye Mekke’sinde sömürü çarklarını yürüten Kureyş seçkinleri, kararlarını Dâr-ül-Nedve adı verilen mecliste alır, Şam-Yemen transit ticaret yollarını ellerinde tutarak servetlerine servet katarlardı. Onların bütün dünyası; ellerindeki hassas terazilerle miskal miskal altın tozunu, gümüş külçeleri ve ham altını tartmak, faiz ve tefecilik çarklarıyla insanlığı emmek üzerine kuruluydu. Hakikat geldiğinde ise sırf bu sömürü düzenleri bozulmasın diye itiraz etmişlerdi; nitekim küfür kuduzu Ebu Cehl, Bedir Savaşı’nda can verirken bile bir çiftçinin eliyle öldürülmüş olmanın ezikliğini dile getirecek kadar kibirli ve aristokrat bir karanlığa batmıştı. Günümüzde Sam Amca’nın ve Siyonizm’in bekçiliğine soyunan petro-dolar oligarşisi de tam olarak bu Dâr-ül-Nedve kafa yapısıyla hareket etmektedir. Borsa, faiz, bileyisiz servet ve finans hesaplarıyla Batılı efendilerine göbekten bağlanan bu rejimler, cahiliye dönemi Kureyş aristokrasisinin modern çağdaki doğrudan varisleridir.
Batı emperyalizmine uşaklık eden bu kadrolar, İslâm’ın amir hükmü olan “Hâkimiyet Hakkındır!” düsturunu alenen çiğnemektedirler. İlâhî hâkimiyet ilkesini terk ederek kâfirlerin siyasî, askerî ve iktisadî otoritelerine râm olan bu yapılar, Kur’ânî tabirle münafıklık alametlerini bünyelerinde toplamışlardır. Kendi halklarına karşı müstebit ve zalim, Batılı efendilerine karşı ise son derece ezik ve itaatkâr olan bu kadroların hıyanet göstergeleri şu maddelerde billûrlaşmaktadır:
Filistin’e İhanet ve Siyonizmle Normalleşme: Mescid-i Aksa ve Filistin direnişini yalnız bırakarak İsrail’e askerî ve iktisadî kalkan olma.
Servet ve Kaynakların Emperyalizme Peşkeş Çekilmesi: Müslüman halkların kaynaklarını, petro-dolara tedavül ederek Batılı efendilerin silâh ve finans merkezlerine akıtma.
Kör Mezhepçilik Kışkırtıcılığı: Kendi tahtlarını korumak için Siyonist aklın çizdiği mezhep çatışması senaryolarında piyonluk yapma.
İşbirlikçi rejimlerin bu sarahat kazanan hıyanet tablosu deşifre edildikten sonra, Müslümanların sahte lider taslaklarını reddederek hakiki vahdeti hangi epistemolojik ve fikrî zemin üzerinde inşa edeceğini ortaya koymak şarttır.
Küfrün tek bir millet olarak İslâm beldelerini kuşattığı, başta Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî, Mescid-i Aksa ve bilumum Müslüman topraklarının işgâl altında inlediği bir vasatta, Müslümanların asıl düşmanı unutup yapay mezhep gerilimleriyle birbirini boğazlaması muazzam bir akıl tutulması ve ağır bir cinayettir. Siyonist stratejistlerin laboratuvarlarında üretilen Sünni-Şiî çatışması senaryoları, ümmetin esas düşmana karşı birleşmesi hamlesini kırmak için tasarlanmış bir tuzaktır. Yapay ayrışmaların arkasındaki emperyalist aklı görmeyip namluları din kardeşine yöneltmek, küfrün ekmeğine yağ sürmekten başka bir mânâ taşımamaktadır. Bu meşum tablonun aşılması, ancak sahte mezhepçi kışkırtmaların reddedilmesi ve aslî düşmana odaklanılması ile mümkündür.
Bu yakıcı kriz karşısında yegâne çıkış yolu; Üstad Necip Fazıl’ın temelini attığı ve Mütefakkir Salih Mirzabeyoğlu’nun sistemleştirdiği “İslâm’a Muhatap Anlayış” disiplinidir. İslâm’a Muhatap Anlayış; değişmez ilâhî hakikat ile zaman ve mekânın dinamik talepleri arasında köprü kuran tefekkür metodolojisidir. Bu disiplin, bir taraftan dini sadece donmuş kalıplardan ve biçimsel şekilcilikten ibaret sanan “kabukçu taklitçiliği” ve zahir meddahlığını yıkarken; diğer taraftan Batı düşüncesinin karşısında ezilerek dini yozlaştırmaya çalışan modernist tahrifatı kökünden kazır. Çağı İslâmî ölçülerle yargılama, Doğu ve Batı tefekkürünü süzgeçten geçirme ve İslâm’ın mutlak doğrusunu aksiyon sahasına indirme iradesi olan İslâm’a Muhatap Anlayış, ümmetin fikrî ve siyasî dağınıklığına son verecek tek tutarlı zemindir.
Tarihî süreçteki Tevhid çizgisi incelendiğinde, peygamberlik öncesi dönemin karanlığında yükselen adalet ve birlik çığlıkları bugünümüze ışık tutmaktadır. Çöle İnen Nur metninde yer aldığı üzere, Yâd kabilesinin reisi Kuss bin Sâide’nin Ukâz panayırında Kızıl Tüylü Devesi üzerinde okuduğu tarihî hutbe, kâinatın geçiciliğini ve geleceğe matuf Tevhid müjdesini ilân etmiştir: “Yaşayan ölür, ölen fena bulur… Gökte haber, yerde ibret alınacak işaretler var… Allah’ın gelecek bir Peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakındır…” Kuss bin Sâide’nin bu haykırışı, bâtıl sistemlerin çökmeye mahkûm olduğu ve hakikatin mutlak galebe çalacağı fikrinin tarihî bir teyididir.
Yine Cahiliye döneminde Kureyş kabilelerinin kargaşalığa ve ahlâk fesadına karşı kurduğu Hilf-ul-Fuzul (Erdemliler İttifakı), haksızlığa karşı ortak duruşun bizzat Peygamberî tasdike mazhar olmuş örneğidir. Abdullah bin Cüd’ân’ın evi dâhilinde gerçekleşen ve Allah Resûlü’nün gençlik yıllarında iştirak ederek ileride “İslâmiyet sadece hakkın yerine gelmesi ve mazlumun nusret bulması için nazil oldu; bugün bile o ahde dayanılarak imdat istense derhal yetişirim” buyurduğu bu ittifak, adalet ve dayanışma ruhunun nizâmlaşmış halidir. Günümüz İslâm dünyasında, Tevhid ufku ve Hilf-ul-Fuzul’un zulme karşı tavizsiz adalet anlayışının pırıldaması, eşya ve hadiselerin “İslâm’a Muhatap Anlayış” süzgecinden geçirilerek hakiki vahdete ermekle mümkün olacaktır.
Teorik, tarihî ve fikrî zemini sağlamlaştırılan bu vahdet anlayışı, Müslümanların emperyalist kuşatmayı dağıtıp mutlak kurtuluş nizâmını ikâme etmesinin yegâne kaldıraç noktasıdır.
ABD ve İsrail güdümlü, “Sünni Koalisyon” veya “Mekke Anlaşması” maskeli yapıların münafıkane karakteri tamamen deşifre olmuştur. Batı emperyalizminin ve Siyonizmin bölgedeki uzantısı olan petro-dolar rejimlerinin, ümmeti içten çökertme plânlarındaki piyonluk ve kaldıracın dayanak noktası rolleri ayyuka çıkmıştır. Yapay mezhep çatışmalarıyla Müslümanların enerjisini emen, Filistin davasını izole etmeye çalışan ve Siyonist varlığa kalkan olan bu sahte ittifakların hiçbir meşruiyeti ve geleceği yoktur. İslâm dünyasının kurtuluşu, Batı’nın çürümüş sistemlerine veya satılmış rejimlerin sahte diplomatik manevralarına değil, İslâm’ın kendi öz ruhundan doğan ihtilâlci dünya görüşüne bağlıdır.
Müslümanların Siyonist-Haçlı tuzağını bozması, izzetini yeniden kazanması ve cihanşümûl bir nizâm kurması için elzem olan kurtuluş düstûrları şunlardır:
Asıl Düşmanın Tespiti: ABD ve İsrail odaklı Haçlı-Siyonist ittifakın birincil hedef olarak kodlanması.
Mezhepçi Kışkırtmaların Reddi: Yapay Sünni-Şiî gerilimlerinin reddedilip Tevhid merkezli Büyük Doğu şuuruyla hareket edilmesi.
Başyücelik Nizâmı: Sahte Batılı sistemler ve satılmış rejimler yerine İslâm’ın kendi ruhundan doğan, İslâmî Devlet Modeli olarak tecessüm eden Başyücelik ideâlinin ikâme edilmesi.
Büyük Doğu-İBDA mimarisinin devlet modeli olan Başyücelik Nizâmı, bölgeyi emperyalizmaya karşı birleştirecek, böylece dünyaya örnek olacak, Batı’nın kokuşmuş demokrasilerini, lâik ulus-devlet lafazanlığını ve işbirlikçi krallıkları çöp tenekesine atacak yegâne alternatif devlet yapısıdır. Başyücelik; “Hâkimiyet Hakkındır” ilkesinden taviz vermeksizin, Başyüce’nin temsil ettiği ulvî irade ve Yüceler Kurultayı’nın hikmetli denetimi altında, İslâm adaletini zamana mühürleyen devrimci ve kuşatıcı bir nizâm şeklidir. Bu nizâm, sahte Sünnî koalisyonların ve Batı uşağı petro-dolar krallıklarının meşruiyet sahtekârlığını yerle bir ederek ümmetin siyasî vahdetini gerçek anlamda teminat altına alacaktır.
Nihai çağrımız; Necip Fazıl’ın Çöle İnen Nur vesilesiyle vurguladığı, “eskimeyen biricik yeni ve solmayan biricik renk” olan Peygamberî hakikate ve bu hakikatin çağımızdaki aksiyon cephesi olan Büyük Doğu-İBDA şuurunadır. Bütün zaman ve mekâna memur Kâinat’ın Efendisi’nin getirdiği ölçüler, devrimci ruh ve sarsılmaz ilkeler, sahte nizâmları yıkarak Başyücelik ideâlini kuracak yegâne kuvvettir. Müslümanlar, Siyonist muhafızlığı yapan sahte koalisyonları çöplüğe atarak, Büyük Doğu-İBDA bayrağı altında hakiki vahdeti ve kâinat çapındaki nizâmı kurmakla mükelleftir. Kurtuluş, hakikate esaretle başlayan ve Başyücelik ideâlinde tecellisini bulan mutlak İslâmî aksiyondadır.










