ÇOK KUTUPLU DÜNYADA TÜRK İSLÂM KUTBU; TÜRKİYE!
Suat KÜRŞAT
Ukrayna savaşı ve ardından 7 Ekim hareketi ile yeni boyutuyla oluşan Filistin cephesi, Türkiye ve dünya açısından tek kutuplu dünya ve Anglo-Sakson hegemonyasından çıkış yolunu araladı. Bu cepheler, Anglo-Sakson hegemonyasından kurtuluş için büyük fırsatlar sundu. Rusya’nın kararlı duruşu bir çok ülkede hesaplaşma zemini oluşturdu. Afrika’da Fransa ve İngiltere’nin sömürge saltanatı sarsıldı. Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traore örneğinde olduğu gibi, önce Fransız güçlerini ülkesinden çıkarıp ardından, “başka ufuklara bakmak istiyoruz, çünkü kazan-kazan ortaklıkları istiyoruz” diyerek Anglo-Sakson hegemonyası karşısında çok kutuplu dünya isteği dile getirildi.
“İnsan ancak düştüğünü idrak ederse kalkmak zaruretini duyar.” (Alexis Carrel/Uyanın İnsanlar) Bu yönelimleri “düştüğünü idrak” olarak görmek mümkündür. Kalkma iradesi bu şekilde gösteriyor kendini!
Anglo-Sakson hegemonyası ilk defa dışarıdan bu kadar sıkışmış durumda. Fakat asıl sıkışma, kendisini içeride gösteriyor. Gerek Teksas valisinin ABD yönetimini geri adım attırması ile gerek ise son günlerde tanık olduğumuz Avrupa çiftçilerinin itiraz ve eylemleri ile Batı’nın kendi içinde yanan cehennem ateşinin dumanları daha da net görünür hale geldi! Bu dumanlar arasından dikkatle bakıldığında görünen hakikat; Batı, kendi doğurduğu canavar tarafından yenilmek istemeyenler ile bu canavarı büyütmek isteyenler arasında büyük hesaplaşma aşamasındadır!
Genel olarak Batı, özel olarak da ABD içinde gün yüzüne çıkan sorunlar bugünün değil daha köklü sorunların göstergesidir. Örneğin ABD’de, sorunların temelinde ABD’nin, daha doğrusu küreselcilerin İsrail’e aktardıkları kaynaklar geliyor. Avrupa çiftçilerinin Ukrayna için ortaya koyduğu tepkiler, ABD için de İsrail özelinde yükseliyor. Zira, “İsrail ABD’den aldığı yardımı nasıl harcadığına dair hesap vermek zorunda olmayan tek ülke” (*) olduğu gibi, “1976’dan beri en fazla doğrudan yıllık ekonomik ve askerî yardım alan ve ikinci dünya savaşından beri de toplamda en fazla yardım alan ülke” (*) olmuştur. İsrail’e aktarılan bu kaynaklar elbette sorun teşkil ediyor ve tepkiye dönüşmüştür. Fakat, bu kaynakların aktarılması için yönetimi de şekillendirmek zorundalar. “Washington Post’un yaptığı değerlendirmeye göre, Demokrat Parti başkan adaylarının seçim için gerekli olan paranın yüzde 60’ını elde etmeleri Yahudi destekçilere bağlı” (*) olduğu için gerilimin ana hedefine Siyonizm’in oturması kaçınılmazdır. Teksas olayını buradan da okumak faydalı olur.
Türkiye, bu süreçte millî devleti yok etmek isteyen, millî kimliğini yok sayan hegemonyaya karşı kendi varlığını korumak ve beraberinde tarihî misyonunu üstlenmek zorunda kalacaktır. Hem kendi varlığını hem de tarihî sorumluluk gereği varlığını korumak zorunda olduğu kardeş devlet ve topluluklara öncülük etmek durumundadır.
2021 yılında 103 emekli amiralin yayınladığı bildiride hatırlanacağı üzere, “Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin ikinci dünya savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz” denilmiştir. Burada “istemeden” ifadesinde dikkatle düşünülmesi gereken, Karadeniz’e kuvvet yığmak isteyen ABD’nin Türkiye’yi istenmeyen bir savaşa çekme plânıdır. Bu plân aynı zamanda Türkiye’nin, kendi içinde köklü kamplaşmalar olan Anglo-Sakson hegemonyasına parya olmasını sağlamak ve Batı adına Ukrayna örneğinde olduğu gibi ileri karakol görevi yaptırmaktır. Türkiye’nin millî bakiyesi dışarıdan ve içeriden zorlanan bu plâna müsaade etmeyecektir. Millî hafızamız, Türkiye’nin, çok kutuplu dünyada, uluslararası düzende hak ettiği yere gelmesini sağlayacak, yeni düzen içerisinde herhangi bir gücün payandası ya da ileri karakolu değil, temsil ettiği değerler dünyası adına eşit bir güç olarak yerini alması için çalışmaya devam edecektir. Bu temsiliyet, çok kutuplu dünya dengesi içerisinde, müttefik güçlerin içinde yer alan ortak tarih ve hafıza mahsulü olan toplulukların varlıklarının da teminatı olacaktır. Onların varlığının göz ardı edilmesi anlamı taşımayacaktır. Bir imparatorluklar dengesi gibi duran çok kutuplu dünyada Türkiye, tarihi misyonunu üstlenirse, bu süreci ideâl bir dünya düzenine evirme imkânı da bulacaktır. Çok kutuplu dünya ideâl bir düzen oluşturmasa da ideâl düzene geçiş zemini olabilir!
(*) İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası/John J. Mearsheimer










