DÜNYA SAVAŞININ EŞİĞİNDE ÇİN’İN NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ KOZU
Ulaş TUNCA
Hafif ve ağır Nadir Toprak Elementleri (NTE); jet motorları, füze sistemleri, uzay teknolojisi, iletişim sistemleri, kanser ilaçları, elektrikli ve hibrit otomobiller, akıllı telefonlar, iha ve siha teknolojileri, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, lazerler, radar sistemleri, sonar sistemleri, MR makineleri, nükleer bataryalar, metalürji sanayi, petrol katalizörü, fiber optik teknolojiler, x-ray cihazları, paslanmaz çelik üretimi, nükleer tıp gibi pek çok alanda kullanılan bu elementlerin en mühim 17’sinin sembolleriyle beraber isimleri şunlardır: “La-Lantan, Ce-Seryum, Pr-Praseodim, Nd-Neodimyum, Pm-Prometyum, Sm-Samaryum, Eu-Evropiyum, Gd-Gadolinyum, Tb-Terbiyum, Dy-Disprozyum, Ho-Holmiyum, Er-Erbiyum, Tm-Tulyum, Yb-İterbiyum, Lu-Lutesyum, Y-İtriyum, Sc-Skandiyum”
Toprak cevherinde bulunan bu elementler ayrıştırılırken ortaya çıkan radyoaktif elementlerin ve zehirli atıkların havayı, toprağı, yeraltı sularını, çevreyi kirletme riski ve insan sağlığına olan zararlarının yanında, ayrıştırmanın oldukça maliyetli bir iş olması ve çok fazla enerjiye ve suya ihtiyaç duyulması da menfi yönleridir.
Çin’in bu alandaki üstünlüğü, yüksek tenörlü maden rezervlerinin yüzde 37’sine kendi topraklarında sahip olması değil, bu elementleri arıtım ve işleme kapasitesinin yüksekliği ve ihtiyaç duyulan yüksek teknoloji ve enerji kaynaklarına sahip olması ve maliyetlerinin düşüklüğüyle bu alanda rakipsiz olmasından kaynaklanmaktadır.
Nadir Toprak Elementlerine “stratejik kaynak” hassasiyetiyle yaklaşan Çin, tedarik zinciri ağıyla beraber 20 yıl içerisinde “NTE” madenciliğinde rakipsiz bir konuma yükselerek, dünyada monopol hâline gelmiştir.
ABD, şimdilik esas hasmı olan Çin’in bu alandaki üstünlüğüne rıza göstererek yenilgiyi kabûl etmiş gibi gözükse de tek kutuplu dünya hegemonyasını sürdürmesinin mevcut şartlar altında olanaksızlığını da görerek, kendi kıtasına çekilerek gücünü ikmâl edip, diğer dünya ülkelerini de bu minvalde cepheleşme zemininde yanına alarak, yeni stratejisiyle dünya hakimiyetine doğru taktik adımlar atıyor.
ABD’nin yeni stratejisinde başarılı olabilmesini sağlayacak ve kilit rol oynayacak en mühim ülke Rusya’dır. Rusya’nın bu cepheleşme içerisinde göstereceği tavır, dünya savaşının galibini ve mağlubunu belirleyecektir. Rusya’nın politikası ve tavrı İran sahasında kendini gösterecektir. Putin Rusyası, İran üzerindeki şemsiyeyi kaldırır da İran parçalanır veyahut rejim değişikliğine uğrarsa bu husus bize Rusya’nın ABD ile anlaştığının göstergesi olacaktır.
Rusya’nın tehdit algılamasında esas hasmı İngiltere ve ABD gibi gözükse de, Rusya’yı asıl endişelendiren Sibirya topraklarındaki kaynaklara iştahla bakan Çin’dir.
Ukrayna-Rusya Savaşı’yla Batı’nın ekonomik ambargosuna maruz kalan Rusya, Çin’e yaklaşmış ve enerji ihracıyla ekonomik rahatlama sağlarken Çin’in ihtiyacı olan enerjinin de tedarikçisi olmuştu.
Rusya’nın Batı’nın tehditlerine karşı zorunlu stratejik ortaklık kurduğu Çin’in arka bahçe olarak gördüğü Orta Asya ve Ortadoğu’daki nüfuzunu arttırmasından rahatsızlık duyan Rusya, Ukrayna’da ele geçirdiği bölgeler, nüfûz alanı ve kaynaklardan alacağı pay ile beraber, enerji ihracını alternatif yollarla ve doğrudan hem Avrupa hem de başka coğrafyalara ihrac edebileceği avantajlarına sahip olmasının ve ambargoların kaldırılmasının garanti edilmesiyle, kendi ülke menfaatlerine uygun olacak şekilde Çin’in kolunun kanadının kırılmasına rızâ gösterebilir.
Bu savaşın galibinin olmaması Rusya’nın en çok istediği şey olacaktır. Çünkü sahip olduğu nükleer güç ve enerji kaynaklarıyla Rusya buradan güçlenerek çıkacaktır.
Batı vechesinden Rusya ile anlaşmak, Çin’in Rusya ile işbirliği yaparak Kuzey Deniz rotası üzerinden Batı’ya baskı kurmasının ve savaşı kutuplara taşımasının engellenmesine yönelik menfaatleri de sağlamaktadır.
Rusya ile anlaşma, Balkanlar’da ve Avrupa’da olası çatışma ve gerilimlerin önlenmesine ve NATO’yu bu bölgelerle meşgûl etmeyerek, kuvvet kaydırmasının ve savaşı tek cephede yoğunlaştırmasını da sağlayacaktır.
Rusya’nın İran üzerindeki şemsiyeyi kaldırmasıyla, dış müdahele olmadan İran’ın kendi içinde Batı ile uyumlu bir rejime geçişinin önündeki en mühim engel olarak görülen Devrim Muhafızları gibi derin güçlerin tavrı da bu süreci belirleyecek unsurdur.
İran’ın ABD tarafından vurulmasını en çok isteyen ülke İsrail’dir. ABD’yi bu doğrultuda güdüleyen de ABD derin devleti içerisindeki bu SiyoNazi ekibidir. Epstein belgeleriyle köşeye sıkıştırılan ve kukla gibi oynatılan Trump üzerinden İran ve bölge üzerindeki emellerine ulaşıp, vaadedilmiş topraklar üzerinde hükmünü hâkim kılmanın hesaplarını yapan bu ekibi, ABD menfaatlerine ayak bağı ve sırtlarında bir kambur olarak gören başka ekiplerin varlığı da yadsınamaz. Yüksek ihtimâl Ramazan ayı sonlarına kadar İran’a müdahele veya tam zıddı bir durumda, her hâl ve kârda kaybeden Trump MAGA ekibi olacaktır. ABD derin devleti içerisindeki bu ekiplerin savaşından ya Trump’ın ya da Netenyahu’nun kellesinin gitmesi mukadderdir!..
*
Değişen dünya ve zaman şartlarına göre Türkiye’nin de bu süreçte Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminden çark ederek tekrardan Parlamenter sisteme geçiş hazırlıklarına şahit olabiliriz. Zamanın şartlarına cevap veremeyen mevcut sitemden vazgeçilmesi ve çareyi eskiye dönüşte, denenmişi denemede arayanların hayal kırıklığına uğrayacakları şimdiden bellidir.
Mevcut Cumhurbaşkanı bir dönem daha aday olma şartıyla Parlamenter sisteme geçişe yeşil ışık yakması olasılığı oldukça yüksek bir ihtimâl olarak gözüküyor. Partinin başına oğlunu getirerek mevcut statükonun bir süre daha korunmaya çalışıldığına ve yapılacak olan ilk genel seçimlerde, her kesime mavi boncuklar dağıtan ve yedek kulübesinde bekletilen Anahtar Partisi’nin de, devlet bürokrasisi tarafından, Meclis’te temsil hakkı kazanacak bir konuma gelmesi çalışmalarının hızlandığı ve can ve mal güvenliğinin kalmadığı sokakların da, yeni nesil sokak çete örgütlerine karşı, eski nesil mafyalara zimmetlendiği bir sürece giriyoruz.
Ruhî ve iktisadî buhranın her cepheden vücudu sardığı, oratalığın Batı hayranı sığ ve dıştan kopyacı politikacıların elinde kaldığı, ruhların kamaştığı, akılların büzüştüğü, iradelerin pörsüdüğü, topluma umumî felcin yerleştiği bir hengâmede, sahipsiz ve devletsiz kalan Müslümanların her sahada ve coğrafyada uğradıkları zulümler, baskılar, işkenceler, katliamlar ve zulüm karanlığının en kesif olduğu şu günlerde, Doğu’dan esecek olan nefesin, daralan kalplerimize sekinet, tıkanan idraklerimize aydınlık vereceği günlerin şafağında Rabbimizden gelecek olan müjdelere ve her hayra o kadar muhtacız ki!..










